13. Bir Amerikan kabusu: Kazandığından fazla harcamak ne zamana kadar mümkün?


Ya doğru olmayan bir şeyi fark edersek? Ya istenmemesi gereken bir şeyi istersek? Ya yapılması mümkün olmadığı halde inanırsak? Ya kesin bir niyette bulunursak ya da niyette bulundurulursak?

Yanlış bir yolda bilinçsiz yeterli hale gelirsek ne olur?
Mesela kazandığımızdan fazla harcamak konusunda böyle bir durum yaşarsak? Kazandığımızdan fazla harcayabilmemizin mümkün olduğunu fark edersek? Bunu istersek? Buna inanırsak? Buna niyet edersek? Sürekli kazandığından fazla harcayan bir yaşam modeline girersek?

Ne olur? Yanlış hesap Bağdat’tan döner ve bir gün deniz biter.
Amerika’nın başına gelenleri düşünelim bu bölümde. Çünkü benzer olguları Türkiye’de de yaşamamız mümkün.

Farkındalık

Tüm saadet zincirleri, ilk dönemlerde birilerinin yaptıklarının yanlarına kar kaldığını fark etmeleriyle başlar ve hızla gelişirler.

Sadece para toplayıp iş yapmayan bir organizasyon ortaya çıkar. Para toplamakta hayli iyidir, belki iyi bir de başlangıç parası koymuştur. İlk sene para yatıranlar yüzde 70 oranlarına varabilen reel yani enflasyon üzerine bu oranda getiriler elde ederler. Yeni gelenlerin verdiği paralarla önceki girenlere ‘kar payı’ dağıtılmaktadır. Böyle yüksek oranlar sözkonusu olunca insanlar balıklama dalışlar yapmaya başlarlar. Her dönemde bir önceki dönemde sistemde olanlardan çok daha fazla yeni katılan varsa sorun yoktur. Ama bir gün deniz biter. Birşeyler akışı yavaşlatır. Akışın durmasına bile gerek yoktur. Yavaşladığı anda sistem çöker. Birileri paranın büyük bir kısmını götürmüştür.

Böyle hızlı gelişip yıkılan saadet zincirlerini aklı başında olan insanların büyük kısmı fark eder. Ama öyle saadet zincirleri vardır ki, onların çevrimleri bir insan ömrünü bile aşabilir. Bu durumda içinde bulunduğunuz yapının bir saadet zinciri olduğunu anlamak çok kolay olmayabilir.

Amerika’da 1930’lardan beri ülke çapında konut fiyatları hiç düşmemiş olabilir. O yıllarda doğmuş bir insanın 2000’li yıllarda yetmiş yaşında olacağı düşünülürse, ev fiyatlarının hep çıkacağını varsaymak da olası gibi görünüyor.

Ama çıkışı olan her şeyin inişi de vardır. Dikilen dalgalar gün gelir yıkılır da.

Ev fiyatları yükselirken ne olur? Ödeme imkanınız olmayan bir evi uzun vadeli borçla almanız çok sakıncalı olmaz. Diyelim 3 sene ödediniz. Bu dönemde kira da ödemediniz. Yaptığınız ev ödemesini kiraya sayabilirsiniz. 3 yıl sonra da evi aldığınızdan daha yüksek bir fiyata satar, borcunuzu ve faizini kapatırsınız. Evin değer kazanma oranına göre üstüne hatırı sayılır bir para cebinize kalabilir bile.

Çevresinde hep böyle örnekler gören bir insan, eninde sonunda bu formülün farkına varır. Gözünü hırs bürümüş bankalar kredileri çok parlak görünmeyen ya da bir kredi kaydı olmayan insanlara kolaylıkla kredi vermeye başladıkça da, aldıkları riski algılama imkanı en az olan insanlar bile sisteme girmeye başlarlar.

Ama bu deniz de bir yerde biter. Gün gelir o kadar çok ödeyemeyecek durumdaki insana kredi verilir bir yandan da ev fiyatları o kadar şişer ki, ödeyemediği için evini satışa çıkaran insanların sayısı, ev almaya karar veren insanların sayısını geçiverir. Bu dünya arz talep dünyası, bir bakarsınız ev fiyatları düşmeye başlayıvermiş. Ama boyundan büyük borca giren insanlar düşse de satmak zorundadırlar. Onlar sattıkça –ya da bankaları el koyup zararı bir an önce kapatmak için fiyata bakmadan sattıkça- ev fiyatları daha da düşer. Durum öyle bir hale gelir ki, ödeyebilme gücüne sahip insanlar da kalan borçlarının evi satabilecekleri fiyattan yüksek olduğunu görürler. Onlar da borcunu ödememeyi düşünmeye başlarlar.
Amerika’da yaşanan hikayenin bir yönü basitleştirilmiş haliyle böyledir.

Temel sorunsa şudur: Amerika’da insanlar kazandıklarından fazla harcayabileceklerini ‘fark etmiş’ durumdadırlar.

İstek

Çoğu insan kolay elde etmeyi sever. Yine çoğu insana bedelini ödemeden bir şeyleri elde edebilmek düşüncesi tehlikeli derecede cazip gelir.

İyiye de kötüye de meyiller taşıyoruz içimizde.

Kredi kartı kullanımını ele alalım.

Kimi insan, hesapsızca kullanır ve birkaç yıl içinde kredi kartları yüzünden kişisel olarak iflas eder. Kimisi, batacak kadar kötü olmaz ama hep minimum tutarı ödeme alışkanlığına sahiptir. Bağırsaklarında parazit taşıyan bir insan gibi, kazancından önemli bir miktarı sürekli bankasına aktarıyor olduğunu belki de fark etmez bile. Kimi kredi kartı borcunu hep tam öder de, sıkıştığı aylarda ne zarar çektiğini bilerek ödemesini minimum tutarda yapar ve sonraki ilk mümkün olan ayda hesabı yine kapatır. Kimisi ise, harcamalarını hep gelirine uygun olarak ama kredi kartıyla yapar ve gelen her ekstreyi tam öder. Hiç borç bırakmaz geriye, sadece kazandığı puanlardan yararlanır ve ay boyunca olan ödemelerini de ortalama yirmi gün kadar geç yapma şansını kullanır.

Bunlardan hangisi kredi kartını doğru kullanmaktadır? Son ikisi gibi değil mi?

Ama işin özünü düşünürsek, banka o insanlara apaçık kar edecekleri bir sistem niye sunmaktadır ki? Kendisinin zarar edeceğini bile bile?

Çünkü insanların büyük kısmı öyle davranmaya meyilli değildirler. Büyük kısmı bankanın kazanacağı ama kendilerinin kaybedeceği daha üstte yer alan modellerde davranırlar. Yani ödemeleriyle ilgili aksamaları süreklilik haline getirenler sayesinde her zaman tam ödeyenler bir miktar banka üzerinden para kazanmış olurlar. Onların kazanmasını mümkün kılan, diğerlerinin çok daha fazla kaybediyor olmalarıdır bu sistemde.

Peki bu durumda kredi kartını her zaman tam ödeme yapacak şekilde kullananlar doğru bir istek peşinde mi gitmiş oluyorlar?
Buna evet demek de hayır demek de pek kolay değil.

İsteğimizin insani ölçülere göre kabul edilebilir bir istek olup olmadığına karar vermek ne kadar zor!

Bu karışık ortamda neye nasıl inanacağımızı bilemez hale gelebiliriz.

İnanç

Ama birileri bizim kafa karışıklığımızı gidermek için canla başla çalışırlar. Reklam kampanyalarıyla! Bir akşam oturup, televizyonda çıkan reklamların kaçının taksit ve kredi kullanımına yönlendiriyor olduğunu saysanıza. Kaç adet reklam ve reklamların yüzde kaçı?

Bu kadar yoğun bir bombardımana tutulan bir insanın, kazandığından fazlasını harcamayı istemesi de kazandığından fazla harcayabileceğine inanması da normaldir. Çünkü aşırı telkinle bu konuda sağlıklı düşünebilme yeteneğini kaybetmesi sözkonusudur.

Niyet

Sizin niyet etmenize gerek yok. Siz zaten niyet edemeden kredi kartı slibini imzalar bulursunuz kendinizi. Televizyondan, basılı yayınlardan, dış ortamlardaki reklam alanlarından ve alışveriş merkezi vitrinlerinden yüzünüze yansıyan ve aklınızı karıştıran ilanlar, reklamlar, tanıtımlar yeri gelir bir uyurgezer gibi alışveriş etmenize sebep olur.

Yöntem

Tam tüketim toplumunda insanlar kazandıklarının tamamını hatta kazandıklarından daha fazlasını gelir getiren şeylere değil tamamen tüketim araçlarına harcayarak yaşamlarını devam ettireceklerine inanmak için birtakım yöntemler kullanmazlar. Bu yöntemler onlar üzerinde kullanılır.

Bilinçli bir yöntem bulup kendinizi bu olasılıksız durumun olacağına inandırmak zorunda değilsinizdir. Paranın akışını cebinizden kendi ceplerine doğru tasarlayan kişiler, sizi ikna edecek yöntemleri geliştirip sizi bu yöntemlere hedef yaparlar.

Şimdi içinizden malını satmak isteyen tüccarın ne günahı var dediğinizi duyar gibiyim. Aynı şeyi ben de söylüyorum. Bir esnafın, bir üreticinin, bir tüccarın rolü tabii ki satış yapmaya çalışmaktır. Para almadan mal verebilmesi de mümkün değildir zaten. İşi karıştıran araya girip satana parasını verip satın alandan da buna karşılık geleceğine dair ipotek alan sistemler.

Daha büyük sorumlu ise, kendisine yapılanları anlayamayan ya da anlasa da sanki bir başkasına yönelik bir sahne saldırısını izliyormuş gibi seyirci kalan insanlar.

Kendi hedefleri için aktif yöntemler bulup kullanmayan insanların kendi hedefleri için aktif yöntemler bulup kullanan birilerinin yöntemlerine kurban olmaları çok da garip değil doğrusu.

Süreç ve içselleştirme

Bir kişi size deli diyorsa gülüp geçin derler. İki kişi deli diyorsa durup kısa bir düşünün. Kırk kişi size deli diyorsa bir deli doktoruna görünün.

Kazandığınızdan fazla harcayabileceğinizi, gelecekte kesin olarak daha fazla kazanacağınızı, borçlara girerek aldığınız evin kesin olarak değer kazanmaya devam edeceğini bir kişi söyleyince belki muhakeme yapıp acaba diyebilecek haldeydiniz. Ama bunu binlerce kişi yüzlerce ortam üzerinden yıllar boyunca kulağınıza bağırınca dengenizin biraz bozulması son derece olasıdır.

Biz yine krizlere alışık olduğumuz için tersten de olsa biraz şanslı sayılabilecek bir durumdayız. Amerikada kendini bildiğinden beri ulusal seviyede ortalama ev fiyatlarının sürekli arttığını görmüş bir orta yaşta insanı düşünsenize… Ekonomide daralmayı ancak on senede bir en fazla bir iki senelik bir etki olarak görmüş olduğunu da bu bilgiye ekleyin…

Ama her saadet zincirinin bir sonucu vardır. Ülke sürekli tekrar ayağa kalkmayı tekrar tekrar başarsa bile, tasarruf oranı sıfır seviyesinde seyreden bireylerinin bir kısmının canının çok kötü yanacağı aşikar.

Kazandığından fazlasını harcayarak ve bunu sürekli yaparak yaşayabileceğine inanmış, bu inancı içselleştirmiş bir insanın derin bir kriz atlatması bir hayli zor olacaktır.

Kişisel gözlem

Tarih okumayı severim. Özellikle akıcı bir üslupla yazılmış metinleri. Ya da eski devirleri konu alan romanları. Son zamanlarda Roma’yı konu alan çokça belgesel izledim, roman okudum.

Osmanlı ile de epeyce bilgim var. Ve bir Sovyet İmparatorluğunun ihtişamlı dönemlerinden birkaç on yıl geçmeden nasıl da yıkılıverdiğini kendi hayatımda gördüm.

Amerika ve onun değişimleri özellikle ilgimi çekiyor. Bir insan, tek bir ömürde iki büyük imparatorluğun devrildiğini görebilir mi?

Kişilerin alışkanlıkları ve bunlardaki bozulmalar, kişilerin neleri hedefliyor oldukları ve bunlardaki değişimler içinde bulundukları çok büyük yapıları da derinden etkileyebilirler.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s