Fatih Altaylı – Mağdur edebiyatı – HABERTÜRK.
Fatih Altaylı süper bir yazı yazmış. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
“Her Yanımda”
Ellerim senin için aranıyor
Kollarım sana doğru uzanmış
Parmakuçlarımda hissediyorum seni
Dilim dudaklarımın ardında dansta / senin için
Benliğimden yükselen bu ateş
Yakıyor alışık değilim seni görmeye
Yaşıyorum, Yaşıyorum
Her yanımda hissediyorum seni
Soluduğum havayı yoğunlaştırdığını
Hislerime tutunuyorum
İyileşen bu kalbin tadını çıkarıyorum
Ellerim süzülüyor havaya
Ve beni sevdiğini fısıldıyorsun
Ve ben gizli yerimize doğru
Solup gitmeye başlıyorum
Müzik beni çekiyor
Şarkı söyleyen melekler seninle yalnız olduğumuzu söylüyor
Ben yalnızım seninle ve melekler deYaşıyorum
Yaşıyorum
Her yanımda hissediyorum seni
Soluduğum havayı yoğunlaştırdığını
Hislerime tutunuyorum
İyileşen bu kalbin tadını çıkarıyorum
Böyle ağlıyorum
(Kutlu)
Işık beyaz
Ve seni görüyorum
Yaşıyorum
Yaşıyorum
Yaşıyorum
Her yanımda hissediyorum seni
Soluduğum havayı yoğunlaştırdığını
Hislerime tutunuyorum<
İyileşen bu kalbin tadını çıkarıyorum
Al elimi
Sana veriyorum
Şimdi sahipsin bana
Her neysem tümüme
Beni asla terk etmeyeceğini söyledin
İnanıyorum sana
İnanıyorum
Her yanımda hissediyorum seni
Soluduğum havayı yoğunlaştırdığını
Hislerime tutunuyorum
İyileşmiş bu kalbin tadını çıkarıyorum
“All Around Me”
My hands are searching for you
My arms are outstretched towards you
I feel you on my fingertips
My tongue dances behind my lips for you
This fire rising through my being
Burning I’m not used to seeing you
I’m alive, I’m alive
I can feel you all around me
Thickening the air I’m breathing
Holding on to what I’m feeling
Savoring this heart that’s healing
My hands float up above me
And you whisper you love me
And I begin to fade
Into our secret place
The music makes me sway
The angels singing say we are alone with you
I am alone and they are too with you
I’m alive
I’m alive
I can feel you all around me
Thickening the air I’m breathing
Holding on to what I’m feeling
Savoring this heart that’s healing
So I cry
(Holy)
The light is white
(Holy)
And I see you
I’m alive
I’m alive
I’m alive
And I can feel you all around me
Thickening the air I’m breathing
Holding on to what I’m feeling
Savoring this heart that’s healing
Take my hand
I give it to you
Now you own me
All I am
You said you would never leave me
I believe you
I believe
I can feel you all around me
Thickening the air I’m breathing
Holding on to what I’m feeling
Savoring this heart that’s healed
Ahmet Haldun Terzioğlu’nun üç kitabını bir Ankara dönüşü AŞTİ’deki kitapçılarda gördüm. Yazarı tanımıyordum, ama kitaplar ilgimi çekti. Tarihi romanlar içinde okumak, o zamanların havasını hissetmek açısından çok daha iyi oluyor.
Teoman Han, Mete Han, Kiok Han… Terzioğlu muhteşem bir iş çıkarmış. Sadece üçüncü kitap birazcık yavan kalmış diğerlerine göre. Ama Mete Han gibi bir insanın ardından gelen bir kişinin hayatı da babasına göre biraz daha yavan kaçınılmaz olarak.
Teoman Han, Hunları ilk kez birleştiren lider. Oğlu Mete Han büyük olumsuzluklarla savaşarak, içinde bulunduğu zamanın çok ötesinde bir devlet organizasyonu oluşturmuş bir lider. Muhtemelen gelmiş geçmiş tüm Türkler içinde en önemli birkaç tanesinden biri.
Mete Han’ın MÖ 230 civarlarında doğmuş olduğu düşünülürse yaptıkları belki daha iyi takdir edilebilir. Günümüze kadar gelen Türk devlet ve ordu geleneğinin kurucusu.
Eğer tarihi okul kitaplarındaki ezberlenen savaş tarihleri olarak görmekten sıkıldıysanız… Kuru bilimsel ifadelerle ruhsuz metinler olarak görmekten sıkıldıysanız… Tarih kitabı adı altında sırılsıklam tarafgirliklerden ve buram buram duygu sömürülerinden yıldıysanız… Terzioğlu’nun kitaplarından tarihimizin ilk devletinin kuruluş zamanlarında doğru bir yolculuğa çıkın. Memnun kalacaksınız.
Terzioğlu’nun çalışmalarını takip etmek isterseniz: http://ahmethaldunterzioglu.com/
Bilimsel çalışmalar açısından yeterli bir durumda olduğumuzun söylenemeyeceği kesin. Ama acaba bir yandan da bilim fazla mı abartılıyor?
Öyle ya, bilimin kendisi şüpheci yaklaşımı gerektirir. Bilimin kendisiyle ilgili, ya da daha doğrusu etkileriyle ilgili şüpheci yaklaşmak da doğru olmalı bu durumda.
Mesela Avrupa’daki sosyal bilimlerin gelişiminde toplum hayatına olan etki konusunda ciddi şüphelerim var. Avrupa’nın kendini yeniden üretebilme yeteneği konusunda bu çalışmaların etkisi iyi incelenmeli. (ABD’de aynı etkiyi görmediğimi söylemeliyim.)
Avrupa’da aile yapısının büyük ölçüde çözülmesi, toplumun kendini yeniden üretmekte zorlanır hale gelip göçmen çalışanlara muhtaç konuma gelmesi ve bir yandan da çok derinlerde hala çok güçlü bir şekilde saklı olduğunu düşündüğüm Avrupa-merkezci ve hatta ırkçı yaklaşımların göçmenleri hazmedememesi… Avrupa’nın biliminin Avrupa’nın bu sorunları konusunda nasıl bir faydası oldu acaba?
Son haftaların gündeminde beni rahatsız eden iki konu var:
1. Yahudilere ve İsrail’e yönelik vehmedilen ‘beceri’
2. Kendi ülkemize ve insanlarımıza yönelik vehmedilen ‘becerisizlik’
Kimseye ırk ya da din olarak karşı değilim, yaftalama, sınıflama, aşağılama çabası içinde de değilim. Ama insaf!
Son yüzyıla kadar tüm dünyada kendine bir devletlik yer edinememiş, dünyanın en horgörülmüş milletlerinden olmuş ve asırlarca sürünmüş bir millet var. Sizce bu hangisi?
Devlet olduğundan beri vatandaşlarına bir huzurlu ortam oluşturamamış, bir türlü savaş ve terör geriliminden çıkamamış, komşularıyla ölümüne düşman durumunda olan bir devlet var. Sizce bu hangisi?
Faizle ilgili olarak kendinden olmayanları insan yerine koymadığı için, kendi dininden olmayanlara faizli borç vermekten çekinmediği için tefeciliği meslek edinmişken, tarım toplumundan para toplumuna geçişle bireyleri bankerlik, bankacılık gibi konulara terfi etmiş ve dünyanın yeni halinde çok zengin bireylere sahip olmuş, bu zengin bireylere rağmen hala kendine huzurlu bir ülke oluşturamamış bir millet var, sizce bu hangisi?
Sayılabilecek daha çok şey var, ama bu kadarı yeter sanırım.
Kitapçılardan uzak durmaya çalışıyorum. Aslında D&R’a karşı epeyce bir bağışıklık geliştirdim. Artık D&R’a yeni neler var diye bakmaya girip hiç kitap almadan çıkmayı başarabiliyorum. Evimdeki ana kütüphanenin karşısındaki okunmayı bekleyen kitaplar için ayırdığım kitaplıktaki birkaç yüz kitap beni daha seçici olmak zorunda bırakıyor.
Ama yolum Ankara’ya düşünce işim daha zor. Dost Kitapevi’nin kitap dizilimi ve size sunduğu çeşitler, kitap almadan çıkmayı neredeyse imkansız hale getiriyor.
Bayramdan önceki iki hafta boyunca Ankara’da verdiğim eğitimler sırasında, daha ilk günlerde Bilkent’teki Dost’a uğradım yine. Aldığım kitaplardan biri Bahri Karaçay’dandı: Yaşamın Sırrı DNA.
Genetik ve genetiğin geleceğe etkileri kafamı kurcalayan ana konulardan birisi uzun zamandır. Yazdığım öykülerden birinde (Birleşik Soylar, bu blogda yukarıdaki menüden Eserlerim ve Öykülerim yoluyla erişebilirsiniz. Kısa yol koymuyorum, başka neler var onu da bir görmüş olun menüde…) ve yazmayı düşündüğüm bir romanda genetik önemli bir arka plan oluşturuyor. Kitabı görünce sadece içindekilere şöyle bir göz atarak hemen aldım.
Ankara’da şirketin evinden iftar yemeğini yediğim plazaya gidiş dönüşlerde ve yemekleri beklerken okudum ilk yarısını. Kalanı da Bayram için yaptığım yolculuklarda. Süper bir kitap!
Bölüm başlıklarını ve içeriklerini kısaca sunayım size. Bu konularla ilgileniyorsanız kaçırmayın derim. (Bahri Karaçay’ın ve kitabın resmi web sitesine gitmeyi de tercih edebilirsiniz: http://www.bahrikaracay.com/turkce/ )
1. Bölüm: Üstün Irkı Yaratmak: Eugenik Hareket.
Bu bölümde köpekten değil de sahibinden korkmak gerektiğini bir kez daha anlıyoruz. Sakıncalı olabilecek şey, genetiğin kendisi değil, onu kullananların kafa yapıları. Hitler, genetik kullanmadan da neler yaptı biliyorsunuz… Eugenik hareketin nazilere özgü olmadığını bilmek ve işin detaylarını öğrenmekte fayda var.
2. Bölüm: Ölümsüz Sarmal
DNA’ya giriş
3. Bölüm: İnsanlığın Kökeni: Afrika’da Başlayan Yolculuk
İnsanlığın kökeninin tek bir anne babaya dayandığının bilimsel olarak ispatlandığını okumuştum. Bu bölümde biraz uzak geçmiş anılıp bahsi geçen ispatın genetik açısından nasıl mümkün olabildiği anlatılıyor.
4. Bölüm: Yaşam Kitabının Okunması: İnsan Gen Haritası
İnsanın gen haritasının ortaya çıkarılması nasıl mümkün oldu? Bu ne demek? İş bitti mi, yoksa yeni mi başlıyor? Bu soruların cevapları bu bölümde.
5. Bölüm: Gen Avı: Hastalık Genlerinin Keşfi
Haritayı okumak için gidilmesi gereken yolda önemli bir menzil. Öte yandan genetik bilgilerinin pratik olarak insan yaşamını etkileyen önemli bir uygulama alanı…
6. Bölüm: Kanser
Genetikle ve genetik mutasyonlarla ilgili belki en önemli ve yaygın hastalıklar grubu.
7. Bölüm: Altın “Yumurtlayan” Koyun
Şu kopyalama işi nedir, öğrenelim. Nasıl gelişti? Ne gibi etkileri olabilir? Bitkilerde bu işi aslında binlerce yıldır nasıl yapıyoruz?
8. Bölüm: Duyguların Molekülleri
Beyne doğru ilerleyelim…
9. Bölüm: Hafıza Hapı
Sıra Rainman’de. Gerçek Rainman’i tanıyın. Zihinsel kusurlardan sonra zihinsel süper yetenekler… Hafızayı mükemmel hale getirmek genetik olarak mümkün mü? Peki her şeyi hatırlamak aslında iyi mi?
10. Bölüm: Kök Hücreler: Tedavide Mucize
Sadece kök hücrelerin ne olduğunu, nasıl çalıştığını ve gelecek on yılları nasıl dönüştüreceğini hissetmek için bile bu kitabı okumaya değer.
11. Bölüm: Gen Yüklü Truva Atı
Genetik tedavi. İnsanların genlerine nasıl müdahale edilir? Hastalıkları tedavi için bu müdahale nasıl kullanılabilir?
12. Bölüm: Ölümsüzlüğün Genleri
Genetik yöntemlerle insan ömrü birkaç katına çıkabilir mi?
13. Bölüm: Genlerle Çevrenin Dansı
Kalıtım mı? Çevre mi? Tek yumurta ikizleri bile çevreden nasıl etkilenerek birbirinden farklılaşıyor?
14. Bölüm: Epigenetik: Kalıtımın Genler Üstü Boyutu
Genler tamamen aynıyken enzimler nasıl farklılaşır? Yiyip içtiklerimizin önemi… Annenizin siz anne karnındayken yedikleri torununuzu nasıl etkiler?
Bölümlerden sadece iki üç tanesi ilginizi çekmiş olsa bile, bu kitabı kesinlikle okumanızı öneririm.
Son olarak bilimsel bir kitap olmakla birlikte, konuyla ilgili ön bilginiz olmadan da okuyabileceğiniz, gayet akıcı yazılmış bir kitap olduğunu belirteyim.