İçselleştirme aşamasına kadar gelmiş örneklerden sonra, istek aşamasında vazgeçilmiş bir örnekle devam ettik. Şimdi erişilmiş olup olmadığı şüpheli bir hedef daha çıktı karşımıza… en azından benim için… Hızlı okuma.
Farkındalık
Ticari bir etkinliğin hedefi olarak fark ettim daha hızlı okunabileceğini. Bu konuda kurslar açılmaya başlamıştı. Tanıtımlar yapılıyordu. Bir ara çalıştığım işyerinde bir arkadaş grubuyla bir kursa başladım, ama çeşitli sebeplerle devam etmedi. Sonra üniversitede bir arkadaşla birlikte başka bir kursa gittik ve onu bitirdik.
Şu ana kadar anlattıklarımın pek çoğundan farklı olarak, farkındalık bastıran bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmamış oldu. Belki bir ihtiyaç olarak derinlemesine hissedip diğer süreçleri de geçerek bilinçli yetersiz haline gelsem ve böylece yöntem arayışına başlamış olsam, daha parlak bir sonuç elde edebilirdim. Ama farkındalık anından başlayarak hızlı okuma yeterince olgunlaşmamış bir süreç oldu benim için.
İstek
Hızlı okumayla uğraşmaya başladığım dönemlerde, bu kitapta anlattığım süreçlerin çok da farkında değildim. Ama şimdi geriye dönüp bakınca, beni tökezleten önemli etkenlerden birinin istek konusundaki bir karşıtlık olduğunu görüyorum.
Okumayı çok sevdiğim için daha çok okumak istiyordum. Aynı zamanda daha fazla okuyabilmek hızlı okumakla mümkün olabileceğine göre, hızlı okumayı da istediğim kesindi. Ama ne yazık ki, hızlı okumanın ilk kurallarından biri okuma ortamını ilgilendiriyordu. Belirli rahatlıkta, belirli ölçüleri, ışık durumları falan olan okuma ortamları öneriliyordu. Oysa ben otobüslerde oturarak yolculuk ederken kitap okuyordum. Hatta ayakta bir yandan tutunduğum elimle aynı zamanda kitabımı tutarak kafam yukarı doğru garip bir açıyla bakarken bile okuyordum. O zaman pek yapmıyordum ama sonraki zamanlarda yollarda bile okumaya başladım, yürürken yani… Evde kitap okuduğum zamanlarda bile halılara, koltuklara, minderlere uzanarak okumayı seviyordum. Şekil şartlarına uygun olarak okumak dışarıda mümkün değil, evde de alıştığım keyifli pozisyonlara tersti.
Hızlı okumanın şartlarını oluşturmaya yönelik bu isteksizliğim, hızlı okuma ile ilgili isteğimle çatışan bir istekti. Ve bu karşıt isteği ortadan kaldıramıyor ya da etkisini asıl konuya önemli bir engel oluşturmayacak kadar azaltamıyordum.
Oysa bu kitabın başından beri anlattığım ve devamında da anlatıyor olacağım sürecin istek aşamasından sonrasına geçebilmek ya da en azından biraz pürüzlü de olsa geçebilmek için bazı şartlar var: İlgili değişimi istemenize sebep olan tercihen birkaç –ve birbirinden bağımsız- önemli sebep olmalı. Bir de bunun üstüne, bu isteğinizin karşılığında karşıt bir istek olmamalı ya da en azından varsa bu karşıt istek ‘gemlenebilir’ olmalı.
Ben istek aşamasında kaybetmiştim. Sonraki aşamalarla ilgili çalışmalarım oldu ve başlangıçta düşündüğümden farklı bir sonuca ulaştım. O yüzden, ağırlığımın üç katını kaldırabilme yeteneğindeki gibi daha başlarında sonlandırmayacağım bölümü. Sonraki aşamalar bakalım bende nasıl izlenimler bırakmış…
İnanç
İnanç konusunda da önemli bir sorunum vardı ama bu sorun istekteki kadar aşılmaz çıkmadı.
Hızlı okuduğum zaman normal okuma hızımdaki kadar keyif almayacağımı düşünüyordum başlangıçta. Bu da benim hızlı okuyabilmemi engelleyecek bir faktördü. Ama kurslarda edindiğim bilgiler beni bu konuda ikna etti. Beyin okuma hızından –en yüksek okuma hızından bile- daha yüksek bir tempoda çalışabiliyordu. Yavaş okunması durumunda, arada beynin ‘boşta çalıştığı’ devirler olduğu için, dikkatin dağılma ihtimali daha da artıyordu. Yani hızlı okuma hem daha iyi anlamayı hem daha fazla dikkat verebilmeyi hem de daha fazla keyif almayı sağlayabilirdi.
Böylece inanç önündeki son engelim de kalkmış oldu. Ve hızlı okuyabileceğime inandım. Ama tabii ki bir önceki adımdaki problem hala ortadaydı: Hızlı okumayı –en azından her zaman hızlı okumayı- istemiyordum ki! Çünkü o ortam şartlarını sağlayarak okumayı istemiyordum.
Niyet
İstekteki eksikliğim, tam olarak hızlı okumaya niyet etmemi hiçbir zaman mümkün kılmadı. Yaptığım tüm girişimler yarım ağız, yarım gönül, yarım kafaylaydı.
Kesin bir niyet –ya da isterseniz karar deyin ona- olmadan tam bir sonuç elde etmeniz mümkün olmaz. Ama yolda hedefinizi, niyetinizi ve elde ettiğiniz sonuçları değiştirecek kararlar da alabilirsiniz tabii ki. Hızlı okumada süreç sırasında pek olmasa da sürecin sonunda hatta süreç bittikten hayli sonra benim yaptığım gibi…
Yöntem
Hızlı okumada tüm yöntem, resimlerle okumaya dayalı.
Anlatılana göre göz, hareket ettiği anlarda değil, durduğu anlarda okur. Bu sebeple gözü satır üzerinde kaydırır gibi hareket ettirmek çok anlamsızdır. Çünkü aslında kayarak okuma yapılamaz. Yaptığınız sadece her kelimede bir kez durarak okumaktır.
Oysa gözün görebildiği alan bir kelimeden daha fazlasını kapsayabilir. Üstelik kapsadığı kelime sayısı da geliştirilebilir. Hızlı okuma alıştırmaları iki şey yapmaya çalışır: Birincisi gözün bir duruş anında görebildiği kelime sayısını artırmak, ikincisi de gözün bir satır üzerinde daha az duruşla satırı bitirebilmesini sağlamak. İdeal olanı, bir gazete sütununda hatta geniş bir dergi sütununda bile her satır için tek duruşla okuma yapabilmektir. Daha iddialı olanlar bir kitap sayfasında sol üstten başlayıp sağ alta doğru her satır üzerinde biraz daha ileri bir noktada tek bir kez durarak sayfayı okumaya çalışabilirler.
Hayli mantıklı bir süreçti ve bilgisayar alıştırmalarıyla dakikada 400 kelimeye yaklaşacak hızlara çıkabildim. Ama tabii hızlı okumanın kalıcı şekilde tüm okumalarıma yayılabilmesi ve hızımı da giderek artırabilmem için tüm okumalarımı hızlı yapmam gerekiyordu. İstek kısmında anlattığım gibi, bu benim için mümkün değildi.
Bugün yöntem konusunda çok daha vurucu bir nokta biliyorum. Aslında uygulanmış olan yöntemden farklı değil. Ama bu yönteme olan inancı çok daha köklü kılacak önemli bir unsur keşfettim. Tabii ki okuduğum bir başka kitapta!
Bir aynanın karşısına geçin. Aynada bir sağ gözbebeğinize bir sol gözbebeğinize bakın. Sonra gözünüzü sürekli hareket ettirerek bir sağdakine bir soldakine bakmaya devam edin. Önemli bir sorunla karşılaşacaksınız. Bu cümlede hemen açıklamayayım, meraklıysanız eğer önce bir gidip deneyin ve sorunun ne olduğunu kendiniz bulmaya çalışın. O kadar meraklı değilseniz ya da gidip denediğiniz halde ne olduğunu fark edemediyseniz, işte sorun: Gözleriniz hareket etmiyor. Yani değişimli olarak gerçekten bir sağ bir sol gözbebeğinize bakıyorsunuz. Baktığınız şeyi görüyorsunuz da. Ama bu sırada gözleriniz hareket etmiyor. Hareket etmeden iki farklı noktaya nasıl bakabilirler? Bu sorunu ilk denemenizde fark etmediyseniz –ya da o zaman kalkıp aynaya bakmadıysanız- şimdi gidip aynı şeyi bir kere daha –ya da üşengeçseniz şimdi ilk kez- yapın.
Bu mümkün olabilir mi? Bu gariplik herkeste mi var? Yoksa sadece sizde mi? Denemek için aynı şeyi ayna karşısında bir arkadaşınızın yapmasını isteyin ve onun gözlerini izleyin. Hareket ediyor. Peki sizin gözleriniz nasıl aynı işi hareket etmeden yapabiliyor?
Cevap basit: Gözleriniz aslında hareket ediyor ama siz bu hareketi görmüyorsunuz, çünkü zamanın önemli bir bölümünde gözleriniz kör. Çünkü gören gözler değil beyin.
Gözler saniyede yaklaşık beş kez iki nokta arasında hareket ederler. Bir resme bakarken bile fark etmediğimiz bu hareketler devam eder. Gözlerimiz birer fotoğraf makinesidirler. En iyi çalışan kısmı tam ortasındaki küçük bir bölümdür. Bu bölüm çeşitli noktalara bakarak çektiği resimleri beyne gönderir. Beyin bu resimleri ve başka bir sürü algıyı birleştirerek izlediğimiz dünyanın üç boyutlu bir temsilini zihnimizde oluşturur.
Konumuz açısından ilginç ve can alıcı bir noktaya geliyoruz: Gözler saniyede beş kez yaptıkları bu hareketin hemen öncesinde görmeyi bırakırlar ve hareket bittiği anda tekrar görür hale gelirler. Yani hareket esnasında gözlerin görme işlevi yoktur. Aynada gözlerinizin hareket ettiğini görememenizin sebebi bu. Bu büyük iddianın reddedilemez ispatı da aynada gördüğünüz. Gözleriniz sağ gözünüzün aynadaki yansımasına bakmaktan sol gözün yansımasına hareket etmeden hemen önce kör oluyorlar ve bakışlarınız sol gözün yansımasında durduğu anda da yine görmeye başlıyorlar. Böylece ne kadar hızlı bir şekilde iki nokta arasında geçiş yapsanız da aynada gözlerinizin hareket ettiğini göremiyorsunuz.
Hızlı okuma alıştırmalarına başlamadan önce bu deneyi yapmış olsaydım, sanırım yöntemi çok daha inançlı bir şekilde uygulamaya çalışırdım.
Süreç
Hızlı okumayı sağlayacak taktikleri içeren yöntemi bir kursta uygulamak en mantıklısı. Kitap alıp, hatta program alıp kendi kendinize de uygulamayı deneyebilirsiniz. Ancak bir eğitmen gözetiminde ve sizinle aynı amaca sahip insanlarla birlikte çalışmaya başlamak daha hızlı ilerleyebilmenizi sağlayacaktır.
Beyinle ilgili pek çok konuda olduğu gibi, hızlı okumayı da yerleştirebilmek için sürekli, bıkmadan ve fazla ara vermeden bu teknikleri çalışmanız gerekir. İşin zor kısmı da bu zaten. Maymun iştahlıysanız, hızlı okumayı öğrenmek pek becerebileceğiniz bir şey değil.
İçselleştirme
Hızlı okumayı kararlılıkla o kadar çok kere –binlerce? milyonlarca?- uygulamalısınız ki, hızlı okuyor olduğunuzu fark etmeden hızlı okuyabilmelisiniz. İçselleştirme böyle olur herhalde. Bilmiyorum, çünkü ben hızlı okumayı içselleştiremedim. Ama bir sonraki bölümde olan hızlı yazmayı içselleştirdim ve hızlı yazmada gerçekten aslında hızlı yazıyor olduğunuzu bile fark etmeyecek hale gelebiliyorsunuz. Birinci tekil şahıstan tecrübeyle söyleyebiliyorum bunu.
Kişisel gözlem
Hızlı okumayı başlangıçta hedeflediğim şekilde başaramadım. Ama hızlı okumayla ilgili çalışmaların bana önemli faydaları oldu. Size aktarmak isteyeceğim dikkate değer unsurları şöyle bir sıralayalım:
- Bir bütün olarak ulaşamadığınız bir hedefin bile size yanal faydaları olabilir. Hızlı okuma çalışmalarının bana böyle yanal faydaları oldu. Kesin bir ilişki oluşturabildiğim birkaçı şunlar:
- Üniversite yıllarında masaüstü yayıncılık üzerine çalışmıştım. Görev tanımım içinde metin düzeltme (tashih ve redaksiyon) çalışmaları da vardı. Her hafta her hafta aynı şeyleri yapa yapa metinlerdeki –normalde insanların görmeden üzerinden geçtiği- harf hatalarını bile görme –ve ne yazık ki- işaretleme hastalığına kapılmıştım. Zevk için okuduğum bir romanda bile hataları işaretlemeden geçemiyordum. Ne yazık ki Türkçe pek çok kitapta da o kadar çok yazım hatası var ki… Hızlı okuma çalışmaları bu bıktırıcı alışkanlığımdan kurtulmamı kolaylaştırdı.
- Çocukluğumdan beri başladığım kitabı bitirme alışkanlığım vardı. Kitap çok sıkıcı olsa bile satır satır sonuna kadar okumaya çalışırdım. Hızlı okuma çalışmaları sayesinde beğenmediğim bir kitabı bırakabilmek hatta gönül rahatlığıyla bırakabilmek mümkün oldu. Sonraları bir türev fayda daha ortaya çıktı: Bir kitap ilgimi çekmemeye başladığı zaman her paragrafın ilk birkaç cümlesini okuyarak ilerlemeye başladım. İleride bir yerde kitap tekrar ilginç hale gelirse, normal okumaya geçiyordum. Bir müddet bu taktiği kullandığım halde kitap ümit vermeye başlamıyorsa, tamamen bırakıyordum.
- Her zaman olmasa da hızlı okumaya uygun bir ortam olduğu zaman, öğrendiğim taktikleri kullanabileceğim fark ettim. Kısa zamanda gözden geçirmem gereken metinler için hızlı okuma taktiklerini kullanmaya başladım.
- İstek aşamasıyla ilgili yetersiz verileriniz varsa ya da önemli karşıt istekleriniz varsa, bir hedefi gerçek anlamda ele geçirmeniz ya tamamen imkansız ya da çok zordur. Akıntıya karşı yüzmek gibi olacaktır. Akıntıya karşı da yüzülebilir elbette, ama akıntının yönünü değiştirme ihtimaliniz varsa, baştan bunu yapmak çok daha anlamlı olacaktır. Çoğu zaman gerçekten istediğimiz bir şeyi ne kadar istediğimizi tam olarak fark etmediğimiz için, ya da ortadan kaldırılabilecek bir karşıt istekle baştan hesaplaşmadığımız için, bir hedefimiz konusunda –çoğu zaman anlamlandırmayı bile başaramadığımız- içsel çekişmeler yaşarız. Kendi içinde çatışma yaparak bir hedefe doğru yürümek pek kolay olmasa gerek.
- Kapsam daraltmak, genişletmek ya da değiştirmek, değişim yönetiminiz iyiyse kabul edilebilir bir yaklaşımdır. Maymun iştahlılıkla yönetilen bir değişiklik arasındaki farkı iyi algılamak gerekir. Maymun iştahlılıkta, belirli gerekçeler olmadan ve yeterince çaba sarf etmeden hızlı bir şekilde hedef değiştirirsiniz. Bu değişim o kadar hızlıdır ki, hiçbir şeyi elde edemezsiniz. Ama sürekli bir çaba içindesinizdir ve bu yönsüz çabayla kendinizi avutursunuz. Oysa değişim yönetiminde, hedefinizle ilgili geldiğiniz durumu ve nasıl ilerliyor olduğunuzu sürekli olarak sorgularsınız. Gayeniz hedefinizi elde etmektir. Ama hedefle ilgili uyumsuzluklar, aşılamaz zorluklar, ya da alternatif fırsatlar gibi elle tutulur algılamalarınız olduğunda, enine boyuna biraz düşünüp değişiklikler yapabilirsiniz. Bu değişiklik hedeften tamamen vazgeçme gibi radikal bir değişiklik de olabilir. Ama daha büyük olasılıkla, hedefi biraz küçültmeniz, hedefinizi büyütmeniz ya da hedefi biraz değiştirmeniz gibi farklılıklar olacaktır. Mesela hızlı okuma ile ilgili benim hedef değişikliğim, her zaman hızlı okumasam da ortam şartları uygun olduğunda ya da uygun bulduğum metinlerde hızlı okuma tekniklerin kullanmak olarak tanımlanabilirdi.