2.1 Yöntem üzerine
Bir işi başarabilmekten daha iyisi onu tekrar nasıl başarabileceğinizi keşfetmektir. Basket potasından topu bir kez geçirmek çok az şey ifade eder, oysa tekrar tekrar ve zor pozisyonlarda bile potadan topu geçirebilmek, çok önemli bir yetenektir.
Tekil başarı çoğu zaman büyük bir anlam taşımaz, aslolan başarının sürekliliğidir. Tek kalemde önemli bir miktarda para kazanmak insanı zengin yapabilecek olsa, piyangoda büyük ikramiye kazanan insanların büyük çoğunluğu ellerine geçen bu paranın ardından kısa sürede eski durumlarına geri dönmezlerdi. Bir kısmının piyango öncesindeki seviyelerinden bile daha kötü durumlara düştükleri bilinmektedir.
Bir kerede voliyi vurmanın peşinde bir de vurguncular, kanunları hiçe sayanlar ve şark kurnazları koşarlar. Hayatları hep o tek altın vuruşun peşinde geçer durur da bir türlü bellerini tam olarak doğrultamazlar.
Başarıyı ve başarının sürekliliğini sağlayan, yöntem geliştirmektir. Hedefinize ulaşmak için gösterdiğiniz çabaları bir yöntemle birleştirirseniz ve yönteminizi iyileştirmek için özeleştiri yapmaktan kaçınmazsanız, başarıya ulaşma ihtimaliniz çok daha yüksek olacaktır.
Bir yöntemi bilinçli bir şekilde kullandığınızda o yöntemin size geri dönüşünü hesaplayabilirsiniz. Hedefinize sizi yaklaştırıyor mu yoksa sizi hedefinizden uzaklaştırıyor mu? Hedefe daha da yaklaşmak için yöntemde ne gibi iyileştirmeler yapmanız gerekir? Deneme şansınız ve elinizde kalan süre bu yöntemi adımlarla iyileştirmek için uygun mudur yoksa tamamen yeni bir yöntem mi belirlemelisiniz? Bu soruların cevabını arayan ve kararlılıkla ilerleyen kişiler, hedeflerine ulaşacaklardır.
Karakter özelliklerinizi ya da alışkanlıklarınızı değiştirmek, belki de bir yetenek kazanmak için de bir yöntem belirlemeniz ve uygulamanız gerekir. Size bu kitapta vaat ettiğim kişisel değişim sürecini yaşayabilmeniz, kendi hayatımda uyguladığım ve aslında büyük de bir sır olmayan bir yöntemin uygulanmasıyla mümkün olacaktır.
2.2 Bilinç ve bilinçaltı üzerine
Yöntemi anlatmadan önce bilinç durağına bir uğramamız gerekiyor. Bilinç nedir? Bilinçaltı, bilinçüstü ya da bilinçdışı nedir? Bunlara biraz kafa yormamız gerekli.
Bilincin ne olduğu yaşamın ne olduğu sorusuna benziyor. Bilim dünyası henüz ne yaşamın ne de bilincin ne olduğunu tam olarak çözebilmiş değil. İngilizcede kullanılan “conscious” kelimesi daha basit bir seviyede algılandığında “uyanık” olma hali olarak düşünülebiliyor. Ama bilinci sadece uyanıklık hali olarak düşündüğünüzde bile çözümlenmemiş pek çok konu var. Uyku, rüya, narkoz hali gibi pek çok konu sürekli yaşanan şeyler olduğu halde derinliklerde belirsizliklerini koruyorlar.
Bu konuda bilimsel detaylara dalacak değilim. İşin bilimsel yönünü merak edenler varsa, Adam Zeman’ın “Bilinç, Kullanım Kılavuzu” adıyla Türkçeye çevrilmiş kitabını tavsiye ederim.
Bir bilim adamı yaklaşımı ile değil de bir mühendis yaklaşımıyla bilinçli ve bilinçsiz olarak yaptığımız işleri incelemeye yöneldim daha çok. Hedefimiz, bu incelemeden hayatımız için pratik sonuçlar elde etmek.
Şöyle 20-30 adımlık yürüyüş alanı olan bir yerdeyseniz, bir şey denemenizi isteyeceğim. İster eviniz, ister ofisiniz, ister bir park, yürüyebileceğiniz bu alan neresiyse önce gözünüzde ulaşılması biraz zor olan bir noktasını canlandırın. Evinizdeyseniz bulunduğunuz noktaya en uzak odanın en uzak köşesini düşünebilirsiniz. Bir parktaysanız, düz yol üzerinde olmayan gözünüzün göreceği bir nokta olsun. İşyerinde iseniz, bu deli napıyor dedirtmeyecek bir nokta tercih etmeniz iyi olabilir!
Kalkıp o noktaya doğru olabilecek en hızlı bir şekilde ama koşmadan yürüyün. Nasıl yapacağınızı önceden planlamadan başlayın yürümeye. Hedeflerinizi seçerken gerçekten kendini zorlayan kişilerden değilseniz, yani evinizdeki bir odanın tavan köşelerinden birini tercih etmediyseniz, ya da parkta seçtiğiniz nokta ile aranızda üzerinde geçiş olmayan bir küçük uçurum yoksa, çok kolayca bu işi yapabileceksiniz demektir. Muhtemelen kaç adım attığınızı, nerelere bastığınızı, hangi minik engellerle karşılaşıp onları nasıl geçtiğinizi fark etmezsiniz bile.
Biliyorum, çoğunuz bu işlemi sadece zihninizden yaptınız, ama sanırım ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Her işimizi bilinç seviyesinde detaylarıyla analiz ederek yapmıyoruz.
Nasıl yaptığımızı hiç bilmediğimiz (tıp doktoru falan değilsek) bazı işleri sürekli yapıyoruz. Mesela kalbimizin belirli bir ritim sınırında yıllarca çalışmasını yönetiyoruz. Solunum sistemimizi çalıştırıyoruz. Dolaşım sistemimizi çalıştırıyoruz. Bunlar da bilinçli çabamızla yaptığımız şeyler değil. Ama benim asıl ilgimi çeken, başlangıçta bilinç seviyesinde yapmamız gerekirken, zamanla bilinçli çaba gerekmeden yapmaya başladığımız işler.
Az önce denediğiniz ya da en azından deneseniz ne olacağını düşündüğünüz yürüme çalışmasını ele alalım. O yürüyüş sırasındaki onlarca adımın ilkini doğru düzgün atabilmek için ne kadar çaba sarf etmiştiniz bir yaş civarındayken, pek hatırlamıyorsunuzdur sanırım. Ama çevrenizde kendi çocuğunuz ya da başka bebekler olmuşsa, onlarda gözlemişsinizdir. O ilk adım bilincimizin neredeyse tüm duyuları kullanarak odaklanmasıyla mümkün olabilmişti. Aylarca bilincimiz her adımda epeyce bir katkı yapmaya devam ediyordu. Oysa şimdi, onlarca yıl sonra, ayaklarımızla adımlar atarak yürümek işlemini yapıyor olduğumuzu bile fark etmediğimiz oluyor.
Yapamadığımız bir şeyi yapabilir hale gelmek çok önemli bir süreçtir. Bu işteki ustalığımızı otomatik pilotta işi yapabilir hale getirmek ise bambaşka bir uzmanlık seviyesidir ve çok değerlidir.
Bu kitapta, yapmayı hedeflediğimiz bir şeyi nasıl yapabilir hale geleceğimiz, sonra da bu işi otomatik pilota nasıl alabileceğimiz üzerine konuşacağız.
Son bölümde ise damardan bir yaklaşım bulacaksınız. Ama hemen oraya atlamayın, aradaki bölümler olmadan o bölümü anlamak da anlatmak da kolay olmayacaktır.
Doğrudan bilinçle yapmadığımız işleri yapan aktörü ben bilinçaltı olarak adlandırıyorum. Bazı kişiler bu aktöre bilinçüstü, bilinçdışı gibi adlar da yakıştırıyorlar. Etiketler çok önemli değil. Peki önemli olan ne? Bilinçle sınırlarımız çok kısıtlı, bilinçaltında ise kısıtlarımız belki de var olmadıkları iddia edilecek kadar belirsiz.
Yüksek lisans çalışmalarım sırasında insanın alternatifler arasından seçim yaparken en fazla 5 ila 7 tercih arasında gerçekten istediğini belirleyebildiğini öğrenmek benim için şaşırtıcı olmuştu. Deha seviyesindeki insanlarda bu sınır 9’a kadar çıkabilmektedir. Daha rahat anlaşılacak bir örnekle şöyle söyleyebiliriz: Kendinize bir araba alacaksanız, değerlendirdiğiniz alternatiflerin sayısı da 15 ise, gerçekten seçmek isteyeceğiniz arabayı seçebilme şansınız çok düşüktür. Ancak sınıflandırma ve eleme yöntemlerini kullanarak başarı sağlamanız mümkün olacaktır: Mesela sizin için otomatik vites vazgeçilmez bir özellik ise düz vitesli 8 alternatifi hemen eleyerek sayıyı azaltabilirsiniz.
Yukarıdaki örnek üzerinde daha çok konuşulabilir ama bizim için şimdilik kritik olan yönü şu: Bilinçle yaptığımız işlerde yeteneklerimiz hayli kısıtlı.
Yeni araba kullanmaya başlayan birini düşünün. Aynı anda hem pedalları, hem direksiyonu, hem aynaları, hem yakın çevresindeki arabaların hareketlerini yönetmek bu kişi için son derece zorlayıcı bir iştir. Oysa aynı kişi 10 yıl sonra araba kullanırken bir yandan da çekirdek bile çıtlatacak hale gelebilir.
Bilinçle yaptığımız işleri bilinçaltına aktardığımızda yapabileceklerimizin sayısı ve kapasitesi bazen aklımızın almayacağı kadar gelişebilmektedir.
Hem bilinçle hem de bilinçaltı ile işler yaptığımız konusunda tam ikna olmadıysanız basit bir örnek daha vereyim. Bunu küçük kızımla olan oyunlarımızda keşfettim:
Bildiğiniz herhangi bir dilde konuşurken, kuracağınız cümleleri düşündüğünüzü varsayarsınız. Ağzınızdan çıkan şeyler bilinçli zihninizin ürünüdür, ya da öyle inanmak istersiniz. Peki konuşmayı bilinçaltı gerçekleştiriyor olamaz mı? Belki de ne söylediğinizi karşınızdakiyle birlikte bilinçli beyninizle kendiniz de ilk kez dinliyorsunuz.
Böyle bir olasılığın var olduğunu görmek için, 3-4 yaşlarında bir çocuk ya da çocukça davranışlarınıza aldırmayacak bir arkadaş bulun. Bu kişiyle zargontanca konuşmaya başlayın. Zargontanca, kurallarını ve kelimelerini bilmediğiniz ama konuşabildiğinizi varsaydığınız hayali bir dildir. Bu dilde bir şeyler söyleyin karşınızdakine ve o da cevaplar versin. Vurgularıyla, cümle uzunluklarıyla bir diyalog yaşatabilirsiniz karşılıklı. Bu diyalogu yaşatabiliyorsanız, ağzınızdan dökülenleri siz de ilk kez karşınızdaki insanla birlikte duyuyor olacaksınızdır.
İnsanı hayli rahatsız da edebilecek bir etki ama deneyip görün. Beynimde bir başkası mı var diye hissetmenize sebep olabilir. İşbaşında olan, bir yabancı değil, benim bilinçaltı dediğim aktördür.
Şimdi size önemli bir soru soracağım:
Sizin için çalışan milyonlarca (belki de milyarlarca) kişi olsaydı, bu kişilerin yetkinliklerinden ve sizin istediğiniz şeyleri doğru, dürüst ve yetkin bir şekilde yapacaklarından emin olsaydınız, yapılmasını istediğiniz işleri bu kişilere delege mi ederdiniz? Yoksa her işin nasıl gidiyor olduğunu, adımlarını, sonuçlarını kararları da kendiniz alacak şekilde takip etme yolunu mu tercih ederdiniz?
Bu soruyu üniversitelilere yönelik bir seminerde sorduğumda katılımcıların büyük bir kısmının doğrudan yönetimi tercih etmeleri beni sarsmıştı. Bu sonucu soruyu iyi konumlandıramamış olduğuma yoruyorum. Mantıklı olan, delege etmektir. Seminerde soruyu iyi yöneltememiş olduğum varsayımıyla konuyu biraz daha açayım:
Öncelikle milyonlarca, hatta belki milyarlarca çalışanınız var. Bunları doğrudan yönetmeyi denerseniz, delegasyona (yetki devrine) hiç başvurmadan 100 kişinin bile emeğinden yararlanamazsınız. İkinci önemli nokta ise, çalışanların yetkinliğinden ve dürüstlüğünden emin olunduğunu vurgulamamız. Çoğu durumda yetki devrinden kaçınılmasının temel ve belki tek nedeni bu emniyet duygusunun olmamasıdır.
Bilincinizi bir seminer salonu gibi düşünebilirsiniz. Kaç kişiyi sığdırıp etkin olarak yönetebilirdiniz bu seminer salonunda? Üç, beş, on, elli… Bu, bilinç seviyenizin kapasitesidir. Her işi bilinç seviyesinde yürütmeye çalışırsanız ne olur? Böyle bir şey olası değildir. Yürümekten konuşmaya pek çok etkinliğimizi bilinçaltı seviyesinde gerçekleştiririz. Sadece bilinç seviyesini kullanmak zorunda olan bir kişi, uzun süre hayatta kalamazdı.
Öte yandan beynimizin bilinç dışı kısmı, bu seminer salonunun dışında kalan milyonlarca, milyarlarca insan gibidir. Kendimizi bu konuda eğitirsek, dışarıdaki insanların temsilcilerini gruplar halinde bilinç seminer salonuna alıp onlara isteklerimizi iletebiliriz. Bu temsilciler sonra bilinçaltı seviyesine geçip oralarda ekipler kuracak ve isteklerimizi yerine getireceklerdir. Zaman zaman da bilinç seviyesine geri bildirimlerde bulunabilirler.
Üzerinde çok düşünüp bir türlü sonuç alamadığınız bir konuyu bir kenara bırakıp sonra tekrar baktığınızda önceden çözemediğiniz pek çok noktayı tıkır tıkır çözdüğünüz durumlar olduysa yukarıdaki mekanizmadan yararlanmışsınız demektir.
Kitabın başından beri size anlatacak olduğumu ballandıra ballandıra söylediğim yöntem, yapmak istediğimiz bir şeyi önce bilinç seviyesinde yapabilir hale gelmemiz, sonra da bu yeteneği bilinçaltına aktarmamız üzerinedir.
Bilinçsiz yetersizden başlayıp bilinçsiz yeterliye kadar giden bir dönüşüm sürecidir bu. Bu sürecin sırlarını çözebilen ve hayatında etkin bir şekilde uygulamaya başlayan bir insan önemli avantajlar elde edecektir. Üstelik bu süreç her insanın istemese de yaşadığı bir süreç olduğu için kavramak da –gerçekten isterseniz- uygulamak da çok kolaydır.
2.3 Bilinçsiz yetersizlik
Bazen cehalet huzur vericidir. Ama çoğu zaman değil…
Mahrum olduğunuz bir şeyin varlığından habersiz olursanız, yokluğuna katlanmanız daha kolay olabilir. Sadece kendisi değil tüm dünyası fakirlik içinde olan bir insan, zenginliğin nasıl bir şey olduğunu hiç bilmiyorsa, durumunu normal kabul edebilir. Hiçbir zaman tam sağlıklı olmamış bir insan, etrafındaki herkes de aynı durumdaysa bunu normal kabul edebilir. Ve etrafındaki hiçbir insanın huzur içinde yaşadığını görmeyen bir kişi, ikirciklenmeler ve huzursuzluklarla boğulmuş yaşamını normal kabul edebilir.
Ama özellikle iletişimin nitelik bakımından tartışılsa da nicelik bakımından çokça geliştiği günümüzde sahip olmadığımız şeylere başkalarının sahip olduğunu görmemek elimizde değildir. Bahsettiğim, sadece zenginlikler ve maddi varlıklar değil, aynı zamanda güzellikler, karakter özellikleri, huzur ve diğerleri.
Gözünü açıp etrafa bakmayı bilen bir insan, yetersiz olduğunun bilincinde bile olmadığı alanları fark edip değişmesi, ilerlemesi, gelişmesi gerektiğini anlayabilir. Bu bakışların onu neye yönlendireceğini büyük ölçüde kendisi belirleyecektir. Neyi istediğimiz çok önemli, ama neyi istemenin doğru olduğunu belirlemek hem hayli zor hem de çok öznel bir süreç. Neyi istediğinizi ve hedeflediğinizi bilmiyorum ve bunun iyi bir şey olmasını umuyorum; benim asıl ilgi alanım bu hedefinize nasıl ulaşacağınız yönünde. Olmak istediğiniz bir noktaya nasıl gelirsiniz? Edinmek istediğiniz bir özelliği nasıl edinirsiniz? Bırakmak istediğiniz bir huyu nasıl terk edersiniz? Yeni bir alışkanlık nasıl kazanırsınız?
Her şey fark etmekle başlar.
2.3.1 Farkındalık üzerine
Değişim mümkündür. Gelişim mümkündür. Bir hedefe ilerlemek mümkündür. Ama her şey farkındalıkla başlar.
Bir bebek, etrafındaki büyük insanların ve kendinden büyük çocukların davranışlarını sürekli izler ve farkındalık oluşturur. Kendisinin de neler yapmaya muktedir olduğunun işaretlerini izlemektedir. Onları örnek alır, taklit eder, ama bunlardan önce fark eder.
Ne yazık ki bebeklik ve çocukluk dönemindeki açık algılarımızı çoğumuz büyüdükçe kapatırız.
Dünyaya açık gözlerle bakabilirsek, olasılıklar kendilerini her an önümüze sürecektir.
Kuşları ve diğer uçan varlıkları fark eden gözlerle inceleyen insanlar sayesinde bugün milyarlarca insan uçuyor.
Bulutların fırtınalı dünyasının oluşturduğu elektriği fark edenler sayesinde aydınlatmadan bilgisayara kadar elektriği her yerde kullanabiliyoruz.
Bu üst katmanlardan biraz aşağılara inelim: Etrafımızda başarıldığını gördüğümüz ve fark ettiğimiz şeyler ufkumuzu belirliyor. Almanya’ya gidip yerleşen ve belirli ölçüde başarı sağlamış insanlar tüm köylerin gurbet yollarında şansını denemesine sebep olmamış mı? Neden bir mahallede bir esnaf yeni bir alana el atıp başarılı olunca on kişi birden aynı işe girişiyor, hiç düşündünüz mü? Ya da ne oldu da halterde doğru düzgün iddiamız yokken bir Naim Süleymanoğlu dalgasıyla bir anda halterci kesiliverdik? Birkaç futbolcumuz yurtdışında başarı sağlayınca nasıl da bir anda dünya liglerinde koşturan futbolcu ve basketçilere sahip olduk?
İnsanlar çoğu zaman potansiyellerinin farkında olmazlar. Kimi zaman bazı insanlar gözlerini gerçekten iyi açıp görülmemiş fırsatları görürler, onlar öncülerdir. Kimi insanlar ise çevrelerindeki erken örnekleri fark edecek kadar dikkatlidirler ve kendileri öncü olamasalar da başarılı olan başkalarının yaptıklarını görüp harekete geçerek istediklerini başkalarında görerek fark ettikleri şeylere kavuşurlar.
Ama kimi insan da vardır ki, sona kalır da dona kalır. Borsa rallilerinin son döneminde modayı en son fark edip de herkes giriyor diye hesapsızca borsaya girip sonra yılların birikimlerini eritip çulsuz kalanlar gibi.
Fark etmediğimiz bir şeyi isteyemeyiz. Ne istediğimizi bilmek için önce fark etmemiz gerekir. İster hayal gücümüzle, ister örneklerini görerek, ister artık boğazımıza kadar batmış olduğumuz bir suyu fark eder gibi… Fark etmekten sonra istemek gelir.
2.3.2 İstek üzerine
İstemekten çekiniriz. Hayır hayır, o en utangaç ve konuşurken karşısındakine doğru bakmayı bile büyük bir çaba olarak gören kişilerden bahsetmiyorum, neredeyse hepimiz istemekten çekiniriz.
Bu konuda büyüdüğümüz ortamın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu ortamın refah seviyesi, rahatlığı, hangi imkanlara sahip olduğu değil önemli olan. Ailesinin yanında büyüyen insanlar içinde de istemeyi bilenler ya da hayallerine bile zincir vuranlar çıkıyor, sokakta büyüyenlerde de. Hangi faktörlerin etkili olduğundan tam emin değilim, ama ne kadar isteyebildiğimiz, ne kadar hayal kurduğumuz, kendi isteklerimizi ne kadar gemlediğimiz çocukluk yıllarımıza kadar dayanan eğilimlerimize bağlı.
Dünyanın yolumuza çıkardığı engeller ya da fırsatlar değil, kendimiz belirliyoruz ne kadar istediğimizi ya da ne kadar isteyemediğimizi.
Yetersizliğimizi fark edememek hayatımızdaki en büyük engeldir. Bugünkü değerlerimiz ve algımız içinde hapsolmuş olduğumuzu hissedip özgürlüğün nasıl bir şey olabileceğini hayal edebilmek için fark edebilmemiz gerekir. Güzel şeylere erişemeyen insanların büyük bir kısmı bu güzellikleri zaten hiç fark etmemişlerdir. Her bir insan da elde edebileceği şeylerin büyük bir kısmını hiç fark etmemiştir bile.
Bu aşamayı geçebilmiş bir insanın karşısına çıkan ilk şey ise istemek ya da istememektir.
Mutlu bir evlilik yaşamanın mümkün olduğunu fark eden bir insanın aynı şeyi elde edebilmek için öncelikle elde etmeyi istemesi gerekir.
Bundan sadece birkaç on yıl önce, insanların doğal beklentisi, mutlu ya da çok mutlu olmasa bile en azından belirli ölçüde huzurlu bir evlilik yaşamaktı. Çoğu insan da bir şekilde bunu yaşıyordu. Oysa şimdi özellikle okumuş ve belirli bir gelir seviyesine sahip olan insanlar içinde mutlu bir evlilik yaşayabilenler hayli azalmış durumda. Kırkına yaklaşıp hiç evlenememiş insanlar. Otuzunda boşanmış insanlar. Evinde savaş hali yaşayanlar.
Mutlu evliliklerin azalmasının en önemli sebebi, mutlu evlilik isteyenlerin azalmasıdır bence.
Kuşların uçabildiğini tarihin bilinmeyen zamanlarından beri kaç insan fark etmiştir sizce? Doğru, milyonlarca. Geçen zamanın ne kadar olduğunu tam bilmediğimize göre belki de milyarlarca. Peki ya kaç kişinin, kuşlarının uçabildiğinin yanı sıra, insanların da uçmasının mümkün olduğunu fark etmiştir? Ya da bunu hayal etmiştir?
Kaç kişi uçmayı istemiştir? Ama istemek var, istemek var. Aralarında da fark var.
İyi bir şeyin bir insanın başına gelebileceğine inanmak kolaydır. Bir gün birilerinin uçmayı başaracağına inananlar çokça olmuş olabilir. Bir insanın sıfırdan başlayıp zengin olabileceğine inanır mısınız? İnanıyor olmalısınız, çünkü örnekleri görülüyor. Peki bunu sizin yapabileceğinize inanır mısınız?
Kendisinin uçabileceğine inanan kaç insan olmuştur? Balon icat edilmeden önce…
İstemekten sonraki adım, inanarak istemektir.
2.3.3 Kendine inanma üzerine
Yetersizliklerinin farkına varıp bunu gidermeyi isteyen insanlar iki önemli engeli aşmışlardır. Uzun bir yolun ilk adımları. Gerçi bu yol uzun olsa da, uzun zamanda kat edilebileceğine dair bir zorunluluk her zaman yoktur. Yoldaki hız da size bağlıdır.
İstediğiniz şeyi elde edeceğinize öncelikle kendiniz inanmalısınız. Başaracağına inanmadan başaran bir insan olabilir mi? Böyle bir insan şans eseri istediği bir şeyi elde etse bile, onu elinde tutması son derece zor olacaktır.
İnsanlar çoğu isteklerini kendi kendilerine yasaklarlar. Bunu bu isteklerini elde edebileceklerine inanmayarak yaparlar. İstediğini elde edebileceğine inanmayan insan, aslında isteğinden vazgeçmiş demektir.
İsteğinizin imkansız olması ya da imkansız gibi görünmesi önemli değildir. Onu gerçekten imkansız kılan, sizin onun imkansız olduğuna inancınız olacaktır.
Fatih’i düşünün. İstanbul’u alabileceğini fark etti. İstanbul’u almayı istedi. İstanbul’u alacağına inandı. Ve gemiler karadan yürüdü.
Uçaklar size çok mu doğal geliyor? Ben hala her uçağa binişimde şaşkınlık yaşıyorum. Böyle bir şeyin örneği yokken uçmayı hayal eden insanların inançları sayesinde uçuyoruz.
Mutsuz olduklarından şikayet eden çokça insan vardır eminim çevrenizde. Peki mutlu olabileceğinin farkında olan kaç insan var? Bunların kaçı mutlu olmayı istiyor? Mutlu olmayı isteyenlerin kaçı mutlu olabileceğine inanıyor?
Bu noktada önemli ve kaçınılması gereken bir soru: Nasıl?
Nasıl, isteklerinizle ilgili çok tehlikeli bir sorudur. Belirli bir olgunluğa erişmeden bu soruyu düşünmeyi kendinize yasaklamalısınız.
İyi nasıl ve kötü nasıl arasındaki farkı şöyle düşünün:
İstediğiniz şeyi düşünürken nasıl sorusu aranızda bir engel gibi dikiliyorsa, “hadi ordan sen de, sen kim bu istek kim”in kılık değiştirip soruya dönmüş haliyse, o nasıldan koşarak uzaklaşın. Gözünüzü sımsıkı kapatın, başka bir tarafa dönün. O nasılı kovun.
Nasıl sorusu, isteğinizle sizin aranızda bir köprü gibi uzuyorsa temkinli olun. Kısa ve sağlam bir köprü olmasıyla uzun ve tehlikeli görünümlü bir köprü olması arasında çok fark vardır. Hedefinize olan inancınız tam olduğunda nasıl sorusu arkadaşınız ve yardımcınızdır. Daha o soruyu sormadan beyniniz yöntemler bulmaya başlayacaktır.
Hedefinize, isteğinize olan inancınız, ona niyet ettiğinizde tam olur.
2.3.4 Niyet üzerine
İslam dinindeki niyet kavramının sanırım başka dinler ve inançlarda da karşılığı belirli ölçüde vardır. Öyle ibadetler vardır ki, niyet etmek ibadetin geçerli olması için gereklidir. Yani niyet etmeden ibadetin diğer gereklerini yapıyor olsanız bile, ibadetin şartları yerine gelmiş olmaz.
Niyet etmek bir işi yapmaya karar vermek ve bu kararını beyan etmektir. Bir şeyi istemekten ve onu elde etmek için kendinize inanmaktan bir sonraki adım niyet etmektir.
Yerine ve duruma göre içinizden aldığınız bir karar da yeterli olabilir ama bazen de bir dostunuzla, size ufuk verecek ve yardımcı olacak bir insanla, ya da üzerine yazarak bir parça kağıtla niyetinizi paylaşabilirsiniz. Hedefiniz ne kadar zorluysa, kendinize olan inancınız ne kadar titrekse, niyetiniz o kadar sağlam olmalıdır.
Başarınızın belgesi niyetinizdir. İçinizden hadi aslanım demeniz başarmaya olan inancınızı mühürlüyorsa, o da yeter.
Niyet eden insan harekete geçmeye artık hazırdır.
Fark ettiğiniz bir yetersizliğinizi gidermek gerekli isteği duyup kendinize güvenerek yola çıkmaya niyet ettiğinizde artık bilinçli yetersizlik sularına adım atmışsınız demektir.
2.4 Bilinçli yetersizlik
Harekete geçmek, hedefe doğru koşar adım ilerlemek anlamına gelmeyebilir. Niyet etmiş bir insan olarak sadece ikinci önemli aşama olan bilinçli yetersizlik seviyesine geldiniz. Bu noktada ne yapacağınıza tamamen inanmış ve kendinize güvenmiş olarak, yapmaya niyet ettiğiniz şeyi nasıl yapacağınızı düşünmeye başlamanız gerekir.
Yeterince istediğiniz, elde edeceğinize kesin olarak inandığınız ve elde etmeye niyet ettiğiniz şey size yaklaşmaya başlayacaktır. Artık siz uyurken bile beyniniz onu elde etmenin yollarını aramaya başlar. Etrafınızda gördüğünüz şeyler, izlediğiniz bir televizyon programı, bir arkadaşınızın söylediği bir şey, gördüğünüz bir eğitim programı reklamı ve aklınıza bile gelmeyecek başka pek çok şey sizi hedefinize doğru ilerletecek yolları işaret eder.
Burada en önemli nokta, tüm kaynaklarınızla koalisyon kurmanızdır.
Yetersizliğin farkında olmadığınız bir durumda zaten harekete geçmeniz mümkün değildir. Ama yetersizliği fark etmek de plan kurmaya başlamak için yeterli değildir. Çünkü gerçek anlamda istemediğiniz bir şeyi ancak öylesine uzattığınız güçsüz bir kolun ucundaki ne yapacağını şaşırmış iki parmakla dürtüklersiniz o kadar. Belirli bir anda ilginizi o konuya vermeye çalışsanız bile, zihniniz ve diğer tüm kaynaklarınız bu konuda aslında gerçekten istek duymadığınızın bilincinde olarak başka konulara kayıp duracaklar ya da odaklanmayacaklardır.
Hedefinizi tam olarak istiyor olsanız da, eğer onu elde edemeyeceğinize inanırsanız, kendi içinizde bir ikilem yaşarsınız. İstekle çalışırken aslında elde edemeyeceğinize inandığınız için bilincinde olmadan kaynaklarınızın büyük kısmıyla kendinizi haklı çıkarmaya yani istediğiniz şeyi elde edememeye çalışırsınız. Önce elde edeceğinize inanmadan bir şeyi elde etmeye çalışmak tamamen kendi inancınızla oluşturduğunuz bir akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. Oysa akıntıyla birlikte yüzmek akıntıya karşı yüzmekten kat be kat daha kolaydır. Kendinize olan inancınızı öncelikle oluşturmak, akıntıya karşı değil akıntıyla birlikte yüzüyor olmanızı sağlayacaktır.
Niyet etmekse odaklanmanızı sağlar.
İşte şimdi nasılın vakti gelmiştir. Plan program yapmanın vakti gelmiştir. Para harcamanın vakti gelmiştir. Çaba harcamanın vakti gelmiştir. Eylem hazırlığının vakti gelmiştir.
Artık nasılı düşünmek neden olmayacağının bahanelerini üretmez, nasıl olacağının yollarını üretir. Artık plan program yapmak analiz paralizine (felcine) sürüklemez, harekette verimliliği sağlar.
Daha önce yapılmış bir şeyi hedefliyorsanız, bu aşamayı hayli hızlı geçmek mümkün olabilir. Bu işi yapanların tecrübelerini mümkün olduğunca taze bir kaynaktan edinmeye çalışır ve bu yöntemlerin sizin tarzınıza ve kişiliğinize uygunluğunu denetlersiniz. Sonra da tercihleriniz doğrultusunda yöntemleri kullanmaya başlar, deneme yanılma yoluyla sizin için çalışacak yöntemi bulana kadar inat edersiniz.
Daha önce yapılmamış bir şeyi hedefliyorsanız, bu aşama daha uzun sürebilir. Hacca giden karıncanın varamasa da yolunda öldüğü yer burasıdır. İsteğinize olan yoldan dönmedikçe, hedefe varamasanız da doğru yoldasınız demektir. Ama asıl amaç yolda ölmek değil, hedefe varmaktır. Bu yüzden neyin çalışıp neyin çalışmadığını çok iyi analiz etmek ve icabında yöntemleri iyileştirmek ve hatta değiştirmek gerekir.
Sonunda çabalarınız meyve verip hedefinize ulaştığınızda işin bittiğini düşünebilirsiniz. Oysa aslında daha gidilecek yol vardır.
Belirli bir miktar para kazanmayı hedeflemiş ve bunu uzun çabalar sonucunda kazanmış olabilirsiniz. Neyden ses çıkarabilmeyi başarmayı hedeflemiş ve sonunda üflemenizden ses duymuş olabilirsiniz. Sevdiğiniz insanla evlenmeyi hedeflemiş ve sonunda onu buna ikna etmiş olabilirsiniz. Araba kullanmayı öğrenmek istemiş ve sonunda direksiyon sınavını vermiş olabilirsiniz. Ama başardıklarınızı tamamıyla bilinç seviyesinde ve sürekli bir gayretle başardıysanız, henüz sadece bilinçli yeterli konumundasınızdır.
2.5 Bilinçli yeterlilik
Bilinçli yeterli konumundayken, edindiğiniz yeteneği, yeni alışkanlığınızı, bıraktığınız huyunuzu bilinç seviyesinde yönetmeye devam etmek zorundasınızdır.
İlk bir milyonunuzu kazanmak için çok zorlu yollardan geçmiş, sonucundan emin olmadığınız kararlar almış olabilirsiniz. İkinci bir milyonu aynı şekilde kazanmak sizin için çok acılı olur.
Neyden ses çıkarmayı artık başarıyor olabilirsiniz ama sonraki her üflemenizde aynı aşırı dikkatle hareket etmek zorunda olmak, işin tüm keyfini kaçıracaktır.
Sevdiğinizi evlenmeye ikna etmiş olabilirsiniz ama onu etkiniz altında tutabilmek için hala her an kalbiniz pır pır ederek ve sonuçtan emin olmayarak hareketlerde bulunuyorsanız, bunun keyfi neresindedir ki?
Trafiğe ilk çıktığınızdaki tüm duyularınızın neredeyse acı veren çabasıyla yıllarca araba kullanmayı herhalde istemezsiniz.
Bu noktada yapılması gereken, içselleştirmedir. Yeterliliğinizi bilinçli çaba sarf etmeden yaşar hale gelmeniz gerekir.
Sonraki milyonları daha kolay kazanmak için, neye üflerken kendi namelerinize dalıp kanatlanmak için, sevdiğiniz insanda da bir sevgi karşılığı oluşturup bu karşılıklı sevgiyi besleyip büyütmek ve oluşan sevgiye güvenebilmek için, kendi ayaklarınızla yürür gibi araba kullanabilmek için, yeteneğinizi bilinç seviyesinden bilinçaltına indirebilmeniz gerekir.
2.6 Bilinçsiz yeterlilik
Bilinçsiz yeterlilik seviyesine ulaştığınızda her şey sanki kendiliğinden olur gibidir.
Sanki artık burnunuz para kokusu almaya başlamıştır ve içgüdülerinizle hareket ederek bile para kazanırsınız. Başka insanlar sadece geçimlerini sağlamak için ay boyunca bir maaş peşinde koştururken siz parmağınızı oynatarak bile para kazanır hale gelirsiniz.
Neye üflerken dudağınızın şeklini, nefesinizi nasıl verdiğinizi ve parmaklarınızın nasıl hareket ettiğini unutursunuz. Hatta bunları yapıyor olduğunuzun bile pek farkında değilsinizdir.
Sürekli besleyip büyüttüğünüz sevginiz her bakışınız, hareketiniz, sözünüzle giderek daha derinleşir. İlişkilerin o karışık ormanında zamanında bir uçurum kenarında başlayan yolculuğunuz keçi yollarından geçmiş şimdi dere boyunca uzanan yaprak kaplı güzel bir yolda gezintiye dönüşmüştür. Nereye adım atmaya bakma ihtiyacı bile hissetmeden keyifle ilerlersiniz.
Sürücü koltuğuna oturduğunuzda direksiyon eliniz pedallar ayağınız aynalar gözleriniz olur.
Bu rahatlık seviyesine bilinçsiz yeterlilik diyoruz. İstediğiniz her hangi bir konuda bilinçsiz yeterli olan kişileri gözleyin. Kendi bilinçsiz yeterli olduğunuz alanları düşünün.
Mümkün olduğunca fazla alanda bilinçsiz yeterli hale gelmek, yaşam kalitenize en büyük katkıyı yapacaktır. Bu kitap on değişik senaryoda size bilinçsiz yetersizlikten bilinçsiz yeterliliğe olan yolu yaşatacak. En azından teorik olarak! Öğrendiklerinizi uygulamak sizin elinizde.
Ellerinize sağlık hocam yazınız çok güzel ve ufuk açıcı