8. Üzerine uyu


Hem ağacı hem ormanı görmek gerektiğine dair o meşhur sözü hatırlarsınız değil mi? Bilmeniz gerekiyor ki, bu mümkün değil! İnsan hem ağacı hem de ormanı asla göremez.

Gözleriniz satırların üzerinde akıyor sanıyorsunuz belki; akmıyor! Gözleriniz ve gözlerim, satır üzerinde noktalar arasında zıplayarak okuma yapıyor. Ne olduğu hemen anlaşılmayan bir resme bakarken, insan gözünün zıpladığı noktalardan oluşan bir çizim görmüştüm, bir örümcek ağı gibiydi.

İnsan hem ağacı hem ormanı göremese de, bakış odağını değiştirerek bir ağacı bir ormanı görebilir. Kısa bir süre içinde odak değiştirerek bir konuyu farklı derinliklerde inceleyebilir.

Ne yazık ki, odak değiştirmek her zaman o kadar da kolay olmaz. Hiç dakikalarca uğraşıp çözemediğiniz bir geometri problemini bir kenara bırakıp ertesi gün ilk bakışta çözdüğünüz olmadı mı? Bir daha asla barışmanız mümkün değilmiş gibi düşünmenize sebep olan o kavgadan sonra, araya biraz zaman girince en yakın arkadaşınızın aslında ne gibi güdülerle hareket etmiş olduğunu anlayıp ikinci kere yüz yüze bile gelmeden onu affettiğiniz olmadı mı? Uzun yıllardır ortak olduğunuz bir şirket ya da beraber iş yaptığınız insanlar varsa; geçmişte bir daha asla beraber çalışmamayı düşündüğünüz anları şimdi başka bir ışık altında gördüğünüz için, başka bir bakış açısıyla gördüğünüz için, başka bir odak mesafesinden gördüğünüz için, ne kadar da önemsiz meselelermiş meğer dediğiniz olmadı mı? Lise öncesi ya da üniversite öncesi herhangi bir seçme sınavında zor bir soruya takılıp dakikalar kaybedip hala yapamadığınızda, o sorunun doğru çözümünün ilk 30 saniyede hiç yol kat edemeyince boş bırakarak geçmek olduğunu kafanıza düşen bir kayanın patırtısıyla anladığınız olmadı mı?

Başka bir odak mesafesinden bakıp bakamadığınızı anlamak için şu soruyu düşünün:

3 * 3’lük 9 nokta çizin. Elinizi kaldırmadan çizeceğiniz 4 doğru ile bu 9 noktanın tamamının üzerinden geçin.

Ya da şunu yapın: 6 kibrit çöpü alın ve bu 6 kibrit çöpüyle 4 tane eşkenar üçgen oluşturun.

Bu iki soruyu da ancak odak değiştirebilirseniz çözebilirsiniz. Odak değiştirmeyi başardığınız anda son derece kolaylaşırlar, ama değiştiremediğiniz sürece saatlerce uğraşsanız da çözemezsiniz.

Odak değiştirmenin en iyi yolu bir adım geri çekilip bakabilmektir. Zihninizde o bir geri adımı atın; her şey çok kolaylaşacak.

Eğer bir adım geriye atamıyorsanız, temiz sayfa açın. Başa dönün. Tüm yaptıklarınızı unutup konuya tekrar ve taze olarak yaklaşın.

Bunu da yapamıyorsanız –ki yapabilmek kolay değildir- üzerine uyuyun. Konuyu unutun, boş verin, aldırmayın; o gece üzerine uyuyun. Yarın yeni bir gün ve yeni bir ışık demektir.

Eğer yazdığınız bir kitabı gözden geçirip düzeltmek gibi bir iş yapacaksanız, üzerine en azından iki hafta uyuyun.

Öyle konular vardır ki, 20 yıl ertelemeniz gerekebilir. Ama ilk önerdiğim o bir adım geriye atmak var ya, onu zihninizde yapabilmeyi öğrenebilirseniz, saatler, günler, haftalar, aylar kazanabilirsiniz. Onu yapmayı öğrenene kadar gereğinde üzerine uyumayı unutmayın.

GERÇEK HAYAT ÖRNEĞİ

Üzerine uyumayı, temiz sayfa açmayı, bir adım geri çekilmeyi o kadar çok uyguluyorum ki, durup düşününce buna ne zaman başladığımı bulamıyorum. Doğamın bir parçası haline gelmiş.

Senelerdir teknoloji alanında eğitmenlik ve danışmanlık yapıyorum. Bu işin en önemli yönlerinden birisi, sürekli sorun çözmek zorunda kalmanız. İnsanlar yapamadıkları işleri size getirir, çözemedikleri soruları size sorar, altından kalkamadıkları tasarım sorunlarını sizinle paylaşırlar. Çoğu zaman, bu sorunları çözümleyebilmemin sebebi, taze bakış açısıyla bakabilmek, sonuca gitmediğini gördüğüm yaklaşımları bırakıp yenilerini deneyebilmektir.

Sorun çözümlemekte üzerine uyumak yaklaşımı daha kolay anlaşılabilir olduğu için –ama kesinlikle çok kolay yapılabilir bir şey değil- üzerine uyumanın bir başka alanı olan mayalanmaya bırakmakla ilgili geçmişimden bir iki sahne sunayım.

Birincisine az önce şahit oldunuz. Kendime iki satırlık not düştüm -nasıl devam etmeyi düşündüğüme dair- ve demlenmeye bıraktım. Yazarken çokça yaptığım bir şey bu. Ana güzergahınız belli olsa da, detaylarda neyi nasıl söyleyeceğinizi, hangi örnekleri kullanacağınızı önceden bilmezsiniz. Doğru cümleleri kurabildiğiniz, doğru geçişleri yapabildiğiniz anlar vardır. Bazen de ne söyleyeceğinizi aşağı yukarı bilirsiniz de nasıl söyleyeceğiniz çok iyi oturmaz. Kurduğunuz cümleler uzama ve karışma eğilimine girer. Bazen en doğru çözüm yazmamak, bir sonraki adımla ilgili yapacağınızı düşündüğünüz bir şey varsa notunu almak ve geriye atmaktır. Sonra mesela işte yorgun bir gün geçirmiş, akşam evde çocuklarla biraz boğuşmuş olarak uzanmış dinleniyorken, kendiliğinden nasıl devam edeceğinizi düşünmeye başlarsınız. Öyle çarpıcı bir cümle girişi gelir ki ya da öyle güzel oturan bir örnek hatırlarsınız ki, bunu oradaki birkaç dakikalık kafa yormayla yapmış olmanız imkansızdır. Siz o arayı verdikten sonra, beyninizin bazı hücreleri tıkır tıkır çalışmaya devam etmiştir. Bilinçli düşünce seviyesinde konuyu tekrar ele aldığınızda, arkadaki birikmiş malzeme artık size katkı sağlayabilecektir.

Kariyerimdeki açı değişiklikleri gibi önemli anlarda, üzerine bol bol uyurum. Beynim sürekli olarak konuyla ilgili çalışır. Ben farkında değilken bile, uyurken uyanıkken, aklımı kurcalayan konuyla uğraşırken ya da onu tamamen unutmuşken, çalışır da çalışır. Sonra birikmiş unsurları ele aldığımda, karar almam ya da alınmış bir karar için yol almam çok kolaylaşır.

Oracle alanında uzmanlık edinmeye başlamadan önce belki altı ay, etrafında dolaşmıştım. Bir iki kitap karıştırdım, çevremde konuyla ilgilenen arkadaşların yaptıklarını izledim, uygulamalara biraz göz attım, kendimi kıvama getirdim yavaş yavaş. Hızla Oracle’a dalıp sertifikasyon sınavları zor olarak bilinen Oracle’ın bir haftada üç sınavını verince tüm çalışma arkadaşlarım hızıma şaşırdı. Oysa o bir hafta ya da bir ay değil, öncesinde kıvam oluşturduğum aylar vardı.

Bitirme tezimde ve yüksek lisans tezimde de benzer şeyler yapmıştım. Daha bir satır yazmadan önce, kaynak olarak kullanacağım eserler masamda sıralanmıştı. Haftalarca öyle kaldılar. Kapaklarını bile açmadım. Onların masadaki varlığı, kafamın gerilerinde kendi halinde bir işleyicinin ‘kafa yormaya’ başlamasını sağladı.

Bir ağacın detaylarını incelemeden önce, biraz dolaşın, çeşit çeşit ağaçlara şöyle bir göz gezdirin. Keyfinize bakarak, kendinizi yormadan… Orman hakkında bir içgüdünüz oluşması, farklı odak mesafelerinden konuya bakabilmeniz için çok yarar sağlayacaktır.

Fayda 1: Büyük resme tekrar bakabilmek

Detaylar ve ana hatlar birbirinden çok farklıdır.

Detaylarla çalışırken, çok özenli olmanız gerekir. En ufak farklar önemlidir. Çok uzun süreli planlar yapmanız genelde gerekmez. Yapılması gereken iş, tanımlı ve küçük çaplıdır.

Ana hatlarla çalışırken yine özenli olmanız gerekir, ama incecik farklar için değil. Bu seviyede çalışıyorken, büyük çaplı ve uzun süreli işlerle uğraşıyor olduğunuz için, zaman ve kaynak planlaması, işin alt birimlerinin birbirleriyle uyumlu olması daha çok önem kazanır.

Çoğu zaman küçük parçalarla büyük bütünlerin sorumluları birbirinden ayrıdır. Bir müteahhit üstlendiği projenin genel yapısını gözetir, mali yükümlülükleri belki yüklenir, ama detay seviyedeki uygulamalardan çeşitli ustabaşılar sorumludur. Her biri kendi alanında orta ölçekte konularla ilgilenir, daha küçük parçalara böldükleri işleri de işçilere yaptırırlar.

Öte yandan görev paylaşımının yapılamayacağı yerler de vardır: Mesela kendi hayatınız. Hayatınızın her anki detaylarından sorumlu olduğunuz gibi genel gidişatından da sorumlusunuzdur ve bu sorumluluğu –eğer önemli bir fiziksel/ruhsal rahatsızlığınız yoksa- devretme şansınız da yoktur.

Bu tür durumlarda, farklı odak uzaklıklarından konuya bakabilmeniz gerekir. Parçalar bütünle ilişkilidir. Bütün, parçalardan oluşur. Hayatınızın gidişini belirleyen, her gün yaptığınız çoğu küçük bazıları tek başına da büyük olan hareketler, eylemler, şeyler, davranışlardır.

Bir yandan detay seviyesinde bir dikkatle hareket ederken, bir yandan bütünü görmeniz gerekir ve bunu yapamazsınız. Kimse yapamaz. Bunun yolu, detay seviyesinde belirli sürelerle çalışıp arada bir bütüne göz atmaktır.

Stephen Covey, bir kitabında yönetici ve lider arasındaki farkı anlatırken, yöneticinin duvara dayalı merdivene etkin çıkılmasını sağlayan kişi olduğunu, liderin ise “durun, merdiveni dayadığınız duvar yanlış duvar!” diyebilen kişi olduğunu söyler. Attığınız adımların iyi atılmış adımlar olduğundan emin olacak kadar yakın mesafeden, adımların sizi doğru yöne götürdüğünden emin olacak kadar uzak mesafeden aynı anda bakamazsınız. O zaman, ya size doğru mesafe konusunda güvence verebilen bir danışmanınız, yöneticiniz, arkadaşınız olmalıdır ya da geri dönülemeyecek kadar uzun olmayan bir adım sayısı belirleyip o kadar adımda bir yüksek bir yere çıkarak yönünüzü denetlemeniz gerekir.

Yine çok can yakıcı bir örnek olan kredi kartlarını düşünelim. Anlık bir ihtiyacını gidermek için, kredi kartının limitlerine yaklaşan bir insan, kısa vadeye bakıp uzun vadeye bakamama kusurunu işlemiş olur. Oysa bu alışverişi yapmadan düşünse, yapabiliyorsa bir adım geriye çekilip bu alışverişin kendisini nasıl bir sarmala sürükleyeceğini görse, bunu yapamıyorsa alışverişi erteleyip bir gece üzerine uyusa ve ertesi gün mağazaya gidip tekrar cazibeye kapılmadan evinde geleceğe doğru bir göz atsa, alışverişi yapmaktan vazgeçer.

Fayda 2. Ani kararların zararlarından kaçınabilmek

Anlık kararlar her zaman kötüdür.

Kimi zaman, anlık kararlar verdiğini gördüğümüz bazı insanların sürekli büyük başarılar elde ettiklerini de izlemişizdir. Bu yüzden yukarıdaki cümleye içinizden isyan ettiniz belki de. O insanlar, anlık karar almazlar, anlık kararlar alıyormuş gibi görünürler.

Bu tür kişiler, bu tür durumlarla daha önce belki binlerce kez karşı karşıya kaldıklarından, çok önemli bir birikime sahip olmuşlardır. Gördüğünüz her bir anlık kararın arkasında belki aylar, belki yıllar vardır.

Başarılı bir insan, asla ilk kez karşılaştığı ve yeterince veriye sahip olmadığı bir durumda, çok hızlı bir şekilde karar almaz. Bunu yapıyorsa, tek gerekçesi vardır: Zamanın olmaması ve karar almamanın da bir karar anlamına geleceği, hatta herhangi bir karar değil en kötü karar anlamına gelebileceği… Böyle bir ani karar almak zorunda kaldığında da sürekli tetikte olmaya çalışır ve elde ettiği geri besleme ve yeni verilere göre gerekiyorsa hızla kararını değiştirir.

Emin olmadığınız bir durumla karşılaştığınızda, doğru cevap çok açıkmış gibi göründüğü halde bu işin içinde bir bit yeniği olması gerektiğini hissettiğinizde, daha önce hiç yaşamadığınız bir deneyimi ilk kez yaşama şansı bulduğunuzda; durun, bir adım geriye gidin. Eğer işinizi kolaylaştıracaksa sadece zihninizde değil fiziksel olarak da bir adım geriye gidin ve daha geniş açıdan olayı, durumu, karar verilecek seçenekleri düşünün. Rahat edemiyorsanız ve erteleme şansınız varsa, konuyu ertesi güne bırakın ve üzerine uyuyun.

Bu yaklaşımı bir alışkanlık haline getirdiğinizde, hayatın sizin için giderek daha kolaylaştığını göreceksiniz.

Fayda 3: İç hazırlık sürecine daha sağlıklı zaman ayırabilmek

Herşey hazırlık gerektirir.

Hayatınızda ilk kez sıcak kömürler üzerinde birkaç adım atmayı deneyecekseniz, bir kıza evlenme teklif edecekseniz, sizin için çok önemli olan ve gerçekten istediğiniz bir pozisyon için mülakata gidecekseniz buna hazırlanmanız gerekir.

Ama mahalle takımında bir penaltı atacakken, onlarca kez ezberini yaptığınız bir şiiri okumak üzere okul kürsüsüne çıkıyorken, beşyüzüncü kere bir avukat olarak hâkim karşısına çıkıyorken, defalarca yaptığınız bir penisilin iğnesini yeni bir hastaya yapıyorken de hazırlık yapmanız gerekir.

Hiç hazırlık yapmıyormuş gibi gözüken insanlar, aslında çoğunlukla en fazla hazırlığı yapmış olanlardır. Ama onlar bu hazırlığı daha önce yapmıştır, artık sadece rahat bir şekilde süreci gerçekleştirmeye odaklanırlar.

Durup büyük resme baktığınızda, yaptığınız işin gerçek anlamını kavrarsınız. Bu durumda, vereceğiniz önem artar, tadacağınız anlam duygusu keskinleşir.

Hani bir işçiyi anlatırlar ya; çok özenli çalışan, çok mutlu bir işçiymiş. Her gün taş kesen ve pürüzlerini temizleyen bu adama sormuşlar: Ne yapıyorsun? Bir katedral yapıyorum, demiş. Ya da bir cami, ya da bir havaalanı, ya da bir uzay istasyonu… Önemli olan o değil. Önemli olan, işçinin durup bir adım geriye çekilebilmiş olması, yaptığının anlamının ne olduğunu kavraması!

Bir dersin bir yazılısına çalışırken sadece o dersi çalıştığınızı değil tüm akademik hayatınızdaki başarıyı sağlıyor olduğunuzu ve tüm hayatınızı etkileyecek çalışma alışkanlıklarınızı oturttuğunuzu hissedebiliyor musunuz?

Hemşire olarak çalıştığınız hastanede, acil serviste bir hastaya iğne yapıyorken, daha sağlıklı bir toplumun oluşumundaki katkınızı hissediyor musunuz?

Sıradan, her zaman baktığınız türden bir dava için avukat olarak hâkimin karşısına çıkıyorken, dünyadaki adalet duygusunun sizin omuzlarınız üzerinde durduğunu ve zulme böylece dayanabildiğini hissediyor musunuz?

Durup düşündüğünüzde, rutin olanın, detay olanın ötesine geçebildiğinizde, sizi meşgul eden konunun ya da içinde bulunduğunuz durumun üzerine düşünerek uyuduğunuzda, aslında yaptığınız şeyin gerçek anlamını kavrama şansınız olur. Böylelikle çok daha iyi hazırlanabilirsiniz. İnsanın herhangi bir şey için hakkını vererek hazırlanabilmesi için, bir anlam duygusuna sahip olması gerekir. Anlam duygusu yoksa bir hazırlık yapsa bile bu sadece mekanik bir süreç olur, içinde ruh olmaz.

Fayda 4: Zaman kazancı

Yanlış duvara çıkan merdivende ne kadar azimle ilerliyorsanız, gözünüz hiçbir şeyi görmeden işinize bakıyorsanız, o kadar zarardasınız demektir.

Kötü bir durumu çözmek için yanlış yolda attığınız her adım, çözüme ulaşma şansınızı o kadar zorlaştırır.

Üniversite yıllarımda ilk bilgisayarımla yaşadığım bir mücadeleyi hatırlıyorum. Kartlardan biriyle ilgili bir işim vardı, sanırım çıkarmam gerekiyordu. Küçük somunlardan biriyle bir vida bu işi zorlaştırmak için ellerinden geleni yapmaya karar vermişlerdi. Zorladım, zorladım, zorladım… Bana bedeli bir kart oldu. Kullandığım yöntemle o somunun o vidadan çıkması mümkün değildi ve zorlamamın sonucu sadece somun ve vidanın bağlı olduğu kartı yakmak olmuştu.

Kaç kere çözemediğiniz bir soruyu bir kenara bırakıp sonradan baktığınızda çözdünüz? Çocuğunuzla inatlaştığınız bir konuda bir türlü sözünüzü geçiremiyorken, konuyu bir kenara bırakmayı ve daha ‘alıcı’ olduğu bir anında tekrar açmayı hiç denediniz mi? Bir mimarsanız problemli bir çizimle ilgili olarak ya da bir yazılımcıysanız bir türlü çalışmayan bir kod parçası ile ilgili olarak bir arkadaşınıza anlatmayı ve ondan yardım almayı denediğinizde, daha anlatırken konuyu bir anda kendiliğinizden çözdüğünüz ve arkadaşınıza teşekkür ettiğiniz hiç olmadı mı?

İlerleyemiyorsanız durun ve bir adım geriye çekilip bakın.

Suyu düşünün. Her zaman denize ulaşabilen ya da en azından denize doğru giden en kısa, en zahmetsiz yolu bulabilen suyu düşünün. Bir çölde son damlasına kadar buharlaşmak gibi kötü bir sonla karşılaşmazsa, su her zaman en büyük su bütününü bulur. Ya bir gölü ya da bir denizi… Çünkü su, bir adım geriye atmayı bilir. Bir yerden geçemediğinde, yeterince deneyip bir başka yerden geçer. Önündeki engellerin en alçağını bulup onun üzerinden geçer.

Su döngüsünde incelenecek çok şey var.

Fayda 5: Daha az yıpranmak

Keskin sirke küpüne zarar demişler ya; çözülebilecek sorunları çözülemeyecek yollardan zorlamak stres ve sinir yapar. İnsanın psikolojisini en çok bozan bir başka şey de başarısızlıktır ki, çözülebileceğini hissettiğiniz o sorunları çözülemeyecek yollardan zorlamanın doğal sonucu başarısızlıktır.

Gerektiğinde bir adım geriye atıp daha geniş bir bakış açısından bakamıyorsanız ya da üzerine uyumayı bilmiyorsanız, hem başarısızlıklarınız artar hem de başarı ya da başarısızlık öncesinde yaşadığınız yıpranma artar.

Başarı ve başarısızlıktan ayrı olarak bu sonuçları nasıl bir süreçle elde ettiğiniz de önemlidir. Çok yıpratıcı bir zafer, bir ordunun sonu olabilir. Öte yandan iyi karşılanmış darbeler, mesela erken fark edilmiş ve yılgınlığa sebep olmamış başarısızlıklar başarıyı inşa eden basamaklar olabilir.

Mesela Çanakkale Zaferi en şanlı zaferlerimizden biridir, ama çok büyük bir insani bedeli olmuştur. Bu ağır bedele rağmen bu zafer tarihimizde rolünü oynamış ve belki de Kurtuluş Savaşı’nda düşmanımız olan ülkelerin daha kolay geri adım atmasında caydırıcı etkiye sahip olmuştur.

İkincisine en iyi örnekse Edison’dur. Edison, lamba için işe yarayacak bir malzeme bulana kadar bir rivayete göre onbin başarısız deneme yapmıştır.

Kendini yok etmeye, ölmeye programlanmış bedenimizi ve manevi varlığımızı en iyi şekilde koruyarak yaşamak, insanca bir hayat sürmenin temel koşullarındandır. Sorunlar, problemler, kararlar ve yaşanacak yeni tecrübeler öncesinde gerektiğinde geriye attığınız o bir adım, sizin için daha çok başarı yanı sıra hem başarılarınızda hem de başarısızlıklarınızda çok daha az yıpranma anlamına gelir.

Senaryo 1: Rüyalarda buluşuruz…

İki derin anlamlı söz:

“Dervişin fikri ne ise zikri de odur.” ve “Âlimin uykusu da ibadettir.”

Uykuyu uyuyan da biziz. Gündüz kimsek, gece de oyuz. Gündüz ne ile uğraşıyorsak, gece de onunla uğraşmaya devam ediyoruz. Üzerine uyumak bazen konuları nasıl çözüyor bir değil birkaç örneğiyle size aktarayım.

Aslında benim bahsettiğim üzerine uyumanın faydası, ertesi gün konuyu daha iyi bir ışıkla, belki daha da önemlisi daha farklı bir ışıkla görmekten geliyor; buradaki örneklerde ise, uyku daha bitmeden ulaşılan çözümlerle ilgili örnekler var.

1873 doğumlu fizyolog Otto Loewi, sinir uyarılarının kimyasal aktarımı üzerine çalışmasıyla 1936 yılında tıp alanında Nobel Ödülüne layık görüldü. Daha 1903 yılında Loewi yaygın olarak kabul edilen elektriksel uyarı aktarımı yerine kimyasal bir aktarım olduğunu düşünmüştü, ancak bunu ispatlayacak bir yol bulamamıştı. Konunun üzerine uyudu, belki de uyumak zorunda kaldı. Hem de tam 17 yıl boyunca. Sonra bir gece uykusundan uyandı, ışığı açtı, küçük bir parça kağıda birkaç not aldı. Sabah 6’da gece yazdıkları aklına geldi tekrar, ama aldığı notları okuyamıyordu. Ertesi gece saat 3’te aynı şeyler tekrar oldu. 17 yıl önceki fikrini ispatlamasını sağlayacak deneyin mantığını çözmüştü. Hemen kalkıp laboratuarına gitti ve bir kurbağa kalbini kullandığı deneyini gerçekleştirdi. Bunun üzerine çalışmalarına 10 yıl daha devam etmesi gerekti, ama sonunda tezini ispatladı ve bir Nobel Ödülü kazandı.

Loewi’nin bilinçsiz düşünce seviyesinde konu üzerinde çalışmaya devam ettiği anlaşılıyor; hem de yıllar boyunca… Loewi, bunu bilinçaltının çalışması olarak adlandırıyor.

Friedrich August Kekule von Stradonitz ise kimya, özellikle de organik kimyada önemli bir isimdir. Kekule’nin karbonun kimyasal yapısını çözmesinde bir rüyanın önemli bir katkısı olmuştur. Yine bir başka rüyasında da atomlar önünde dans ederken, yılan gibi bir yapının kendi kuyruğunu ısırmasını görmesi, Benzen’in yapısını çözmesini sağlamıştır.

Gün yüzüyle bir türlü çözülemeyen bir sorunun rüyada çözülmesine bir başka örnek de Elias Howe’dan… 1845’te dikiş makinesini icat eden Howe, nasıl bir iğne kullanması gerektiğini bir türlü çözemiyordu. Bir gece rüyasında bir grup yerli tarafından esir alındığını gördü. Ellerinde mızraklarla etrafında dans ediyorlardı. Hareketlerini izlerken, tüm mızrakların uçlarına yakın kısımda delikli olduğunu gördü. Uyandığında iğnesinin nasıl olması gerektiğini çözmüştü.

Bir örnek de spordan: Golf oyuncusu Jack Nicklaus golf sopasını tutmanın yeni bir yolunu rüyasında buldu ve kötü bir döneminde tekrar iyi bir çıkış yakaladı.

Üzerine uyuyup bir konuya tekrar döndüğünüzde, daha iyi çıkışlar bulma şansınız çok yükselir. Konuyu yeterince özümsemiş ve dert edinmişseniz, böyle rüyalarda çözümler üretmek bile mümkün olabilir.

Senaryo 2: Bu sefer buldum sanırım…

Edison’un lamba için işe yarayacak bir malzeme bulmak için yaptığı deneyler meşhurdur. Bir rivayete göre on bin başarısız deneme yapmış ama vazgeçmemiş sonuçta işe yarar bir çözüm bularak aydınlanmanın yolunu açmıştır.

Edison’un şöyle dediği söylenir: “Başarısız olmadım. Sadece çalışmayan onbin yol buldum.”

Bunu böyle söyleyebilmesi için kişinin, şunu da söylemiş olması gerekir –ki söylemiştir-: “Hayatta başarısız olanların pek çoğu, vazgeçtiklerinde aslında başarıya ne kadar yakın olduklarını bilmeyen insanlardır.”

Edison neyi aradığını bilerek, pek çok yöntem denemiştir. Her başarısızlığını hızla fark etmiş, yeni bir bakış açısıyla yeni bir şey denemek üzere yeni bir sayfa açmıştır.

Dehanın yüzde bir ilham, yüzde doksandokuz ter olduğunu söyleyen Edison, çalışmayı eğlence kılmanın da üstadıdır. “Tüm hayatım boyunca bir günlük iş yapmadım. Tamamı eğlenceydi.” diyen de odur.

Tekrar tekrar deneyebilmek başka nasıl mümkün olabilir ki?

Bir bebek olarak yürümeyi nasıl öğrendiğimizi hatırlayabiliyor olsak, hepimiz deha olurduk. Düşmekten kaçınma, düşmekten yılma, ama hedefini unutma, ayağa kalk ve bir adım daha atmaya çalış.

Büyüdükçe düşmenin acısını unutmamız zorlaşır, kalkıp hemen yeni bir adım atmakta zorlanabiliriz. O yüzden bir adım geriye çekilmemiz, o yüzden yeni bir sayfa açmamız, o yüzden üzerine uyumamız gerekir.

Senaryo 3: Bir sınav hikayesi

Veli iki hafta boyunca hiçbir etütte kitap okumadı, arkadaşlarıyla Amiral Battı ya da sayı tahmin etme oynamadı, zevzek espriler yarışmasına dönen muhabbetlere girmedi. Bu iki hafta boyunca bir saatlik sabah etütlerinde ve üç saatlik akşam etütlerinde hep trigonometri çalıştı.

Çok fazla çalışmadan başarılı sonuçlar almaya alışıktı. İlk sene bu seçme öğrencilerin olduğu okulda bile okul ikincisi olmayı başarmıştı. Bu sene de notları iyi gidiyordu; geometri hariç.

Geometriden ilk iki yazılının her ikisinden üç almayı başarmıştı. Düşündüğünde bunun nasıl mümkün olabildiğini hala aklı almıyor, ilk üçten sonra nasıl alarm zillerini çaldırıp ineklemeye başlamadığına şaşıp duruyordu. Diğer derslerde dersi iyi dinlemesi iyi notlar için nerdeyse tek başına yeterli oluyordu, ama geometride bunun yeterli olmadığı açıktı. Sanki hoca sınavları öğrencilerin bilgilerini ölçmek için değil onları başarısız kılmayı başarmak için hazırlıyor, bunu kendisi için zorlu bir hedef olarak görüp yılların tecrübesiyle en kazık soruları birbiri ardına sıralıyordu. Ama sınıfın geneli ilk sınavdan sonra mesajı almış ve en görülmedik zorlukta sorularla boğuşarak ağır bir sınav hazırlık sürecine girmişti.

Veli’nin kafa yapısı buna itiraz ediyordu; sınavların bu denli zor olması doğru değildi, bu sınavların hiçbir ölçme yeteneği yoktu. Sınıftan hiç kimsenin 10 üzerinden 5’i geçemediği bir sınav yapan hocanın okul yönetimince ifadesinin alınması gerektiğini düşünüyordu. Ama onun düşüncesini soran olmuyordu bu konuda.

Büyük olasılıkla içindeki bu isyan duygusunun herkes gibi neredeyse tüm çalışma zamanını geometriye ayırmasına iki sınav arasında engel olmuştu. İkinci üçü alınca, isyan içinde olsun olmasın, başka çıkar yol olmadığını artık görmüştü. Böylece iki haftanın tüm etütleri boyunca, 40 tam saat trigonometri çalıştı.

Son on yılda hiçbir yazılı için bu kadar hazırlanmamıştı. Sınava çok rahat girdi. İlk soru esaslı bir soruydu, ama hiç duraklamadan çözmeye başladı. Sadece çözümü yazmak biraz uzun sürmüştü. İkinci soru da nasıl yapacağına çok emin olduğu bir soruydu. Onu tamamladıktan sonra 10 alırsa ortalamanın kaç geleceğini hesaplamaya cesaret etti. Bu kadar hazırlanma süresi boyunca sadece geçer not almak için üç yazılıdan toplam 14 alması gerektiğini, yani bu yazılıdan 8 almasının zorunlu olduğunu düşünmeye cesaret edebilmişti. İç geçirdi. 10 alsa bile, toplam 16 ediyordu, yani yine 5’te kalıyordu. Hocaya bir kez daha sinir oldu.

Üçüncü soruya başladığında kafası biraz bu hesaplar yüzünden sınavdan uzaklaşmıştı. Bir iki dakika kadar çözüm değil sadece karalama yapıyor olduğunu fark etmedi ve kendine geldiğinde kötü bir rüyadan uyanmış gibi hızla anlamsız çözüm çabalarını sildi ve soruya esaslı bir şekilde başladı. Başladığı anda da kendini yolunu kaybetmiş bir yabancı gibi hissetti. Bu soru tipinin değil, bu konunun bile tam olarak işlenmemiş olduğundan nerdeyse emindi derste. Gördükleri kadarıyla soruyu nasıl çözebileceği ile ilgili kafasında bir yöntem geliştirmeye başladı ve çözümü denedi. Bu yöntemle çözüm için elinde yeterince veri olmadığını fark etmesi epeyce zamanını aldı. İyice hırslanmıştı artık. Yeni bir yol daha buldu, sonra bir yol daha, sonra bir yol daha… Her çözümsüz çabasından sonra sınıftaki arkadaşlarına bir göz atıyor ve daha kararlı ve hırslı bir şekilde soruya tekrar saldırıyordu. Saate bakmak nedense hiç aklına gelmedi.

Son bir çabayla kendini iyice yormuş ve hala sonuç elde edememişken, saatine bakmayı akletti. Sadece 5 dakika kalmıştı. Daha çözemediği üçüncü sorudaydı, yedi soruya hiç bakmamıştı bile. Telaşa kapılmaya bile vakti yoktu. Hızla diğer soruları okumaya başladı. Okuma bile denemezdi buna, en kolay soruların hangileri olduğunu tahmin etmek için deli gibi göz gezdiriyordu. Çok iyi hazırlanmış olduğu için bu beş dakikada iki kolay çözülebilecek soruyu tespit edip bunları cevaplamayı başardı. Alabileceği not bu şekilde sadece dörttü.

Hoca kağıtları toplarken, soruyu her çözemeyişinde tekrar saldırmasını düşünüyordu. Bir matadorun pelerinine durup duraksamadan sürekli boynuzlarını doğrultup saldıran boğadan farksızdı. Ve çoğu boğaya olan ona da olmuştu; şişlenmişti.

Test soruları çözerken bile sık sık bir adım geriye atarak bakıyorken, bu soruyla nasıl böyle kızmış bir boğa gibi boğuşma aptallığına düştüğünü anlayamıyordu. Artık açılan zihniyle, karnesine 3 geleceğini, ikinci dönem en az 6 almak zorunda olacağını ise hesaplayabiliyordu.

Olası zararlar:

Ertelemek kanserden daha kötü bir insan hastalığıdır. Yapmamız gereken şeyleri, bile bile erteleriz. Tembellik ederiz. Zorunlu olan ama hoşumuza gitmeyecek sonuçlar getirecek işleri son ana kadar erteler, sonucun daha da kötüleşmesine sebep oluruz. Doğru olduğuna inandığımız ama içten içe korktuğumuz kararları almayız, sonra çözümü zamana bırakmak gibi aptalca avuntularla kendimizi kandırırız.

Bir adım geriye atmak, temiz bir sayfa açmak, üzerine uyumak, ertelemek için değil, konuya cepheden daha iyi saldırmak için yapılan şeylerdir. Eğer ertelemek için kendinize bahane olarak bu stratejileri kullanır ve çözemediğiniz konulardan kaçmaya çalışırsanız, o konular sizi takip ederler. Çocukken annenizin arkandan ağlar diye yedirmeye çalıştığı lokmalar gibidirler. Biraz farkla: Bu konular gerçekten arkanızdadırlar ve ağlamak değil de sizi ağlatmak eğilimindedirler.

Sorumluluklarınızdan kaçamazsınız, bu bölümde bahsettiğimiz yaklaşımları sorumluluklarınızı daha etkili bir şekilde ele almak için kullanın, onlardan kaçmak için değil. Hangisini yapıyor olduğunuzun ayırt edilmesi dışarıdan bazen biraz zordur; ama kendinizi kandıramazsınız. Kendi hakeminiz olun ve kendi tembelliğinize, yılmışlığınıza, korkunuza yol vermeyin.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s