Zülfü Livaneli’nin bir köşe yazısında okumuştum sanırım. Anlatacağım şey o kadar sağduyuya uygun ki, ayrıntılarını ya da gerçekten onun yazıp yazmadığını teyit etmeyeceğim, siz de kesin bilgi olarak kabul etmeyin. Dileyen, Livaneli’ye böyle bir şey yazıp yazmadığını sorabilir.
Bir uçak yolculuğunda büyük ve kurak bir bölgenin üzerinden geçmektedirler. Yanındaki adam, burayı sulak bir bölge haline getirmenin mümkün olduğunu söyler ve büyük bir –yanlış hatırlamıyorsam nükleer- patlamayı içeren senaryosunu anlatır. Livaneli, bunun vereceği olası diğer zararları hatırlatınca da, işin o kısmının kendisini ilgilendirmediğini, kendi uzmanlık alanının dışında olduğunu söyler. Livaneli de buradan yola çıkarak uzmanlaşmanın getirdiği daralmayı eleştirir.
Livaneli ya da değil, kuraklık sorunu ya da değil, nükleer patlama ya da değil; işin özünü nasıl da her gün yaşadığımızı, izlediğimizi, gözlemlediğimizi fark ettiniz mi?
Siyasal bir dar sokağa girildiğinde, yolu o an biraz genişletmek için kısa süre sonra daha akut darboğazlar oluşturacak çözümlere gidildiğini kaç kere izlediniz?
Katı bir tek hedefe kilitlenerek, sanatla, sporla uğraşan çocuklarının bu uğraşlarını insafsızca budayan kaç aile gördünüz?
Ve daha bir sürü örnek…
Oysa insan çok yönlüdür. Doktorlardan iyi müzisyen çıkar. Sürü sepet iş batırmış adamlardan iyi yazar çıktığı olmuştur (Balzac). Geçmişin kültürlerinde önde gelen fikir adamları tek alanda değil pek çok alanda eser vermişlerdir. Bir yanda eski Yunan’ın Sokrat, Eflatun, Aristo’suna, bir yanda da doğu dünyasının Gazalisine, Farabisine ve diğerlerine bakın.
Eminim, günümüzün önde gelen üretken insanlarının büyük bir kısmı da, aslında pek çok alanda eser verebilir durumda olmalarına karşın, günümüz uygarlığının katı uzmanlıktan yana yaklaşımı yüzünden kendilerini kısıtlıyorlar. Roman yazarının hikaye yazmasına bile pek iyi gözle bakılmayabiliyor. Bir fizik profesörünün mesela kimya alanında da ürün vermesine çok da iyi gözle bakılmıyor. Kendini ispatlaması, toplumdan onay kazanması daha zor oluyor.
Oysa sinerji sadece 1 + 1’in 2’den fazla etmesi değildir. Sinerji aynı zamanda 1 üzeri 1’in de 1’den fazla olmasıdır.
İnsan çok yönlüdür. Çok konuda kendini ispatlayabilir, içlerinde hatırı sayılır kadar kısmında eser verebilir, birkaç alanda birden dünyanın önde gelen kişilerinden olabilir.
Bunu yapabilmenin özünde, bir işi yaparken birçok sonuca birden yakınlaşmak üzere tasarlama yapabilmek vardır. Kendi hareketlerini, kendi yapmak zorunda olduklarını, kendi yapmak istediklerini, kendi hedeflerini iyi koordine edebilen insanlar, çok sayıda kulvarda aynı anda koşabilirler.
Uğraştığınız şeylerde hep birden başarılı olmanız ya da hep birden başarısız olmanız en olası sonuçtur. Olasılık hesapları burada işlemez. Attığınız zarların hepsinin birden 1 ya da hepsinin birden 6 gelmesi çok düşük bir olasılıktır, ama eğer farklı hedeflerinizi iyi koordine edebiliyorsanız hepsinde hedefi tutturabilme şansınız çok yüksektir ve eğer bunları iyi koordine edemiyorsanız hepsinin birden çuvallaması hiç de küçük bir olasılık değildir.
GERÇEK HAYAT ÖRNEĞİ
Okumayı çok sevdim, seviyorum, severim, seveceğim. Kendimi bildim bileli, hatırladığım tüm zamanlarda, delicesine sevdim okumayı.
Üniversitenin ilerleyen yıllarında hala doğru düzgün İngilizce okuyamamam sinirime dokunan bir eksiklikti. İngilizceyi akıcılaştırma konusu, yollarda geçen zaman, roman okuyabilme isteği… Hepsi beni meşgul ediyordu. İngilizcemi geliştirmek bir hedefimdi. Küçük Çekmece’de oturuyor ve Maçka’da okuyordum, her okul günü neredeyse 4 saatim yolda geçiyordu ve bu vakti verimlileştirmek hedeflerimden biriydi. Gerçi yolda okuyordum zaten, olabildiğince verimli geçiriyordum ama daha iyileştirilebilir miydi? Roman okuyabilmek, rahat rahat roman okuyabilmek, Endüstri Mühendisliği son sınıfa gelmiş birisi olarak vaktinin önemli bir kısmında gönül rahatlığıyla roman okuyabilmek hedeflerimden birisiydi. Kolay değil, hayata bu kadar yakınlaşmış ve böyle bir okulda okuyan, geçmişinde önemli başarılar kazanmış ve gelecekte de kendi alanında o başarıları devam ettirmesi gereken bir insan olarak sorumsuzca (!) roman okumak kafa kurcalayıcıydı.
Milliyet gazetesinin verdiği elektronik sözlüğü aldım. British Council kütüphanesine abone oldum. İlk bir-iki kitabı her sayfada ondan fazla kelimeye sözlükten bakarak okudum. Sonra sözlüğe bakmadan da romanların özünü yakalayabildiğimi fark ettim ve sözlük hiç kullanmadan okuya okuya cümlelerin gelişinden kendiliğinden kelime öğrenmeye dayalı bir model geliştirdim.
İngilizcemi ilerletme işini çözmüştüm. En azından büyük kısmını… Gramer ve altyapı sorunum pek yoktu zaten; İngilizce kitaplar okumam, kelime öğrenmemi, kalıp öğrenmemi, kelimeleri ve kalıpları kullanabilme yeteneğimi geliştirmeye başladı. (10 yıldan fazla oldu, hala deli gibi kitap okuyorum, belki yarısı İngilizce…)
Yolda geçirdiğim vakti daha da iyi değerlendirmenin yolunu bulmuştum. Öyle ya insanların saatine 20, 30, 40 lira verdikleri bir konuda hemen hiç para ödemeden, kendimi geliştiriyordum. Yolda geçirdiğim ve benim gibi öyle o vakitleri yolda geçiren milyonlarca insanın psikolojik rahatsızlık geliştirdiği vakitlerde!
Gönül rahatlığıyla roman okuyabiliyordum! Çünkü bu basitçe sadece roman okumak değildi, İngilizcemi geliştiriyordu. İçinizden bir kısmı roman okumayla ilgili bu suçluluk duygumu anlayacaktır. Bir kısmı garipseyecektir. Bir kısmınız ise (bu kitabı okuduğunuza göre, çok küçük bir kısmınız) kitap okumak ve suçluluk duygusu konusunda hiç düşünmemiş olabilir. Kitap okumanın sorgulandığı ve benim de kendimi bu açıdan sorguladığım dönemlerim ve ortamlarım oldu. Kendime çeşitli bahaneler uyduruyordum sanırım, çok iyi hatırlamıyorum. Ama bir gün bir toplu taşıma aracında ya da dışarıda kitap okurken, tanımadığım bir insan neden okuduğumu sorduğunda –çoğunlukla sadece hiç tanımadığımız insanlara yaptığımız gibi- en dürüst cevabımı verdim: “Zevk için”. Artık göğsümü gere gere söyleyebilirim: Zevk için okuyorum, ne okursam okuyayım büyük bir zevk alıyorum. Yıllar önce başladığım her kitabı bitirmek zorunda olmadığımı da –inanılması zor ama yıllar sonra- anladım. Zevkle, keyifle, hiç görmediğim bir ülkeyi gezer gibi, özlediğim bir insana kavuşur gibi, sevdiklerimle konuşur gibi kitap okuyorum.
Kitap okumayı, okuyabilmeyi, kişisel sinerji oluşturmak için sürekli kullanıyorum. Mesela 30’lu yaşlarımdan sonra da evimle işim yürüme 35 dakikalık yoldayken, yürümek için kitap okumayı bir sinerji unsuru olarak kullandım. İşim çok masa başı olduğu için bedensel etkinliği daha fazla yapmam gerekiyordu. Spor yapmaya vakit bulamıyordum, ya da kendimi yeterince odaklayamıyordum. Teknik olmayan kitapları okumaya ayırabildiğim zaman da azalıyordu.
İşe gidip gelirken yürümeye ve kitap okumaya, kitap okuyarak işe yürüyerek gitmeye başladım. Kitap okuyarak yürüdüğüm için yürümenin yorgunluğunu hissetmiyordum, tempomu düşük tutabiliyordum ve her gün aynı yolu yürümekten canım sıkılmıyordu. Bu birleştirmeyle, hem günde 1 saatten fazla yürüyüş yaparak bedensel etkinliğimi artırmış oldum, hem kitap okumak için günde 1 saatten fazla ek zaman oluşturdum, hem de araçla 1 saate yakın araç kullanmadan 1 saatten az fazla bir süreyi her gün heba etmekten kurtulmuş oldum. Yani o bir saatte, bir saati yolda kaybetmemiş olmaktan bir saat, bir saati okumaya ayırabilmekten bir saat ve bir saati bedensel etkinliğe ayırabilmekten bir saat olmak üzere her gün üç tam saat kazanmış oluyordum.
Fayda 1: Tek kişide sinerjiyi yakalayabilmek
İki elin sesi var. Bir el ve bir el bir araya geldiği zaman, birliktelikleri bir üretim yapıp ses çıkarabiliyor. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” dediğinizde ise, burada gizliden gizliye, tek bir varlığın gücünün sınırlı olduğunu, iki varlığın bir araya gelmesiyle, birlikteliklerinin verim doğuracağını söylemiş oluyorsunuz. Bu da kabul; ama tek bir varlığın da birlikte kullanarak verim sağlayabileceği parçalar var. İki el değil de tek el olsa, onun da beş parmağı var ve üç parmağınızı kullanarak ses çıkarabilirsiniz. Deneyin: Orta parmağınızın ucunun yapmak istediği inme hareketini başparmağınızın ucunu kullanarak kısıtlayın ve sonra da orta parmağınızı başparmağınızın üzerinden kaydırarak altta ayarladığınız yüzük parmağınızın tırnağına hızla indirin. Ben böyle ses çıkarabiliyorum, pek çok insan da halay benzeri oyunlar oynarken böyle ses çıkarabiliyor.
Fasulye ayıklarken ben iki elimi birlikte kullanırım ama yılların lokantacısı olan babamın tek eliyle de fasulye ayıkladığını görmüştüm, birbirinden ayrı varlıklar olan parmaklarını bir arada kullanarak ve hareketlerini iyi koordine ederek…
Kendi içinizde de ekip çalışması yapabilirsiniz. Farklı amaçlarınızı bir arada elde etmenizi sağlayacak şekilde etkinlikler düzenleyebilirsiniz.
Mesela çocuğunuzla daha fazla zaman geçirmek isterken aynı zamanda yarına yazılı sonuçlarını teslim etmesi gereken bir öğretmen olabilirsiniz. Siz bir yandan yazılı kağıtlarını okurken, çocuğunuza da sorulardan alınan puanları toplayarak kurşun kalemle yukarıya yazma görevi vermenizde bir sakınca olmaz. Böylelikle sizin daha sonra yapacağınız toplam ikinci bir teyit olur. Bu arada çocuğunuz sizinle birlikte önemli bir sorumluluğu paylaşmaktan mutlu olur. Ayrıca yaptığı toplama hataları varsa bunları görüp onunla birlikte düzelterek eğitimine de katkıda bulunmuş olursunuz. En önemlisi, birlikte vakit geçirmiş olursunuz.
Kafanızı dağıtmak için akşamları televizyon izleme alışkanlığınız olduğunu düşünün. Böyle vakit geçirip kafanızı boşaltmış oluyorsunuz ama prime-time’da sıklıkla olduğu gibi onlarca dakika reklamla eğlenceniz bile bölük pörçük oluyor. Oysa bunun yerine artık DVD’lerin de hayli ucuzlamasından yararlanarak kendinize aylık keyifle izleyeceğiniz bir film programı yapsanız ve bunları izleseniz, hem keyif aldığınız bir iş yaparak kafanızı boşaltmış hem de insanlık durumlarının işlendiği filmler izleyerek genel kültürünüzü, görgünüzü ve insanlara yönelik anlayışınızı geliştirmiş olursunuz.
İşe arabayla gidip trafikten yakınıyorsanız, İngilizcede hayli yaygın olan ama ne yazık ki Türkçede henüz çok örneğini görmediğimiz sesli kitaplardan edinerek yolda geçirdiğiniz o stres dolu dakikalarını eğitim ya da keyif anları haline ya da belki keyifli eğitim anları haline getirebilirsiniz.
Özel bir konuda çok derin teknik uzmanlığa ulaşmanızı sağlayan bir alanda çalışıyorsanız ve yazmaya da meraklıysanız, bu özel konudaki bilgi birikiminizden yararlanan kısa hikayeler yazmayı deneyebilirsiniz.
Hayatınızın parçalarına bakın. Kendi başlarına kendi içlerindeki değerleriyle bırakmayın onları, bir araya getirin. Birbirlerine destek olabilecek unsurları bulun. Henüz yapmıyor olduğunuz ama başka alanlardaki çalışmalarınızla yapmaya çok hazır hale geldiğiniz etkinlikleri keşfedin. Kendinizden yararlanın. Bütün, parçaların toplamından çok daha fazladır. Ama bundan yararlanabilmeniz için kendi bütününüzün parçalardan oluştuğunu fark etmeli ve bu parçalar arasındaki ilişki olasılıklarını iyi analiz etmelisiniz.
Fayda 2. Toplamdan keyif alabilmek
Bütün güzel değilse, parçalardan keyif almak çok zordur. Eğer yaşamınızın bütününden keyif almıyorsanız, sadece iş hayatında çok başarılı olmanız ya da mesela sadece huzurlu bir aile hayatınızın olması sizi mutlu etmez. İşinizin kişisel hobilerinizi desteklemesi, kişisel hobilerinizin aile birlikteliğine katkıda bulunması, aile birlikteliğinizin kariyerde ilerlemenizi desteklemesi, kariyerde ilerlemenizin ekonomik bağımsızlığınıza destek olması, ekonomik bağımsızlığınızın sağlıklı bir yaşam sürmenize imkan tanıması, sağlıklı bir yaşam sürmenizin topluma olan katkılarınızı daha iyileştirmesi… Tüm bunların da mutlu ve anlamlı bir yaşam sürmenizi sağlaması gerekir.
Bir çürük elma, bir sandık elmayı çürütür. Bir çivideki yanlışlık bir ordunun yok olmasına sebep olabilir. Hayat bir bütündür. Bu bütünlük doğasına ne kadar uygun davranırsanız, yaşam biçiminizin bütünlüğe ne kadar uyumluysa, o derece huzurlu bir yaşam sürebilirsiniz. Bütünlük duygusunu kaybetmeyi aşırıya götürenler, ağır zihinsel hastalıklara kadar gidebilirler.
Fayda 3: Eksileri gidermek
Başarımızı, mutluluğumuzu etkileyen onlarca faktör vardır. Bunların tamamının en iyi bir noktası, en başarılı ya da en mutlu olacağımız olasılığı verir. Ama bu nokta, hemen hemen hiçbir zaman, faktörlerden birinin maksimum olduğu değer değildir.
İşte eşi benzeri görülmemiş bir başarı elde etmek… Bir spor dalında dünya rekortmeni olmak… Genç yaşta çok zorlanmadan aşırı zengin olmanın bir yolunu bulmuş olmak… Bunların hiçbiri, tek başına insanı mutlu edebilecek şeyler değildir. Hayat bir bütündür ve bizi etkileyen tüm faktörlerin kabul edilebilir seviyelerde olması gerekir. İşte eşi benzeri görülmemiş bir başarı elde etmek için mutlu bir evliliği harap edip boşanma noktasına geldiyseniz… Dünya rekortmeni olmak için son iki yılınızı tüm dünyadan uzak bir kampta geçirmiş ve bu arada çok sevdiğiniz bir insanı beklenmedik bir şekilde kaybedip onunla geçirebileceğiniz zamanların hayıflanmasını sırtınıza yüklendiyseniz… Genç yaşta çok zorlanmadan aşırı zengin olmuş ama bu zenginliği kaldıramayarak kötü çevrelere alışmış ve uyuşturucu bağımlısı duruma düşmüşseniz… Mutluluk ve huzurun, başarı duygusunun yanına bile yaklaşamazsınız.
Elde ettiğiniz artıların eksileri de vardır. Hayat çok kollu bir terazi gibidir. Kefelerden herhangi birinin ağır basması durumunda bir başka kefe –belki de çok yakında olmayan, alakasız gibi görünen bir kefe- dengesini kaybedebilir. Bu çok kollu terazinin tamamının dengesini gözetmek durumundasınız. Tek bir kefeye odaklanarak bunu yapabilmeniz imkansızdır.
Kendi dengenizi kendiniz bulmalısınız. Sizin için önemli olan faktörlerin neler olduğunu, birbirlerine göre önem derecelerini, ne için neyi feda edebileceğinizi hep kendiniz bulmak zorundasınız. Herhangi bir faydayı elde ederken, bunun size getirebileceği eksileri de düşünmelisiniz. Kaş yapayım derken göz çıkarmak derler ya hani… Kaşla göz yine birbirine yakın, gözden kaçırma ihtimaliniz düşük… Ama kaş yaparken ayak başparmağınızdan olmamaya da dikkat etmelisiniz.
Fayda 4: Uzun süreli yapılabilirlik ve tekrarlanabilirlik oluşturmak
Keyif aldığımız şeyler çoğunlukla gelip geçicidir. Tekrar yaşayabilmemiz zordur. Bunu çok planlamayız da zaten, anlık olarak hoşumuza gidecek bir hedef peşinde koşturmaya kendimizi fazlasıyla kaptırdığımız için o hedeften sonrası pek aklımıza gelmez.
Geleceğe fazla kafa yormadığımız için de başka parçalarımıza olabilecek zararları, başka yönlerimize olabilecek olumsuz etkileri, bir bütün olarak yaşamımızda bu peşinde koştuğumuz hedefin tekrarlanabilirliğini hiç düşünmeyiz.
Asıl olan, kaynaklarımıza çok büyük yük getirmeden, başka yönlerimizi feda etmeden, sürekli yapabileceğimiz ve tekrar tekrar keyif alabileceğimiz etkinliklere yönelmektir.
Dünyanın uzak yerlerini gezmeyi seviyor olabilirsiniz. Ama 3 yılda bir böyle bir geziye para biriktirebilmek için o aradaki 3 yılın tamamında eşek gibi çalışmanız gerekiyorsa ve tüm birikiminizi bunun uğruna harcıyorsanız, tekrarlanabilir ve uzun süre boyunca tadına varabileceğiniz bir etkinlik değildir bu kıtalar ötesi gezinti.
Hayatınızın genel düzenine uyum gösteren, kişilik özelliklerinize aykırı düşmeyen, bütünlüğünüze uygun olan şeyleri tekrar tekrar ve uzun süre yapabilirsiniz. Bütünlüğünüze uymayan bir şeyi, ancak kendinizden harcayarak, huzurunuzu bozarak, stres seviyenizi yükselterek, ömrünüzü törpüleyerek yapabilirsiniz.
Bir daha asla yaşayamayacağınız ya da kolay kolay yaşayamayacağınız yüksek bir keyif, size ıstırap olur. İnsan alıştığından aşağısına kolay tahammül edemez. Bir kez tattığınız bir keyfi tekrar tatmak istersiniz. Ulaştığınız bir yaşam standardının altına düşmek istemezsiniz.
Mutlu ve huzurlu bir hayat için, uzun ve güzel bir ömür için, tekrar edilebilir ve sürdürülebilir hedefleriniz olmalıdır. Bunun anlamı, azla yetinmek, daha iyisini istememek değil tabii ki; kendinizi zorlayacak hedeflere yönelin, ama bunlar tüm barutunuzu kullanacağınız tek atımlık şeyler olmasın.
Varlığınızla uyumlu, tekrar edilebilir, sürdürülebilir keyifler yakaladığınız zaman, bunun tadını ömür boyu çıkarırsınız.
Fayda 5: Rekabet gücüne üstün katkı
Günümüz insanları çok rekabetçi. Rekabetçi olmak zorundalar, başka çareleri yok. Dünya o kadar küçüldü ki, sadece kendi sokağınızdaki, kendi mahallenizdeki, kendi ülkenizdeki insanlarla değil, Çin’deki insanlarla bile rekabet etmek zorundasınız.
Tekstilci tanıdığınız varsa, ne demek istediğimi anlarsınız. Avrupa’daki göz cerrahları da bu rekabetin sınır tanımazlığını yaşıyorlardır sanırım. Türkiye’deki göz hastanelerine pek çok Avrupalı geliyor ameliyat olmak için.
Böyle vahşi rekabetin böylesine sınırsızca yaşandığı bir ortamda işiniz aslında çok kolay. Eğer bütünlüğünüzü göz önünde bulundurarak hareket ederseniz, kendi farklı yönlerinizin avantajlarını bir arada kullanmayı bilirseniz, çalışacağınız alanı, yapacağınız işi buna göre belirlerseniz, rekabet etmeniz çok kolaylaşır. Çünkü bu fazlaca rekabet ortamında fazlaca olan bir başka şey daha var: Bölünmüşlük. İnsanlar şeyleri, işleri, duyguları, durumları çokça tekil olarak ele alıyorlar. Bütünü görebilen kişi sayısı çok az. Kendi özelliklerini bir arada değerlendirebilen, bunların ortak faydalarını yaşayarak büyük bir kişilik patlaması yapabilen insan, o yoğun rekabet ortamının yaşandığı dağ eteklerinin üzerine çıkmış olur. Çıktığı bu seviyede çok daha az yorularak, çok daha iyi şeyleri elde edebilir. Üstelik kavga gürültüden kurtulduğu için görüş mesafesi de gelişir. Yeni fırsatları yakalama şansı artar.
Basit bir örnek hayal edelim: İki silahşor, çekmişler kılıçlarını, kıran kırana mücadele ediyorlar. İkisinin de kılıçlarını tutan sağ kolları önde, sürekli hamleler yapıyorlar. Şimdi taraflardan birinin diğer elinde küçük bir hançer tuttuğunu ve bunu gerektiğinde salladığını düşünün. İkinci elinin yeteneklerini katmış oldu. Bunun yanı sıra çevreye de dikkat ettiğini ve rakibini eğimli bir kenara doğru sürdüğünü düşünün, böylece yukarıdan hamle yapabilir hale gelip avantaj sağlayacaktır. Bu teke tek basit çarpışma için bile buna benzer ekstra avantajları artırabilirsiniz. Önemli olan, bir bütün olarak konuya yaklaşabilmek ve farklı unsurları bir arada, birbirine katkıda bulunacak şekilde kullanabilmektir.
Senaryo 1: Bilimler Adamı
Bir insanlık sinerjiye örnek düşünürken, aklıma geçmiş dönemlerdeki Türk bilim adamlarına bir göz atmak geldi. Webde şöyle bir arama yaptığımda Biruni uygun bir profil gibi gözüktü, ama Wikipedia’nın Türkçe sürümünde Biruni’yi aradığımda çok dolu bir içerik bulamadım, ben de Wikipedia’nın İngilizce sürümündeki Biruni maddesine baktım ve bingo! Karşımda çok dolu bir içerik vardı, bu bölüm için mükemmel bir örnek.
Türk bilim adamı için Türkçede iyi bir içerik bulamamak üzücüydü ama o ayrı bir konu. Wikipedia giriş kısmında Biruni’yi özetlerken şöyle bir cümle kullanmış: “Ebu el-Reyhan Muhammed ibni Ahmed el-Biruni, matematik, felsefe, tarih, antropoloji, tıp ve bilim alanlarına büyük katkı yapan bir matematikçi, fizikçi, akademisyen, ansiklopedici, filozof, astronom, astrolog, gezgin, tarihçi, antropolog, eczacı ve eğitmendi.”
Vayy! Uzun cümleler kullanmaya eğilimim vardır ama benim cümlelerim bile ne kadar uzun da olsalar bu kadar ağır pek olmazlar. Bir insanda bu kadar çalışma! Tek kişilik sinerjiyi yakalamayan bir insanın bu kadar işi bir ömre sığdırması mümkün değil.
Sonraki paragraflarda Wikipedia bu alanlardan bazıları ile ilgili çalışmalarını biraz daha detaylı olarak veriyor:
“Antropoloji:
“Biruni için ilk antropolog tanımı yapılmıştır. Ortadoğu, Akdeniz ve Güney Asya’daki insanların, dinlerin ve kültürlerin antropolojisi üzerine ayrıntılı karşılaştırmalı çalışmalar yaptı. Biruni’nin din antropolojisi çalışmaları ancak diğer milletlerin bilgilerine derinlemesine dalmış bir akademisyen tarafından yapılabilirdi. Biruni İslami antropoloji çalışmaları için de çok sayıda akademisyen tarafından övülmüştür.
“Astronomi:
“17 yaşında Biruni Harezm’in başkenti Kath’ın enlemini güneşin maksimum yüksekliğini kullanarak hesapladı. Biruni ayrıca Eratosthenes’in hesaplamalarını da kendi metotlarını kullanarak iyileştirdi, ama hesaplamaları yaklaşık 400 mil hatalıydı.
“1031 yılında Biruni Kitab el-Kanun el-Mesudi adlı eserinde gezegenlerin Yunanlıların dairesel yörüngeleri yerine eliptik yörüngelerde döndüğünü gözlemledi.
…
“Jeoloji:
“Jeoloji üzerine yazıları arasında Biruni Hindistan’ın jeolojisi hakkında şunları yazdı:
“Eğer Hindistan’ın toprağını kendi gözlerinizle görür ve doğası üzerinde düşünürseniz, ne kadar derin kazarsanız kazın rastladığınız yuvarlak taşları düşünürseniz; dağların yakınlarında ve nehirlerin vahşi bir akışı olan yerlerdeki devasa taşlar; dağlardan daha uzaktaki ve nehirlerin daha yavaş aktığı yerlerdeki daha küçük taşlar; nehirlerin ağızlarına ve denize yakın olan neredeyse durduğu yerlerde kum gibi iyice ufalanmış görüntülü taşlar – tüm bunları düşünürseniz, Hindistan’ın nehirlerin alüvyonuyla giderek dolmuş, aslında bir zamanların denizi olduğunu düşünmekten kendinizi alamazsınız.
“Matematik:
“Matematiğe katkıları şunları içerir:
- Teorik ve pratik aritmetik
- Serilerin toplamları
- Kombinasyonel analiz
- Orantı hesabı
- İrrasyonel sayılar
- Cebirsel tanımlar
- Cebir denklemlerinin çözme metotları
- Geometri
- Arşimed’in teoremleri”
Biruni, bir bilimler adamı… Ne dersiniz doğru değil mi?
Senaryo 2: 20. yüzyılda da bilimler adamı çıkar mı?
Bu sefer Türkçe Wikipedia’dan, Oktay Sinanoğlu’na ilişkin madde:
“Oktay Sinanoğlu, (d. 25 Şubat 1935, Bari, İtalya), Türk kimyager, akademisyen, bilim adamı.
“Oktay Sinanoğlu, TED Yenişehir Lisesi’ne 1953 yılında burslu öğrenci olarak girdi ve okulu birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla kimya mühendisliği okumak üzere ABD’ye gitti. 1956′da ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği’ni birincilikle bitirdi.
“1957′de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nü 8 ayda birincilikle bitirerek yüksek kimya mühendisi oldu. 1960′ta Yale Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak çalışmaya başladı.
“26 yaşında iken atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile doçent oldu. 28 yaşında “tam profesör” unvanını aldı. Yale Üniversitesi tarihinin son 100 yılında bu unvanı kazanan en genç insanıdır. [1]
“1964′te Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde danışman profesör oldu. Yale Üniversitesi’nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. Dünyada yeni kurulmaya başlayan moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri oldu. DNA sarmalının çözelti içinde o halde nasıl durduğuna açıklama getirmiştir. Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’ne (National Academy of Sciences) üye seçilen ilk ve tek Türk oldu. Dünyanın pek çok yerinde buluşları ve kuramları ile ilgili konferanslar verdi.
“Oktay Sinanoğlu Nobel Fizik Ödülü için aday gösteren kurumun üyesidir. Bu alanda görev yapan ilk Türk profesörüdür.
“26 yaşından beri devam ettiği Yale Üniversitesi’nde moleküler biyoloji ve kimya olmak üzere iki kürsüde profesör olarak görevini sürdürüyor. Yıldız Üniversitesi’nden ise emekli oldu.”
Farklı bilimsel alanlarda, dünya çapında büyük başarılar elde eden insanlar hala çıkabiliyor; çağımızın çok kategorize eden yaklaşımına karşın…
Senaryo 3: Çağlar öncesinden bir örnek
Aristo; uzun uzadıya bahsetmeyeceğim, sadece eserlerinin bir listesini alıyorum buraya:
Mantık
Organon
Yüklemler
Yorum Üzerine
Birinci Çözümlemeler
İkinci Çözümlemeler
Yerlemler
Sofistik Çürütmeler
Doğa Yazıları:
Oluş ve Bozuluş Üzerine
Kosmos Üzerine
Fizik
Gökyüzü Üzerine
Gök Cisimleri Üzerine
Can Üzerine
Kısa Doğa Yazıları
Duyular Üzerine
Anı ve Anımsama Üzerine
Uyku ve Uyanma Üzerine
Rüyalar Üzerine
Uykuda Kehanet Üzerine
Uzun ve Kısayaşamlılık Üzerine
Gençlik ve İleri Yaş Üzerine
Soluma Üzerine
Nefes Üzerine
Hayvanların Tarihi Üzerine
Hayvanların Kısımları Üzerine
Hayvanların Hareketi Üzerine
Hayvanların Gelişimi Üzerine
Hayvanların Oluşumu Üzerine
İkincil Yazılar
Renkler Üzerine
Duyulan Şeyler
Fizyognomikler
Bitkiler Üzerine
Duyulduk Harikulâde Şeyler
Mekanik
Görünmez Çizgiler Üzerine
Rüzgârların Yerleri ve Adları
Melissos, Ksenofanes ve Gorgias Üzerine
Sorunlar
Evrim Skalası, Evrim Basamakları, Doğa Cetveli
Fiziksonrası-Varlıkbilim:
Doğa Yazılarından Sonra Gelenler
Etik ve Politika üzerine:
Ekonomikler
Magna Moralia
Nicomakos’a Etik
Atinalıların Yasası
Eudemos’a Etik
Erdemler ve Erdemsizlikler Üzerine
Politika
Estetik:
İskender’e Retorik
Retorik
Poetika
Olası zararlar:
Ya hep ya hiç! Çok cephede çarpışan biriyseniz, ya gerçekten çok donanımlısınızdır ve bu kadar alanda söz sahibi olmanızı sağlayacak bir birikiminiz vardır ya da maymun iştahlısınızdır.
Öyle insanlar vardır ki, ortaya koydukları eserleri ve bunlar için gerekli hazırlık süreleri düşünseniz, birkaç yüzyıl yetmez. Oysa eserler ortadadır, bunları aslında başka kişilerin oluşturduğunu düşünemezsiniz. Temel sır, tek kişilik orkestradadır, kişinin kendi içinde sağladığı sinerjidir. Çeşitli yönlerinizi ne kadar barışık ve birbirini destekler şekilde yönlendirebildiğiniz, toplam başarınızı etkileyen en önemli faktördür.
Peki, olası zarar? İlk cümlenin ikinci yarısı: Hiç!
Eğer kurduğunuz büyük bina, iskambil kağıtlarının üçgen şeklinde üst üste kurulmasından oluşuyorsa, biraz kuvvetli bir nefesle bile darmadağın olur. Eğer malzemeniz fazla değilse, yüzey aranı biraz arttığında kendinizi fazlaca gerilmiş bulursunuz ve pıtır pıtır her bir tarafta malzemenizin dolduramadığı boşluklar belirmeye başlar.
Küçük başlayın. Yeni alanlara yönelmeden önce, halen devam eden rollerinizi birbirini destekler hale getirmeye bakın. Kendinize zaman oluşturun, yeni imkanlar oluşturun. Geliştirdiğiniz iç destekleme yöntemleri zaman ve yeni kaynaklar konusunda yolunuzu açacaktır. Bu kazanımlarınızla yeni alanlara temkinli bir şekilde yaklaşın.
Çok yönlü olun ama bu yönlerin her birini diğerlerini destekler şekilde yapılandırabildiğinizden ya da yapılandırabileceğinizden emin olun.
Çok yönlü olmak, çok yöne dağılmak demek değildir. Çok yönlü olmak, çok yönü kuşatmak demektir. Bunu da ancak kendinizi büyüterek, kendinizi geliştirerek, kapasitenizi artırmakla kalmayıp bir yandan da bu kapasiteyi gerçekleyerek sağlayabilirsiniz.