Çünkü buraya kadar geldiniz. Başlangıçta kitabın önsözüne yazdığım bu kısmı sona aldım. Ya kitabı okudunuz ya da bu sayfalara ulaşacak kadar karıştırdınız. Kitabı okuduysanız, Mustafa Acungil’e zaten kulak verdiniz. Okumadıysanız neden okumak isteyebileceğinize dair birkaç bilgi…
Çünkü size İstanbul’u Fatih’ten sonra yeniden fetheden bir komutan olmayı ya da Bill Gates’ten bile daha başarılı ve hızlı olarak bir firma kurup dünyanın en zengin insanı haline gelmeyi anlatmıyorum. Anlattığım, basit, uygulanabilir taktikler. En azından denemesi çok zor olmayan şeyler. Alışkanlık haline getirmek ayrı, onu bir ömürdür kendim yapmaya çalışıyorum. Yapabildiğim noktalarda faydasını gördüm.
Çünkü gündelik başarılar anlamında kalabalık bir heybem var. Okuduğum ilkokulda Anadolu Lisesi’ni kazanan iki kişiden biriydim. Anadolu Lisesi’nde İstanbul Atatürk Fen Lisesi’ni kazanan iki kişiden biriydim. Fen Lisesini dördüncülükle bitirdim. Üniversite sınavı birinci basamakta Türkiye genelinde 105. oldum. Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden biri olan İTÜ’nün en gözde bölümlerinden biri olan Endüstri Mühendisliğini kazandım. Sevdiğim insanla evlendim. 2001’den beri içinde olduğum bilgisayar teknolojileri eğitimi alanında, özellikle Microsoft teknolojilerinde Türkiye’de adıyla bilinen bir insan olma yolundayım ve epeyce mesafe de kat ettim. Eğitim ve danışmanlık alanında çalışıyorum, işimi seviyorum ve birinci günden beri bu kadar sevdiğim bir şeyi yapıyor olduğum için üste bir de para almak konusunda şaşkınlık yaşadığım oluyor. Erken evlenen pek çok insanın aksine, mutlu bir aileye sahibim, iki tane çok sevdiğim kızım var. Benim sektörümde yaşıtlarıma baktığımda, ilkokul beşinci sınıfta bir çocuk sahibi olmak nadir görülen bir durum. Microsoft’un çeşitli teknolojileri ile ilgili sertifikalara sahibim ve yeni çıkan konularda daha normal sınavlar çıkmadan, tüm dünyada bu sertifikaları alan ilk insanlar arasında yer alıyorum. Senelerdir verdiğim her eğitimin sonundaki değerlendirmelerde üstün bir performans sergiliyorum. Ve dahası ve dahası…
Çünkü başarısızlığın tadını da biliyorum. Birinci basamakta 105. olduktan sonra, üniversite sınavının ikinci basamağında ilk 1000’e bile giremedim. Boğaziçi’nden yazdığım 5 bölümden sonra tercih yapmayacakken, sadece Fen puanım da hesaplansın diye yazdığım Cerrahpaşa (yoksa Çapa mıydı?) Tıbbın üstüne bir arkadaşımla sınava çok yakın zamanda yaptığım bir telefon konuşması sonucu öylesine yazdığım İTÜ Endüstri’yi kazandım. Endüstri en çok istediğim bölümdü ve İTÜ’de okumaktan çok memnunum, ama o dönemde daha sınava girmeden kendimi Boğaziçili gibi görüyordum. Üniversite’nin ilk senesinde, kalacak ev konusu etrafında başka konularla birlikte bir bunalım yaşadım. İstanbul’a 3 yıl önce gelmiş olmama rağmen, o yıl sanki acemi bir yeni gelendim. Üniversite’de Mat1 ve Mat2’de ikişer kere çakılarak sene kaybettim. 1991’den beri şiir yazdığım halde ve birkaç kaliteli şiir kitabı dolduracak kadar şiirim, ödül kazanacak kalitede de en az birkaç şiirim olduğu halde, basılı bir şiir kitabım ya da bir şiir/edebiyat dergisinde yayınlanmış şiirlerim yok. Teknik anlamda Türkiye’de sayılı kişiler arasında olduğum konularda yazılmış bir kitabım bile yok. Bunlar benim için başarısızlık çünkü okumayı ve yazmayı deli gibi seviyorum. Kurtulamadığım alışkanlıklar ve hala edinemediğim alışkanlıklarım var. Ve tembelim. Her zaman tembel bir insan oldum. Sevdiğim şeyler haricinde her şeyi en az çabayla yapmaya çalışırım. Sevdiğim şeylere harcadığım zamanı hiç sakınmam ama. (Yolda yürürken kitap okumak çalışkanlık değil ki! Ya da tembel olmamla bir çelişki değil. Kitap okumaktan o kadar zevk alıyorum ki, onun için harcanan çaba bana çaba gibi gözükmüyor.)
Çünkü söylediklerimin reçete olmadığını biliyorum. Henüz o aşamada değilim, ama genel taslağını çıkardığım bu kitapta, anlattığım taktiklerin yararlarının yanı sıra olası zararlarını da konuşmayı düşünüyorum. Fikri hür, vicdanı hür insanlara değerlendirebilecekleri olasılıklar sunmaktan öte kaygım yok.
Çünkü dedem rençperdi, babam esnaf. Türkiye’den, Türkiye’nin en genel ortalama kitlesinden bir insanım.
Çünkü halka halka dünyaya açıldım. İlkokul bitiminde –biraz tesadüfle- hem Anadolu Lisesi’ni kazanarak hem de taşınarak yaşadığım mahalleyi terk ettim ve daha geniş bir çevreye açıldım. Fen Lisesi sınavında İstanbul Atatürk Fen Lisesi’ni kazanarak doğduğum şehirden ve çevreden ayrılarak yine ufkumu genişlettim. Daha üniversitede okurken evlenerek, yüksek lisansımın 3,5 saatlik bir finali sırasında baba olarak, tekil insanlıktan aile varlığına içinde yaşadığım çağ ölçülerinde erken yaşta ulaştım. Teknik becerilerimle şu anda Türkiye dışında da çalışabilecek seviyedeyim ve bununla ilgili görüşmeler de yaptım.
Çünkü alışkanlıklarını fark edebilen, bunları değiştirmek için çaba sarf eden, yöntemler geliştiren ve bazı alışkanlıklarından kurtulan, uzun süreli yatırımlarla yeni yetenekler elde edebilen bir insanım.
Çünkü 1400’ün üzerinde kitap okudum ve bunların önemli bir kısmında aradığım ve beni hazdan sarhoş eden ‘ifade gücü’ydü. Türkçeyi seviyorum. Dili seviyorum. Yazıyı seviyorum. İnsanın kendini ifade etme gayretini, başkalarını anlama gayretini seviyorum. Anlıyorum ve anlatabiliyorum. Bu kitabı okurken, çok az dilbilgisi hatasıyla karşılaşacaksınız. Bazı yerlerde karmaşık cümleler içinde bulabilirsiniz kendinizi, ama olabildiğince akıcı olmaya çalışacağıma söz veriyorum.
Çünkü kendimi anlatmaya, sahneye çıkmaya, sizinle birlikte hayatımı yeri geldiğinde dakika dakika, yeri geldiğinde seneler boyunca gelişimine bakarak incelemeye cesaretim var.
Çünkü meraklıyım. Gözlemciyim. Anlamaktan, öğrenmekten haz duyuyorum. Öğrenme gurmesiyim, ifade gurmesiyim. Nasıl kimi insanlar ‘yemek tatma’ konusunda neredeyse kariyer yapıyorsa, öğrenme ve ifade etmede benzer bir konumda olduğumu düşünüyorum.
Çünkü anlatmak ve sunmak benim için bir yaşam biçimi. Her eğitimimde, her seminerimde, her danışmanlığımda, sahneye çıktığımı hissediyorum. İnternet güncemi yazarken de, şimdi bu satırları yazarken de.
Çünkü bu kitabın sayfalarından sizinle konuşacağım. Sesimi satırlardan duymaya başlarsanız, bu kitap hayatınızı değiştirmeye aday demektir. Duyup da kaybetmeye başlarsanız sesimi, biraz ara verin. Tekrar döndüğünüzde, sesimi yine duymaya çalışın. Ben şu anda, sizin duyduğunuzu, sesimi duyduğunuzu, gözlerinizle okurken sesimin kulaklarınızda yankılandığını hissedebiliyorum.
Bu kitabı senin için yazdım. Çünkü ben senle varım. Var olmak, değer katmak, hissetmek. Kendi dünyamın merkezindeyim. Bu kitabı kendim için yazdım. Ama çevre olmazsa merkez olmaz, sen olmazsan ben olmam. Kendi dünyanın merkezinden, kendi dünyamın merkezindeki benim sesimi duymak istersin. Sana yararım olacak. Ama zarar verdiğim de olabilir. O zaman ey okuyucu, riskini kendin üstlenerek, oku içimin sayfalarını!