Toplumumuzda en azından yüzbinlerce insanın derdi olan bir konuya geldik. İngilizce öğrenmek günümüzün sınırları belirsizleşen dünyasında pek çoğumuz için çok önemli bir konu. Ama öğrenmenin de aşamaları var. Temel gramer bilgilerini biliyor olmak bir şey, kendi alanımızda İngilizce’yi sorunsuz kullanabilecek kadar kelime öğrenmiş olmak ise bambaşka bir şey.
Üstelik bir kelimeyi bilmenin de dereceleri var. Anlamını bildiğiniz ama çok iyi yerleşmemiş bir kelime ya da kalıbı düşünün. Bu kelimeyi ne kadar biliyorsunuz? Yazılı bir metin içinde gördüğünüz zaman anlamını hatırlayacak kadar mı? Bir konuşma içinde geçtiğinde duyarak anlamını anlayacak kadar mı? Bir yazışmanızda cümle içinde yeri geldiğinde kullanmayı hatırlayacak kadar mı? Yoksa bir konuşma içinde, konuşma hızıyla cümleler kurarken o kelimeyi hatırlayıp da kullanacak kadar mı?
Yurtdışında birkaç ay kalmadan, Türkiye’deki şartlarla bu konuda bir hayli ilerlemiş bir kişiyim. (Mesela bir romanı Türkçe okumak yerine İngilizcesinden okumayı tercih edebiliyorum.) İngilizce kelime öğrenme sürecini birinci elden deneyimledim. Bu bölümde bu süreç içinde kendi yaşadıklarım üzerinden konuşuyor olacağım.
Farkındalık
Önemli atımlar yaptığım hemen her alanda, farkındalık anını ya da farkındalığın gelişme sürecini hatırlarım. Hani çizgi filmlerde kafasının üzerindeki balonda bir lamba yanan karakterler vardır ya, neredeyse öyle. Farkındalığın oluşturduğu aydınlanma ne kadar güçlüyse, ilerleme şansınız da o kadar yüksek olacaktır.
Anadolu Lisesi’nde, üstelik de beş yıllık ilkokulun ardından aldıkları dönemlerde, hazırlık okumuştum. 11-12 yaşlarında bir tam eğitim yılı boyunca haftada 25 saat İngilizce dersi görmek İngilizce öğrenmek için hayli etkili bir yöntem. Her gün onlarca sayfa İngilizce ödevi yaptığımızı hatırlıyorum. Üstelik başarılı bir öğrenciydim. Yani İngilizcenin gerekli temel gramer bilgilerini çok erken yaşta öğrendim. Bu dönemlerde İngilizce dersimize girenlerden bir Fatih Hocamız vardı, şu lafını hiç unutmam: “Yabancı dil nankördür. Günde 15 dakika ayırırsanız, unutmaz ve üstelik geliştirirsiniz. Ama günde 15 dakika ayırmazsanız, unutursunuz.” Ne kadar haklı olduğunu gördüm ilerleyen yıllarda. İngilizceye bu vakti ayırdım ve geliştirdim. Seçmeli ders olarak senelerce aldığım Almancaya bu vakti ayırmadım ve şimdi neredeyse hiç bilmiyorum bu dili.
11-12 yaşından itibaren İngilizceyi öğrendiysem, eksiklik bunun neresinde? Bunu yıllarca ben de fark etmedim. Sonra üniversite yıllarımda, hiç İngilizce kitap okumadığımı fark ettim. Kitap okumayı çok sevdiğim halde, İngilizce kitap hiç okumamıştım. Tabii ki, derste okuduğumuz kitaplar olmuştu. Ödev olarak okuduğumuz kitaplar da olmuştu. Üniversite sırasında da kaynak kitap olarak kullandığımız İngilizce kitaplar oluyordu. Ama keyif için, eğlenmek için, öğrenmek için kendim tercih ederek alıp okuduğum kitaplar arasında hiç İngilizce kitap yoktu. Ders için okumuş olduğum İngilizce kitaplar ya teknik kitaplardı ya da genelde basitleştirilmiş, basitleştirilmemişse de özel seçilmiş kitaplardı.
İngilizce kitap okumuyor olmayı önemli bir eksiklik olarak böylece hissetmeye başladım. Aslında gerçekte eksiklik olan konu, yeterince İngilizce kelime bilmemekti. Bildiğim kelimeleri de iyice sindirmemiş olmaktı.
Asıl eksiklik İngilizceyi yeterince rahat kullanamamaktı. Gramer bilmek yetmiyordu yani. İngilizceyi yeterince rahat kullanamamamın sebebi, yeterince çok ve özümsenmiş olarak kelime bilmiyor olmamdı. Bu eksikliğin ortaya çıkış şekli ise İngilizce kitap okuyamamaktı.
İstek
İngilizceyi rahat kullanabilmek konusunda istek sorunu hiç yaşamadım. Bu alanda senelerce oyalandığım süreç farkındalık olmuştu. İngilizceyi daha iyi kullanabileceğimi ve mevcut yetkinliğimin yeterli olmadığını fark ettikten sonra bu yetkinliği geliştirmek için hemen istek duymaya başladım.
Konuya ve konuya olan yaklaşımınıza bağlı olarak aşamalardan herhangi biri aşılmaz bir engel haline gelebilir. Ya da sizi çok fazla oyalayabilir. Bu konuda farkındalıkta senelerce oyalandıktan sonra istek alanını hiç oyalanmadan geçtim. Oysa başka konularda istek aşamasında takıldığım da oldu. İstek aşamasının pek çok kişi için ve pek çok konuda geçilmesi en zor aşamalardan biri olabildiğini biliyorum. İlerleyen bölümlerde istek üzerinde çok daha fazla durduğumuz konular olacak.
İnanç
İngilizceyi yeterince etkin kullanamamayı İngilizce kitap okuyamamak olarak daha elle tutulur bir farkındalık haline getirdikten sonra bu eksikliği gidermeyi hemen ister hale gelmiştim. Ama acaba yapabilir miydim?
İnanç bir müddet oyalandığım bir aşama oldu. Ne de olsa senelerdir İngilizce eğitim alıyordum. Bu seneler sırasında çeşitli kitapları ödev olarak ya da ders çalışmaları sırasında okumuştuk. Her sayfada onlarca yeni, bilinmeyen kelimeyle karşılaşmak hayli ürkütücüydü.
Engel çok büyük görünüyordu. Üstelik kelime öğrenmeyle ilgili derslerde uyguladığımız yöntemler de bana çok ters geliyordu: Kitabı okumaya başla. Bilmediğin kelimeye rastladığında bir deftere kelimeyi yaz. Sözlükten anlamını bul. Kelimenin karşısına anlamını yaz. Birkaç kez oku, ezberlemeye çalış. Sonra da bu kelimeleri belirli aralıklarla tekrar et.
İngilizce kitap rahat okuyabilir hale gelip gelemeyeceğimden emin değildim. İngilizceyi rahat kullanır hale gelmiş göremiyordum kendimi. Hayalimde bile.
Ama kendime inanç konusunda önyargılıydım. Otomatik düşüncem ‘yapabilirim’ şeklinde tek bir kelimeydi. Özel konuda inancımı sorguladığımda kendimi yeterince güçlü göremiyordum, ama genel olarak kendime inancım güçlüydü. Detaya çok girmeden, çok düşünüp kendi kendimi daha fazla şüpheye düşürmeden harekete geçmeye eğilimim oluşmaya başladı. Yine de inanç konusundaki oyalanmam aylarımı almıştı.
Niyet
Bir gazetenin kuponla verdiği, cepte taşınabilecek büyüklükteki elektronik sözlük, inanç aşamasından niyet aşamasına geçişimde önemli bir rol oynadı. Bu elektronik sözlüğü edinmemle hemen hemen aynı günlerde British Council’in İstanbul şubesine gidip üye de oldum. Okuyacak kitap ve kullanacak sözlük ayarlamıştım. İngilizceyi daha etkin kullanmada ilk adımımın kitap okumayı başarmak olduğuna da karar vermiştim. Yola çıkmaya artık hazırdım. Kesin kararımı vermiş, niyet etmiştim.
Yöntem
İnanç aşamasında en çok oyalanmama sebep olan, kelime öğrenmeyle ilgili okulda gördüğümüz yöntemlerin beni ürkütmesiydi. Çok yorucu, verimsiz ve sıkıcı geliyordu bu yöntemler.
Öte yandan üniversitenin son senesindeydim; çok sevdiğim halde roman okumaya zaman ayırmak uygun gelmiyordu. İngilizce olarak roman okumaya, kelimeleri de yazıp ezberleme çabasına girmemeye karar verdim.
Otobüslerde İngilizce roman okumaya başladım. Cep sözlüğü de yanımdaydı. Böylece kelimelere de bakabiliyordum.
Bana öğretilen yöntemleri uygulamaya zamanım da isteğim de olmadığı için, yöntemsiz bir şekilde işe başlamaya karar vermiştim. Ama bir yandan da nasıl bir yöntem kullanmam gerektiğine kafa yormam gerekiyordu.
Okuduğum ilk birkaç kitapta fark ettiğim önemli ayrıntılar oldu. Bu ayrıntılar yöntem konusundaki düşüncelerimde de bana yol gösterdiler:
- Tek bir kelimeyi anlamakla o kelimenin içinde geçtiği cümleyi anlamak aynı şey değildi.
- Anlamadığınız cümleler olsa bile, konunun genel akışını takip etmek o kadar zor olmayabiliyordu.
- Bir roman okurken, romanın konusu doğrultusunda bazı kelimeler çok sık geçtiği için, defalarca karşılaştıkça o kelimeleri çok daha iyi anlayabiliyor, özümseyebiliyordunuz.
- Kelimelere sözlükten bakmak, okumayı çok zorlaştırıyordu. Çünkü genel akışı bölüyor, hızınızı kesiyordu.
Sözlükle okuduğum ama her yeni sayfada çok daha az kelime için sözlüğe baktığım birkaç kitap bitti. Hızla kelime öğrendiğim için değil, her kelimeye bakmak sıkıcı geldiği için ve kelimeleri bilmeden de akışı anlayabildiğim için daha az kelimeye bakıyordum.
Harekete geçmiş ve İngilizce kitap okumanın o kadar da zor olmadığını görmüştüm işte. Ama ne kadar anlıyordum? Kelime öğrenmeme bir faydası var mıydı bu yaklaşımın? Yoksa zararlı mıydı? Ana hedefim olan İngilizceyi daha etkin kullanabilmeye yaklaştırıyor muydu beni?
Bundan bir önceki dili nasıl öğrendiğimi düşündüm, kendi dilimi, Türkçeyi. Bildiğim Türkçe kelimelerin ihmal edilebilecek kadar az bir kısmını sözlükten anlamına bakarak öğrenmiştim. Kelimeleri bebeklikten itibaren duyduğum konuşmalarda, okuduğum cümlelerdeki konumlarına göre anlamlandırarak öğrenmiştim.
İlk birkaç deneme, İngilizce için de bu yöntemin geçerli olabildiğini bana gösterdi.
Birkaç kitaptan sonra sözlüğü tamamen bıraktım. Belirli bir kelimeyi anlamasam bile cümleyi anlayabiliyordum. Cümleyi anlayamasam bile genel akışı anlayabiliyordum. Genel akışını bile anlamakta zorlanacağım bir kitapsa, daha rahat anlayacağım ve konusu daha çok ilgimi çeken bir romana yöneliyordum.
Süreç
Sonunda yöntemimi bulmuştum. Üstelik bulduğum yöntem, bu özel konuda biraz sorunlu olarak geçtiğim inanç aşamasındaki sorunları da gidermişti.
İngilizce kitap okuyabiliyordum. Bundan keyif alabiliyordum. Bilmediğim kelimelerin olmasına aldırmamak bana büyük bir ilerleme sağlamıştı. Bir kitabın önemli yeni kelimelerini hiç sözlüğe bakmadan daha kitabın ortasına gelmeden öğrenmiş oluyordum.
British Council’e üyeliğimi kapanana kadar devam ettirdim. İngilizlerin İstanbul’da hedef oldukları bombalı saldırının ardından British Council önce hizmetine ara verdi, sonra bir otelde hizmet vermeye başladı, sonra da tamamen kapandı.
Ama bu arada ben Türkçe kadar İngilizce de kitap okumaya başlamıştım. Hatta bazı aylarda okuduğum İngilizce kitap sayısı Türkçe kitap sayısını geçiyordu.
Çok basit bir taktik bulmuştum ve bunu sürekli uygulamaya devam ediyordum. Keyif için okuyabileceğin bir İngilizce kitap bul ve anlayıp anlamadığına aldırmadan oku.
İçselleştirme
Bu yöntemi on yılı aşkın bir süredir kullanıyorum. Anlamak konusunda ve bildiğim kelime sayısının artmasında bana birikimli faydasının çok yüksek olduğunu biliyorum. Hatta anlamanın ötesinde, mesela İngilizce bir metin yazmam gerektiğinde kelimeleri çok rahat bulup kullanmamı da sağlıyor. Sıkça yaşadığım bir deneyim şudur: İfade etmek istediğim şeyle ilgili bir cümle kurarım. Cümlede bir kelime ya da kelime grubunu kendiliğinden kullanmışımdır, ama burada bunu kullanmanın uygun olup olmadığından hatta kelimenin anlamının ne olduğundan şüpheliyimdir. Riske girmeyeyim diye sözlüğü açıp kontrol ederim ve ilgili kelime ya da kelime grubunu tam yerli yerinde kullanmış olduğumu görürüm.
Bu kelime öğrenme yöntemi artık kullandığımı bile fark etmediğim bir şekilde içselleşti bende. Ben sadece okumak istediğim bir metni okuyorum. Bilinçaltım bu arada benim için yeni kelimeler de öğreniyor. Bir yandan da bildiği kelimeleri daha iyi pekiştiriyor.
Kişisel gözlem
Bu bölümü tamamen bir kişisel deneyimim üzerinden anlatmış oldum. Bu deneyimle ilgili bazı kişisel gözlemlerimi sizinle tekrar paylaşmak isterim. Özel olarak İngilizce öğrenme konusu açısından değil genel olarak yaşanan aşamalar açısından belirtmek istediğim bazı detaylar var:
- Benim için doğru olan sizin için doğru olmayabilir. Bir kişinin uyguladıklarını aynen uygulamak sizin için doğru olmayabilir. Başkalarının deneyimlerini inceleyip kendiniz için bunun uygun olup olmadığını değerlendirerek, gerekirse dönüşümler yaparak taktikler geliştirmelisiniz.
- Farkındalık her zaman çok önemli bir aşama. Başlangıç farkındalıkla mümkün. Geliştirmek istediğiniz alanlarda farkınladığınızın nasıl oluştuğuna dikkat edin. Bunun üzerinde düşünün. Kafanızda kristalleşmiş bir ana dönüştürürseniz, süreç içinde sizi besleme etkisi daha yüksek olacaktır.
- Bir aşamayı tamamen çözümleyip geçmek zorunda değilsiniz. Ama süreç içinde sonradan sorunlu geçtiğiniz aşamayı desteklemeniz gerekir. Mesela İngilizce ile ilgili süreçte inanç benim için böyle bir aşama oldu. Tam olarak çözümlemeden geçtim ama sonraki aşamalarda inancımı da kesinleştirdim.
- Niyetinizi bir eylemle ilişkilendirmek gücünü artırabilir. Bu süreçte benim British Council’e üye olmam niyetimdeki kararlılığı simgeleştirmesi açısından önemliydi.
- Benim bu süreçte kullandığım yöntem hayli kendime özgü. Öğrenmeyi bilinçaltıma yaptırmak benim belki yirmi yıla yakın zamandır kullandığım bir yöntem. Sadece okuyarak, kelimelere aldırmadan kelime öğrenmek bende başarılı oldu. Sizde olmayabilir. Amacınıza ulaşmada anlattığım sürecin yöntem belirleme kısmında o özel isteğinize ve kendi özelliklerinize uygun yöntemleri geliştirmek sizin sorumluluğunuzda.
Faydalı bir yazı…Klavyene sağlık.