İşte bunu yapmışsınızdır. Eğer büyük çoğunluğumuza verilen ayakta durabilme ve yürüyebilme yeteneğine hiç sahip olmadıysanız, sizin için çok üzgünüm. Ama bu yeteneğe sahip olduğunun farkında bile olmayan ve bunu gerçekten kullanabileceği kadar iyi kullanamayan kişiler için belki daha fazla üzülmek gerekli.
Şu an yürüyemiyor olsanız bile bir dönem yürümüş olabilirsiniz. Ya da en azından yürümeyi öğrenmekte olan bir bebeği gözlemişsinizdir.
Şimdi o bebeğin neler yaşadığını hatırlamaya çalışalım. Kendi yürümeye başlama maceramı hatırlamıyorum ama on civarında yeğenimin bu dönemini gözledim. Yeğenlerimin sayısı aslında daha çok ama küçüklüklerini gözlemleyebildiklerimin sayısı bu civarda. Kendi iki çocuğumun yürümeye başlaması sürecini de yaşadım.
Hatırlayalım…
Farkındalık
Bir bebek etrafında insanların yürüdüğünü fark ettiği için mi kendisi de bu işlemi yapabilme ihtiyacı hisseder? Bu soruya cevap verebilmek kolay değil.
İnsanları hiç görmeden büyüyen bir çocuk yürür müydü? Buna cevabımız var. Ormanda hayvanlarla büyüyen ve insanlarla ancak büyüdükten sonra temasa geçen çocukların bile yürüdüğünü biliyoruz. Ama sonuçta o da hayvanları gözleme şansı bulmuştur, yürümeyi onlardan fark etmiş olabilir.
Pratik olarak pek mümkün olmasa bile, hiçbir insan ya da hayvan görmeden büyüyen bir çocuğun bile belki gecikmeli olarak yürümeyi başaracağını düşünüyorum. Yürüyebilmeyle ilgili farkındalık vücut yapımıza işleyen bir özelliktir. Gerekli kaslar ve kemik yapıları ve başka neler gerekiyorsa onlar yeterince güçlenince bir insan doğal olarak yürüyebilir.
Bizim için burada önemli olan, 11-12 aylıkken bir bebeğin yürümeyi öğrenme sürecini nasıl yaşadığı. Normal bir ortamda olan bir bebek, etrafındaki insanların ayakları üzerinde durabildiğini görmeye başladığı ilk günlerden itibaren görür ama bunu hemen fark edemez. Zihinsel etkinlik seviyesi arttıkça ayakta durmanın ve yürümenin ne işe yaradığını yavaş yavaş algılamaya başlar. Bunu zihinsel bir algılamadan çok taklit edilmesi gereken bir başka davranışı kodlamak olarak da düşünebiliriz.
Anlamını çok iyi kavramasa da bebeğimiz ayakları kullanarak ayakta durmak ve yürümek davranışlarını fark etmiştir.
İstek
Her sağlıklı bebek yürümeyi ister. Bir bebeğin en temel özelliklerinden birisi, herhalde sınırsızca istemesidir. Kendisini dünyanın merkezinde görür. İnsanları ve şeyleri kendi uzantısı gibi algılar. Her istediğini elde edebileceğini düşünür. Elde edene kadar da bıkmadan usanmadan çaba sarf eder.
Bırakın bebeklik dönemini, 3-4 yaşına gelmiş bir çocuk bile isteklerinin gerçekleşeceğini varsayma eğilimindedir. Yapamamak kavramını algılamakta zorlanır.
Kendi isteklerimizi kısıtlamak da sonradan öğrendiğimiz bir şeydir. Bazen işe yarasa da çoğunlukla yaşımız ilerledikçe anlamlı ve önemli isteklerimizi de kısıtlamaya başlarız ve potansiyelimizi gerçekleştirmede önümüze en büyük engeli kendimiz koyarız.
Bir bebeğin fark ettiği bir şeyi istemekle ilgili bir sorunu yoktur, özel bir çalışma yapmasına da gerek yoktur.
İnanç
Söylenebilecek ne kadar az şey var bu konuda. Tıpkı istekte olduğu gibi, bir bebeğin kendine inancında da bir sorunu yoktur. Gördüğü bir şeyi yapamayacağına inanmaz. Yapabileceğine de inanmaz. İnanıp inanmamak gibi bir derdi yoktur. Ama davranışı yapabileceğine inanmış gibidir.
Bebeğin karakterine ve yaşadığı deneyimlere bağlı olarak bu inanç kısa sürelerle sarsılabilir. Ama bir bebeğin hafızası çok da güçlü değildir. Bu yüzden yaşadığı olumsuz deneyimler –travma ölçeğinde olmadıkça- onda pek iz bırakmaz.
İstek aşamasında olduğu gibi inanç aşamasında da bebekten alacağımız önemli dersler vardır. Hem başlangıçtaki kendine saf inanç konusunda, hem de inancını sarsan olayları hızlı unutma konusunda kişinin tutumu istediklerini elde etmesi üzerinde önemli etkilere sahiptir.
Niyet
Bir bebekte bile yürümeye niyet etme eşiğine istek ve inanç kadar hızlı ulaşılmaz.
11 aylık yürüyen, 1 yaşını doldurunca ancak yürüyen ve daha sonraki zamanlarda yürüyen bebekler arasında en temel fark tutunarak ayağa kalkmaya, tutunarak adım atmaya, tutunmadan ayakta kısa süreli durmaya ve tutunmadan ilk adımı atmaya niyet ettikleri ve bunları ilk kez denedikleri andır. Çünkü her çocuk bunlardan herhangi birini bir kez denemeye başladığı zaman hayli kısa bir sürede başarır.
İstek ve inanç konusunda zaman içinde kendi kendimize zorluklarımızı artırırız. Oysa niyet etmek her zaman görece daha zor olmuştur. Bebekliğimizde bile.
Yöntem
Bir bebek en güzel yöntemi kullanır: Taklit etmek. İnsanın en temel öğrenme yöntemlerinden biri budur.
Taklit etmenin yanı sıra, çevresinde pervane olan büyüklerinden de taktikler alır. Onların seslerine ilgi göstererek, el hareketlerine odaklanıp onlara ulaşmaya çalışarak, kendisine yapılan yönlendirmelerden en yüksek ölçüde yararlanır.
Yöntem bulmayla ilgili de zaman zaman bebekliğimizi hatırlamamız faydalı olacaktır. Bir bebeğe sunulan örnekler ve yönlendirmeler, pek çok olası isteğimizle ilgili çevremiz ve dünya tarafından bize sürekli sunulmaktadır.
Sonraki örneklerde bir bebek gibi bu sinyallere açık olma konusuna tekrar döneceğiz.
Süreç
Bir bebek bile, aşamalı olarak ilerlemeyi bilir.
Düşünün: Emekleme var. Ardından tutunarak ayağa kalkma. Tutunarak ayakta kalma. Tutunarak adım atma. Desteği bırakarak anlık olarak ayakta kalabilme. İlk adımı atma.
Bunların hepsi zaman içinde aşamalarla gerçekleşir.
Tüm bu süreç boyunca en temel karakteristiklerden birisi ise inatla, bıkmadan, usanmadan denemeye devam etmektir. Bir bebek, başarısızlık karşısında yılgınlık göstermez. Olumsuz deneyimlerini kısa sürede unutarak yapmaya çalıştığı şeyi tekrar tekrar denemeye devam eder.
İçselleştirme
Ne zaman biter içselleştirme? Ne zaman yürümeyi tamamen içselleştirmiş oluruz?
Uzakdoğunun yakın döğüş sporlarını konu alan filmlerinde, önüne sürekli çıkan engellere rağmen dans eder gibi hedefine doğru yürümeye devam eden oyuncular geliyor mu gözünüzün önüne? O oyuncular kadar başarılı ve dengeli yürüyebiliyor musunuz?
Bir yeteneği içselleştirmek neredeyse bitmeyen bir süreçtir. Her zaman daha iyisi mümkündür.
Yine de bir yeteneği aktif olarak düşünmeden, bilinçaltımızla ya da zihnimizin gerisiyle rutin olarak kullanmaya başlamışsak içselleştirme başlamış demektir.
İlk adımını attıktan birkaç hafta sonra bebek o kadar da büyük bir zihinsel çaba sarf etmeden yürümeye başlar. Ve hayatı boyunca yürümeyi içselleştirmeye devam eder.
Kişisel gözlem
Yeğenlerimin birkaçının yürüme macerasının önemli anlarında yanlarında bulundum. Kendi çocuklarımın da…
Bu öğrenme sürecini ne kadar iyi hatırlarsak, bizim için o kadar iyi. Her hangi bir hedefimiz için bir bebek kadar içten bir isteğe sahip olmak, bir bebek kadar şüphesiz ve neredeyse gerek olduğu bile düşünülmeyen bir inanca sahip olmak, bir bebek kadar yılmaz bir şekilde o istek yolunda ilerlemek, işimizi çok kolaylaştıracaktır.
Özellikle küçük olumsuzluklardan yılmamayı bir bebek kadar iyi yapabilen var mıdır dünyada?