1. Alaaddin’in cininden ne isterdin?


1.1 İstemek Üzerine

Tüm o fasılları hızlıca geride bırakmış olalım. Kötü büyücü gizli ve tehlikeli mağaradaki lambayı almak için sizi bir şekilde kandırdı. İndiniz mağaraya ve lambayı karanlığın içinde parıldayan nesneler arasında buldunuz. Ne olduğunu bile bilmiyordunuz. Kötü büyücüye kaptırdınız. Sonra bir şekilde geri aldınız. Geldi gitti, geldi gitti, elde edip kaybettiniz vesaire vesaire.

Sonunda lambayla baş başa kaldınız! Artık ovalayınca içinden cin çıkacağını da biliyorsunuz. Belki bu ilk sefer bile değil, cini daha önce çıkardınız.

Cinden üç şey isteyebileceğinizi biliyorsunuz. Seçmek ne kadar zor! Ne isteseniz, ne isteseniz… Siz seçene kadar defalarca lambayı ve cini kaybetme riski yaşıyorsunuz bir de… Sinir bozucu!

Ben bu Alaaddin’i anlayamadım gitti. Bir cin, “Ne dilersen dile benden, ama sadece üç isteğin var!” derse ne istenir?

Ben şöyle bir şey isterdim: “Bundan sonra istediğim her şeyin gerçekleşmesini ve bu gerçekleşen her şeyin de kendim ve toplum için en iyisi olmasını diliyorum.”

Her ve bağlacının öncesini ve sonrasını ayrı birer dilek bile kabul etseniz, cümlede topu topu iki ve kullanılmış. Yani yine üç dilek sınırı içinde kalmayı başarıyorum.

İstemek ne kadar imkansız gelir insana! Çoğu durumda yapabileceklerimizle ilgili kısıtları ilk önce kendimiz koyarız. İstemeyiz, istemeye cesaret edemeyiz, istemeyi küstahça buluruz, kendimizi istemek istediklerimize değer görmeyiz ve içten içe istemeyi başarabilsek bile çoğu durumda isteğimizi içimize atarız. Oysa elde edenler, isteyenlerdir.

“İnsan, bir vadi dolu altını olsa ikincisini ister. Onun gözünü ancak toprak doyurur.” Bu ifadede ilk bakışta istemenin yerildiği ve ne elde etse de her insanın sonunun ölüm olduğu anlamı çıkarılabilir. Ama bir başka anlam da istemenin ve daha çok istemenin insanın doğasında olduğu ve ölüm gelene kadar da bu istemenin devam edeceğidir.

Tabii ki kontrolsüz bir istekten bahsetmiyorum. Temel ahlak kurallarını çiğneyen, temel yasalara karşı gelen istekleri kişi dizginlemelidir. Ama burada bile isteklerini dizginlemesi için dayatılan ahlak kurallarının temel insancıl kurallar mı olduğunu yoksa toplumun dayattığı köreltici töreler mi olduğunu düşünebilmelidir. Önüne konulan yasaların insan vicdanını bağlayıcı evrensel ilkeler doğrultusunda mı olduğunu yoksa bunların köhnemiş ve onlarca yıl önce değiştirilmesi gereken çağın gerisinde kalmış cümlelerden ibaret mi olduğunu tartabilmelidir.

Ne yazık ki, çoğu durumda hiçbir şey düşünmeden, insanlar çekiliverirler.

1.2 Geleceğinizi ne belirler?

Çekilen insanla çekilmeyen insan arasındaki önemli bir fark, geleceğini neyin belirlediğine dair inançtır.

İnsanların bir kısmı, yapıp ettiklerinin kendi geleceklerini belirlemede en önemli etken olduğunu düşünürler. Bir kısmı ise kendi yapıp etmelerinin hemen hiç önemi olmadığını, geleceklerini dış faktörlerin belirlediğine inanırlar.

Elbette resim bu kadar siyah ve beyaz değildir. Her insan bu iki inanç ve düşünce şekli arasında çeşitli şiddette salınımlar yaşar. Ama çoğu kişide iki uçtan biri ağır basar.

Acaba hangisine inanmak daha yararlıdır?

Bu tür konulara karar vermede yardımcı olacak iyi bir yöntem okumuştum. De Bono’nun Altı Şapkalı Düşünme Tekniği kitabında geçiyordu. Önünüze bir kağıt alın, düşündüğünüz şeyin, olumlu, olumsuz ve belirsiz yanlarını yazın. Yazılı olarak bunları görmek karar almanızı son derece kolaylaştıracaktır.

Benim görüşüm önceden belirli olduğu için taraflı bir yaklaşımım olabilir. İsterseniz siz devam etmeden önce iki kağıt çıkarın, birine Dış Etkenler Baskın yazın ve hemen altından itibaren kağıdı üçe bölün. Birinci bölüme dış etkenlerin baskın olduğuna inanmanın olumlu yönlerini, ikinci bölüme olumsuz yönlerini, üçüncü bölüme de belirsiz yönlerini yazın. İkinci kağıda da benzer şekilde Kendi Geleceğimi Belirlerim başlığını atın ve bu inancın olumlu, olumsuz ve belirsiz yanlarını altına yazın. Sonra ikisini birlikte inceleyin ve hangisine inandığınızı, ayrıca hangisine inanmanın size daha yararlı olacağını sorgulayın.

Bunu yapmayı düşünüyorsanız, sonraki paragrafa geçmeden yapın. Çünkü devam eden paragrafta kendi inancımı yazacağım ve ardından size önerdiğim çalışmanın aynısını kişisel görüşlerimle yazacağım. Benim görüşümü okumadan önce kendi deneyinizi yapmanızı tavsiye ederim.

Ben, kendi geleceğimi kendi yapıp ettiklerimin belirlediğine inanıyorum. Bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum, ama böyle inanmanın beni daha iyiye, daha fazla başarıya ve daha mutlu bir yaşama götüreceğini biliyorum.

Bu konuda önyargılı olduğumu söylemiştim. Önerdiğim yöntemi uygulamaya kalktığımda aldığım sonuç da çok çarpıcı oldu: Dış etkenlerin baskın olduğuna inanmanın bir tek olumlu yanını bile düşünemedim. Belki sadece sorumsuzluk duygusunun verdiği hafiflik bir fayda olarak düşünülebilir. Ama bu da cesaret edemediğin bir şeyi yapabilmek için sarhoş olmaktan farksız: Yaptığının bilincinde olmazsın ve sonra da hatırlamazsın. Ben sorumluluğu üzerine alıp doğru olanı ya da gerekeni yaptığına inanarak kendini hafif hissetmeyi çok daha fazla tercih ederim.

Yukarıda önerdiğimde denemediyseniz ve hala kendi değerlendirmenizi yapmak istiyorsanız, buyurun yapın:

DIŞ ETKENLER BASKIN
Olumlu Olumsuz Belirsiz

KENDİ GELECEĞİMİ BELİRLERİM
Olumlu Olumsuz Belirsiz

1.3 Elmas yontucusu

İnsanın kendi geleceğini belirlemesi ile ilgili düşüncenin temelinde iki bakış açısı yatar. Bunları iki soruyla açıklayalım: Neyi değiştirebiliriz ve hangi zamanı değiştirebiliriz?

Vereceğim cevaplar bana ait değil. Bu gök kubbe altında söylenmemiş sözler elbette vardır, ama çok az olduklarına eminim. Onlardan bazılarını bulmaya çalışmıyorum. Size sadece kendi hayatımda kullandığım ve çok faydasını gördüğüm bir yaklaşımı bu kitap boyunca anlatmaya çalışıyorum. Eğer hiç duymadığınız şeyler duymayı umuyorsanız, bırakın gitsin, okumayın. Eğer bu andan itibaren okuyacaklarınızı zaten duymuş ve uyguluyorsanız, hayatınızı kutlarken beni de arkadaş edinmek için okumaya devam edin. Eğer bu andan itibaren okuyacaklarınızı zaten duymuş ama uygulamıyor durumdaysanız, okuyun: Bazı cümleler bazı kanallardan daha ikna edici gelebilirler kulağa. Belki de sizi harekete geçirecek olan kitap budur. Eğer şu ana kadar okuduklarınız size ilginç geldiyse, anlatacağım şeylerin pek çoğu da daha önce çok duymadığınız ilgi çekici şeyler olacaktır, okumaya devam edin.

Neyi değiştirebiliriz sorusuna dönelim: Değiştirebileceğimiz şey kendimizdir. Dışımızı kontrol edemeyiz ama içimizi kontrol edebiliriz. Olan şeyleri değiştiremeyebiliriz ama onların üzerimizdeki etkilerini ve onlara tepkilerimizi değiştirebiliriz.

Hangi zamanı değiştirebiliriz peki? Geçmiş zaten olmuş bitmiştir, onu değiştirmek mümkün olmaz. Gelecek henüz yaşanmamıştır ve yaşanmamış bir şeyi değiştirmemiz zaten mümkün olmaz. Değiştirebileceğimiz an’dır. Ama an’ı değiştirerek geçmişin an üzerindeki etkisini değiştirebiliriz ve an’ı değiştirerek geleceğin oluşumuna yön verebiliriz. Aslolan şu anda ne yaptığınız ve şu an’ı ne yaptığınızdır.

Kendini değiştirmeyi başaran, dünyayı da değiştirebilir. An’ı kontrol edebilen, geçmişi de geleceği de kontrol edebilir.

İmgelere inanıyorsanız, durup düşünün: Özenle, dikkatle ve sabırla çok değerli bir elması yontan bir elmas yontucusunu gözünüzde canlandırın. Bu sizsiniz. Elmas ise hayatınız, kişiliğiniz, varlığınız. Hepimiz kendi elmasımızı yontuyoruz. Geçen yüzyılın sonlarında yazdığım bir şiirime kulak verin ve kendi elmasını yontan bir elmas yontucusu olduğunuzu asla unutmayın:

ELMAS YONTUCUSU

ben bir elmas yontucusuyum gözlerim yorgun
bin yaşayıp bir vuruyorum taşıma
ömrümün tacı taşıma
görmüyorsun sen onu
ben onun için yaşıyorum

ben bir elmas yontucusuyum elmasım bahasız
okuyorum ya binlerce sayfayı
bir çizik atmak için hepsi
bir yüzey parlatmak için
bir motif bulmak için taşıma katacak
otobüslerde tramvaylarda vapurlarda yollarda taşıma malzeme arıyorum
insanlar şaşırıyor
görmüyorlar ki taşımı
gördükleri yorgun gözlü bir deli
sayfalarda altın arayan sanki

ben bir elmas yontucusuyum işim bitmez
yaptığım her şey onun için bilinmez
para kazanmak değil benim çalışmam
servette de gözüm yok rahatta da
ne de unvanlar için tahsilim
sabahları tıraş oluyorum ya
duş alıyorum koku kullanıyorum
saçımı biryantinleyip aynaya bakıyorum
hepsi taşım için

ben bir elmas yontucusuyum gönlüm buruk
her gün daha bir güzel oluyor eserim gören yok
bu şiirleri yazıyorum ya
gönlümden dökülüyor ya bunlar
konuşuyorum ya öyle yakıcı
parmaklarımdaki o sihir var ya
sesim içini öyle ısıtıyor ya
hepsi taşımın pırıltıları
onlar anlık bir dışavurum değil
onlarca yılda işlenmiş bir taşın pırıltıları

ben bir elmas yontucusuyum ufkum geniş
şarkılarda onu yontuşumun tınılarını duyuyorum
minare ve kubbelerde onu izleyişimin dinginliğini
bahçelerde onun içindeki gizil canlılığı görüyorum
denizde o canlılığın çırpınışını
ufkumu taşıma sığdırıyorum / dünyanın en büyük elması oluyor bir anda
patlayacak diye korkuyorum
ufuklar patlar çünkü bilirim

ben bir elmas yontucusuyum hep öyle kalacağım
taşıma iyi bakın
görenle paylaşacağım

23 Eylül 1999, Başakşehir

1.4 Karakter ve yetenekler kümesinde taş üstüne taş nasıl konulur?

Peki, bu topraktan çıkmış taşı, göz alıcı, değerli, peşinden koşulan ve herkesi etkileyen bir mücevher haline getirmek için yapılan o hesaplı vuruşlarda uygulayabileceğimiz bir taktik var mı?

Geleceği kontrol etmek için hem iç hem dış etkenlerin önemli olduğunu kabul ettik. Önceliğin kontrol edebileceğimiz iç etkenleri, kontrol edilebilir zaman olan şimdiki zamanda değiştirmeye ait olduğunu da kabul ettik. Ama bu değişimi nasıl sağlayacağız?

Bu kitabın konusu, insanın kendisini değiştirmesidir.

Bir karakter özelliğinden nasıl kurtuluruz?

Yeni bir karakter özelliği nasıl ediniriz?

Yeni bir yetenek nasıl ediniriz?

Kötü bir alışkanlıktan nasıl kurtuluruz?

İyi bir alışkanlık nasıl ediniriz?

Kendimizi nasıl değiştiririz?

Bu tür dönüşümlerin sağlanmasını çok kolaylaştıran bir yöntem var. Bu kitap bu yöntem için yazılmış, bu yönteme adanmış ve bu yöntemi hayatında defalarca kullanmış bir kişi tarafından kaleme alınmıştır. Uzaydan gelme, laboratuarda icat edilmiş, derinlerden çıkarılıp ilk defa gün yüzü görmüş bir yöntem falan da değildir. Siz, bu yöntemi daha önce defalarca yaşadınız.

Amacım, kullandığınız ama unuttuğunuz bir yöntemi size tekrar hatırlatmak. Sonra da bu yöntemi iyice sindirmenize yardımcı olmak.

Belki de bu yöntemi unutmadınız ama biraz göz ardı ettiniz. Bazı durumlarda kullanıyorsunuz, ama bazı durumlarda kullanmıyorsunuz. Emin olun, çok iyi kullanıyor olsanız bile, geliştirebileceğiniz yönleri vardır.

İşin aslı şu: İnsanın kendini değiştirmesinin, kendisine bir şeyler katmasının ya da sevmediği bir özelliğinden kurtulmasının aşamaları vardır. Bu aşamaların yaşanma hızı ya da aşamalardan hangisinde takılıp kaldığınız değişkenlik gösterebilir. Öyle durumlar olur ki, tüm aşamaları saniyeler içinde geçersiniz. Anlık bir etkiyle sigarayı ömür billah bırakan insanları duymuşsunuzdur, onlar gibi. Ama bazen de yıllarınızı verirsiniz de sürecin ara adımlarından birinde takılıp kalırsınız.

Sigara içenlerin sigara bırakma serüvenlerini düşünelim. Birkaç saniyeden birkaç onyıla kadar yayılabilen, hatta bazen bir ömürde bitirilemeyen bir süreçtir bu. Ne yazık ki, pek çok insan bu sürecin ya bir adımında ya da bir başka adımında takılır kalır.

Kimi insan sigarayı bırakması gerektiğini hiç fark etmez.

Kimisi sigarayı bırakması gerektiğini fark eder, ancak bırakmayı yeterince istemez.

Kimisi sigarayı bırakmayı ister ama bırakabileceğine inanmaz.

Kimisi sigarayı bırakabileceğine inanır, ama bir türlü bırakmaya kesin olarak niyet edemez.

Sigarayı bırakması gerektiğini fark edip bunu yapabilmeyi şiddetle isteyen, yapabileceğine inanan ve yapmaya niyet eden insan büyük bir yol kat etmiştir. Bazısı bu noktaya bir anlık bir olayla gelir, bazı insanlar ise onlarca yılda. Ama iş bununla bitmez.

Sigarayı bırakmaya kesin olarak niyet eden kişinin, bırakabilmek için yöntemler araştırması gerekir. İnsandan insana farklı derecelerde bağımlılık yapan bu meretin bırakılması için niyet yeterli gelmez. Bırakmayı sağlayacak araçların ve yöntemlerin araştırılıp en uygun kişisel çözümün bulunması ve öğrenilmesi gerekir.

Bu da yetmez, öğrendiğimiz yöntemleri bilinçli, azimli ve kararlı bir şekilde uygulamamız gerekir. Tekrar ve tekrar ve tekrar. Bir gün daha, bir hafta daha, bir ay daha. Ne zaman ki bu uygulamaları bilincimizle ayırdına bile varmadan gündelik hayatımızda yaşar hale geliriz, o zaman sigarayı bırakmış sayabiliriz kendimizi.

Bu kitap, bu süreç uğruna yazılmıştır ve bu süreci yaşamayı kendinizde bir alışkanlık haline getirebilirseniz, dünyada değiştiremeyeceğiniz bir şey yoktur.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s