2. Aşamalarla çalış


İşte günün şartlarına ayak uydurabilmenin varlıkla yokluk arasındaki fark olduğu alanlardan biri. Çok değil bundan birkaç on yıl önce, hatta belki bazı sektörlerde ve ülkelerde hala, bir eseri, yaptığınız bir çalışmayı başından sonuna bir kerede tam olarak bitirmek marifetti. Bu, istenir, beklenirdi. Konunuzdaki ustalığın bir göstergesiydi.

Ama artık zaman çok daha hızlı!

Artık bitmiş ürünler yerine, yeterince bitmiş ürünler çok daha iyi sonuçlar verebiliyor. Einstein boyutlara zamanı ekledi! Belki ondan önce de hep böyleydi, belki onun bu keşfiyle hayat değişmeye başladı, belki de ondan tamamen bağımsız. Her nasıl olduysa oldu, günümüzde herhangi bir işte, zaman boyutu çok çok çok önemli!

Geliştirdiğiniz bir yazılıma benzer işi yapan bir başka yazılım, sizinkinden altı ay önce piyasaya çıkarsa, işiniz bitebilir.

Kovaladığınız önemli bir haberi, sizden 10 dakika önce bir başka kanal yayına sürerse, bir başka gazete sizden bir gün önce yazarsa, aylarca süren çalışmanız heba olabilir.

Yaptığınız projeyi, sizden önce geliştirip patentini alan çıkarsa, şansınız kalmaz. Diyelim patenti zamanında aldınız, geri sayım başlamıştır, patent süresi dolmadan bunu ticari bir modele dönüştürüp olabilecek maksimum faydayı elde etmelisiniz.

Zamanın bu kadar önemli olduğu bir çağda sürümlerle çalışmak önemli faydalar sağlayabilir.

Çevrimlerle öğrenmek ilkesi de aslında aşamalarla çalışmak ilkesinin öğrenme konusuna ilişkin bir örneği olarak düşünülebilir. Bir fark da çevrimlerle öğrenmede genelde tek bir bölünmez hedefi ele alıyor olmanızdır. Bu yüzden elle tutulur ara sürümler elde etmeye çalışmazsınız. Aşamalarla çalışmak hem daha genel bir ilke, hem de daha uzun süreleri ve büyük hedefleri kapsayabilecek ölçekte.

GERÇEK HAYAT ÖRNEĞİ

Bu kitap bir fikir olarak aklıma geldikten on dakika sonra, unutmamak için kendi web posta hesabıma kitabın on bölümünün ana konularını kısaca içeren bir posta atmıştım.

İçimde yeterince heyecan oluşturduğu, daha önce verdiğim eğitim ve seminerlerde bunların bir kısmını anlatmaya başlamış olduğum, daha büyük bir kısmını ise arkadaş sohbetlerinde paylaşıyor olduğum için konuyu hızlı olgunlaştırabileceğimi de hemen anladım. Bunun üzerine hemen sürümlere dayalı bir çalışma sarmalı da tasarlamaya başladım.

İşte bu sarmalın adımları:

1. Kitabın başlığını ve ana konularını belirledim. Sürümlü çalışma ilkesinin gereği olarak, çevrimler arası geri dönüşler de olabileceği için, başlık ve ana konular gibi ilk adımda oluşturduğum bir şey bile ileriki aşamalarda tekrar şekillenebilir.

2. Word’de ana hat modunda çalışmaya başladım. Bölümlerin sırasını gözden geçirip bir küçük değişiklik yaptım. Bölümlerin bir kısmının başlıklarını belirledim.

3. Kitabın, yazmaya başlamamın daha kolay olan bir bölümünden işe giriştim. Şu anki planıma göre (0. bölüm hariç) 2. bölümün girişi olan bu satırlar, yazmaya başladığım ilk yer aslında. (Tabii tümü sonradan değişikliğe uğrayabilir.)

4. (Bu maddeden itibaren yazdıklarım, henüz yapılmamış ama ileride izlemeyi düşündüğüm adımlar…) Bu adımda yapılacak şey, bölümlerden birinin ana hatlarıyla bitirilmesi. Bir bölümün ana hatlarıyla bitirilmesi ilk kilometre taşı olacak. Sağlayacağı faydalar:

a. Bu kitabı bitirebileceğimi kendime ispatlamış olacağım ve toplamda bana yaklaşık nasıl bir çabaya mal olacağını da göreceğim. Böylece kendi başıma devam edip etmemeye karar vermek için yeterli veriye ulaşmış olacağım.

b. Birkaç yakın dostuma gösterilebilecek ve fikir alınacak bir ana hat planı ve bölüm örneği ortaya çıkmış olacak. Olası geri beslemeler doğrultusunda planımı yeniden şekillendirebileceğim.

c. Bu bölümü yazarken, kitabın genelinde kullanacağım standartları da oluşturmaya başlamış olacağım. Bunların ilki olarak şimdilik “GERÇEK HAYAT ÖRNEĞİ, KUTUCUK” olarak adlandırdığım bir standart geliştirmeye başladım. Kitabın akıcılığını ve içindekilerin uygulanabilirliğini sağlamada önemli bir katkısı olacak. Buna benzer bölüm içi unsurlar, ilk bölümü yazarken ve ilk bölümle ilgili aldığım değerlendirmeler sonucu oluşturulmuş olacak.

d. Kitapla ilgili çalışmaların erken aşamalarında böyle bir çıktı oluşturabilmek, oluşacak eserin pazarlanabilirliği üzerine de kafa yormam ve girişimlerde bulunmam için bir fırsat oluşturacak. Ürettiğiniz her şeyin pazar değerini de düşünmeniz gerekir. Sizin için bu değer, yakınlarınıza bir fayda sağlamak ve onlardan bir gülücük almak da olabilir. Ya da sadece kişisel tatmin sağlamak istiyorsunuzdur. Ya da Türkçenin para kazanan kitaplarından birisini ortaya çıkarmayı hedefliyor olabilirsiniz. Erken aşamada elle tutulur bir çıktı üretebilmek, hem kendi beklentilerinizi daha iyi anlamanızı sağlayacak hem de bu beklentilerin gerçek hayat karşılığı konusunda erkenden deneyim yaşayabilmenizi sağlayacaktır. Ortaya çıkacak şey sizi tatmin etmeyecekse, bunu ne kadar erken görüp vazgeçseniz o kadar iyi olur. Beklentilerinizden daha iyi bir şey ortaya çıkabileceğini erken görmek de çalışma şekliniz ve temponuz gibi konularda gerekli değişiklikleri yapıp, eserinizi hak ettiği yere ulaştırma ihtimalinizi artıracaktır.

5. Sonraki bölümlerin ilk metinlerinin yazılmasının bitirilmesi… Bu yazmalar tek bir sırasal çalışma şeklinde olmayacak. Her seferinde biraz geriden okuyup düzelterek başlayacak. Bazı seferlerde en baştan okumak ve düzeltmeler yaparak en son gelinmiş noktaya tekrar ulaşıp oradan devam etmeyi içerecek. Tüm bölümlerin ilk metni bitince, ikinci kilometre taşına da ulaşılmış olacak. Tüm bölümlerin ilk metni çıktısı, sürece önemli katkılar sağlayacak. Bunlardan bazıları

a. İlk çevrime göre biraz daha fazla sayıda kişiden, birkaç bölüm gönderilerek fikir istenebilir. Olası hataların giderilmesi, tekrarlar ve çelişkilerin ortadan kaldırılması, pazarlama açısından fikirler alınması faydalı olacaktır.

b. Ürünün pazar değeri biraz daha iyi kavranabilir. Yayınevleriyle bu aşamada temasa geçilmesi mümkün olabilir. Öte yandan kitabın yaklaşık hacmi ortaya çıkmış olacağından, kişisel olarak bastırma-dağıtma olasılığı finansal açıdan değerlendirilebilir.

c. Ürünün paketlenme şekliyle ilgili bir fikir oluştuğunda, sonraki aşamalarda daha ne kadar zenginleştirileceğine yönelik kararlar da daha sağlıklı alınabilir.

6. Stephen King’in “On Writing” adlı kitabından önemli bir ders: İlkyazımı bitmiş bir kitabınızı gözden geçirdiğinizde yüzde on kısalmalı. (Yüzdeyi yanlış hatırlıyor olabilirim.) Şimdi redaksiyon aşaması geliyor. Redaksiyon deyince, aklıma budamak geliyor. Bu aşamada kitabı budamak gereklidir. Fazlalıklardan, tekrarlardan, çelişkilerden, önemli ifade hatalarından kurtulmak şart! Benzer şekilde kitabın üslubu bir bütün olarak bu aşamada ele alınabilir ve genel üsluba uymayan kısımlar çıkarılabilir ya da yeniden yazılabilir.

7. Artık elimizde üslup olarak bütünlüğü olan, metin olarak sahip çıkmaktan hoşnut olacağımız bir kitap adayı var. Pazar değerine inanıyorsak, yayıneviyle birlikte ya da kendimiz, zenginleştirme çalışmalarına başlayabiliriz. Özellikle görselleştirme için kollarını sıvamanın zamanı! İşin uzmanı bir kişi ya da kurumla anlaşıp, kitabın görsel olarak zenginleşmiş şekilde basıma hazır hale getirilmesini sağlamaya sıra geldi.

8. Kitabın pazara ulaşmasını sağlamak… En önemli kilometre taşlarından birisi: Basılı kitap.

9. Promosyon çalışmaları

10. Kitabın yeni baskıları, genişletilmiş baskıları ya da seri olarak devam ettirilmesi düşüncelerinin ele alınması.

Sarmala başlamış bulunuyorum. Eğer elinizdeki, satın alıp okuyor olduğunuz bir kitapsa bu sarmalı ya da bir benzerini hayata geçirebilmişim demektir. Yok, eğer internetten bir pdf dosyası olarak falan okuyorsanız, belki de kitabı basmayıp, şanım yürüsün diye dijital olarak dağıtmaya karar vermişimdir, ya da belki siz bir korsansınız!

Fayda 1: Erken başarısızlık

Kocaman bir lokmayı yutmayı başaramazsanız, boğulursunuz. Küçük bir lokmayı ise tadı çok kötü falan değilse, yutarsınız. Tattığınız bu şey yutulamayacak nitelikteyse de, kolayca anlamış olursunuz ve vazgeçersiniz.

Aşamalarla çalışmanın en iyi yönlerinden biri budur: Kısa sürede başarısız olmak. Böylece bu sevdadan vazgeçmeniz gerektiğini erkenden anlayabilirsiniz. Ya da vazgeçmek istemediğiniz, hatta vazgeçmemeniz gereken bir şeyse, küçük başladığınız için henüz bitirmemiş olduğunuz zamanda başka denemeler yapmaya vaktiniz olur.

Başarıyı ölçmenin geç zamanlara bırakılması, büyük lokmalarla ilerlenmesi, tarihin en büyük israf, zarar ve ziyan örneklerini oluşturmuştur. Ama biz uzak tarihi ve hakkında çok şey bilmediğimiz zamanları bir yana bırakıp sadece daha yakınlardan iki örnek verelim:

Ford Motors’u bilirsiniz. Oracle’ı da duymuşsunuzdur. Birisi otomobil piyasasının kurucu firması olarak düşünülebilir. Diğeri de veritabanı alanının lider firması. İkisi de başarılı firmalar. Peki, bu iki firma Ford Motors’un satın alma sistemlerini birleştirip modernleştiren bir proje yapmaya kalkarsa ne kadar kötü başarısızlığa uğrayabilir.

İsterseniz kendiniz görün: Favori internet arama motorunuzda Ford +Everest +Oracle yazın. Çıkan sonuçları inceleyin. Konuyla ilgili çevrimiçi makalelerden birinin ilk paragrafını Türkçeye çevirerek vereyim size:

“Ne kadar büyürlerse, düşmeleri de o kadar sert oluyor. Ağustos sonlarında, Ford Motor Şirketi, beş yıllık Everest web satın alma projesinde zirveye erişmek için Herkülvari çabasına son verdi. Geride ortalığa saçılmış 350’ye yakın IT çalışanı ve 400 milyon dolara ulaştığı tahmin edilen bir yatırım bırakarak!”

Temel sorun, sistemi kullanacak iç ve dış aktörlerin parça parça olsa da kendilerine daha yakın hissettikleri eski sistemlerden kopamamalarıydı. Aşamalarla çalışma yeterince iyi yapılsaydı, zararın ne kadarından kurtulmak ne kadarını kara dönüştürmek mümkün olurdu, hesaplamak çok zor. Yine de çok net olarak görülebiliyor ki, başarısızlık koşulları en baştan net olarak belirlenip ona göre ara kademelerle, lokma lokma çalışılmış olsaydı, ya istenilen değişime kullanıcılar arasından destekleyiciler bulunabilecek ve hedefe ulaşma olasılığı çok artırılmış olacak, ya da projeden çok daha kısa sürede ve az zararla vazgeçilebilecekti.
Biraz daha gerilere doğru gittiğimizde, Panama Kanalı’nın tarihinde de aşamalarla çalışmak ve çalışmamak arasında önemli bir fark görüyoruz:

Süveyş Kanalı’nın başarısıyla coşan Fransızlar, Kuzey ve Güney Amerika’yı ayıran dar kara uzantısında tamamen suyolundan oluşan bir ulaşım kanalı açmayı denemeye karar verirler. 1880’de başlayan çalışmalar, 1893’te vazgeçilene kadar sürer ve faaliyetin asıl büyük kısmı 1881 ve 1889 arasında gerçekleşir. Bu daha yoğun yıllarda, girişim –kayıtlar özenli tutulmadığı için sayılar kesin olmamakla birlikte- 22 bin kişinin ölümüne sebep olur. Ölümlerin önemli sebeplerinden birisi, salgın hastalıklar ve çok zorlu ortam koşullarıdır.

Fransızların batık girişiminin artıklarını satın alan ABD, 1904’le 1914 arasında kanalın inşasını bitirir. Bu sürede verilen ölü sayısı 5609’dur.

Amerikalıların başarılı olabilmelerinin hem de bunu daha az kayıpla gerçekleştirebilmelerinin temelinde iki faktör yatar. İlki, Amerikalıların, ara dönemde gelişen bilimlerin de yardımıyla, salgın hastalıkların sebepleriyle mücadeleyi de plana dâhil etmesidir. İkincisi ise, Fransızlar gibi deniz seviyesinde bir kanalda ısrar etmeyip, seviyeleri giderek artan ve diğer tarafta da azalan havuzlar kullanmış olmalarıdır. Bu sayede çok daha az kazıyla KADEMELİ OLARAK çalışan bir kanal sistemi yapılabilmiştir.

Burada ABD’lilerin hem orijinal bir çözüm düşünebilmiş olmaları hem de asıl işe başlamadan hazırlayıcı ara aşamalara önem vermiş olmaları (salgın hastalık sebepleriyle mücadele gibi) çok daha az kayıpla ve iyi sayılabilecek bir sürede kanalı bitirebilmelerini sağlamıştır.

Fransızlar ise Süveyş Kanalı’nın başarısından sarhoş durumda, projeyi doğru düzgün hazırlık yapmadan başlatmaya kalkmışlar, üstelik başarısız olduklarını bile uzunca bir süre anlayamamış, böylece kayıplarını astronomik boyutlara çıkarmışlardır. Aşamalarla proje yapılandırmamanın acı cezası!

Fayda 2: Rotayı düzelterek ilerlemek

Her sorun yaşayan projenin kaderi kaçınılmaz başarısızlık değildir. Bazıları sadece biraz düzeltme ister. Biraz takip, biraz ilgi, belirtileri biraz erken tepki, bu projeleri kurtarabilir. Her başarısızlıkta tamamen vazgeçseydik, yaşamamız mümkün olmazdı. Edison’un ampul için işe yarayacak bir malzeme bulana kadar 10 bin başarısız deney yaptığı söylenir. Ama başarısızlığı tanımış, sonuç alamayacağı denemelerde ısrar etmemiş, sürekli yeni şeyler deneyerek tamamen inandığı bir proje için çalışmaya devam etmiştir. Başarılı olduğunu anlamak için en yakınınızdaki yapay ışık kaynağına bakın, temel ampul tekniği hala onun bulduğu gibi. Ya da isterseniz General Electrics adlı firmanın ne kadar büyük olduğunu bir araştırın.

Sürümlerle çalıştığınızda yaptığınız işi sık sık kontrol etme şansınız olur ve bu kontrollerde hedeflere göre ne durumda olduğunuzu, ne açılardan geride kaldığınızı anlayabilirsiniz. Diyelim ki, her sürüm için bir aylık süre koydunuz. Kötüye gidiyor olduğunuzu da işlerin sarpa sarmaya başladığı ilk sürümde anlamadınız ya da anlamak istemediniz. Ama ikinci sürümde durumu anladınız ya da kabullendiniz. Sadece iki aylık ‘sorun olduğunu algılama kaybınız’ var. Her aylık sürümde gerçekleştirdiğiniz proje adımlarının sayısı kısıtlı olduğu için son iki aylık proje adımlarına odaklanarak neyi yanlış yaptığınızı buldunuz. Yani sorunu teşhis ettiniz. Teşhis süresi belki bir hafta belki bir ay belki de daha uzun olabilir. Diyelim ki iki hafta oldu. Kaybınız 2,5 ay. Yeni bir plan yapıp iki aylık işi tekrar düzgün bir şekilde yapmanız ise bir ay sürmüş olsun. Kaybınızın bir ayını geri kazandınız. Yaklaşık 6 haftalık kayıpla yola devam edebilirsiniz.
Peki, aylık sürümlerle yaptığınız bu çalışma diyelim ki bütün olarak iki yıllık. Sürüm falan kullanmadan, ama proje planları yaparak işe girişmiştiniz. Sadece ara sürümleriniz yok. Yani projenin giriş aşaması 6 ay sürüyor. Gelişme, ana işlerin yapılması 14 ay sürüyor. Sonuç ve toparlama için de 4 ay ayrılmış durumda. Yazık. Sürümlerle çalışırken mesela 10. ve 11. aylarda yaşanan sorunu fark edip projeyi tekrar yola sokmanız size sadece 1,5 ay kaybettirecekti. Oysa şimdi sorunları fark etmeniz 20. ayın sonunda mümkün olabildi. 20 aylık bütün bir çalışmanın içinde sorunun nereden kaynaklanmış olduğunu bulmak aylarınızı alacaktır. Çoğu durumda geri dönüp işi düzeltmeye çalışmanın öyle büyük zaman ve para kayıpları olacaktır ki, muhtemelen bu düzeltme işini siz kovulduğunuz için bir başkası yapmaya çalışacaktır.

Fayda 3: Erken verimle, zoru kolaylaştırmak

Büyük işler, büyük projelerde önemli sorunlardan biri çok uzun süreler beklemek zorunda olmaktır. Beklemek ise, bir amaca olan inancınızı korumanızı en çok zorlaştıran olgudur. Zamanla, amacınızdan, çabanızdan, kendinizden şüphe duymaya başlayabilirsiniz. Ya da sizin sonucunuzu bekleyenler sizden şüpheye duymaya başlayabilirler.

Oysa genelde, en büyük ödüller böyle uzun süren büyük projelerin, zorlu çalışmaların ardından elde edilebilir.
Peki, bu büyük projeyi adımlara ayırabilseniz, sürümler halinde gerçekleştirebilseniz ve ilk sürümde bekleyenler için en kritik olan bir unsuru ya da algısal değeri yüksek ama aslında yapılması kolay olan bir unsuru gerçek hayata geçirmiş olsanız hoş olmaz mıydı?

Projenin tüm ödüllerini en sona bırakmayıp elle tutulur bazı ödülleri ilk bölümlerde yakalayabilmek, hem projeyi gerçekleştirenler hem de çıktıları bekleyenler için mükemmel olacaktır.

Sene boyunca süren Grand Prix yarışmalarını düşünün. En büyük ödül, tüm senenin sonundadır. Ama yarışılan her etapta ödül töreni yapılır. Tek ödül sadece tüm seneyi birinci olarak bitirene verilse, Grand Prix’e duyulan ilgi büyük olasılıkla çok daha düşük seviyelerde olurdu. Ya da 4 senelik üniversiteyi düşünün. Diplomayı dört seneyi başarıyla tamamlayınca alıyorsunuz, ama 8 dönemin her birinin sonunda elde ettiğiniz sonuçlar var. Her dersin kendi finali var. Hatta her dersin vizeleri var. Ödüller ve cezalar 4 senelik o koca zaman diliminin içinde sık aralıklarla yer alıyor.

Peki, üniversiteyi böyle okuyoruz da, çok büyük bir inşaat projesini, yazılım projesini, dönüşüm projesini neden monolitik olarak tasarlayalım? Tasarlamayalım!

1200 konutluk bir inşaat projesi yapıyorsanız, ara kademelere bölün. Toplam diyelim 4 yıl sürecekse, her sene 300’ünün anahtarlarını teslim edecek şekilde yapın planlarınızı. Kurayla dağıtın. En son seneyi beklemek zorunda olanlar bile, konutların gerçekten bitirildiğini, insanların evlerine yerleştiğini görmüş olacaktır. Kıskançlık olsa bile, sizin yapabilirliğinize olan inançları artacaktır.

Büyük bir iş zekası projesi uygulamanız gerekiyorsa, tüm yapıyı dönüştürmeden bitirebileceğiniz küçük ama iş verimine katkısı olan etaplar belirleyin. Onları yapın öncelikle. Bir yandan daha büyük dönüşüm gerektiren kısımların analiz çalışmalarına devam edin ama ortaya koyduğunuz hissedilir faydası olan basit etaplar sayesinde, müşterinizin hem size hem iş zekası kavramına olan inancı artsın.

Bir roman yazıyorsanız, tüm düğümlerin çözümlerini romanın en sonuna bırakmayın. Ya da heyecan oluşturan unsurların ortaya çıkışını tüm altyapıyı tarif ettiğiniz bir girişin sonrasına bırakmayın. İnsanlar heyecan isterler, heyecan düğümlerini en baştan itibaren koyun, bazılarını aralarda çözün, yeni düğümler katın. Tüm heyecanı sona bırakırsanız, kimse o sona ulaşamaz.
Büyük projelerinizin ara kademelerinde kendinize ve müşterilerinize erken verimler sağlayın. İnancınız ve azminiz güçlensin, sabrınız artsın.

Fayda 4: Ölçülebilir ve doğrulanabilir hedeflere sahip olmak

Hedeflerinizi tutturabilmeniz için başlangıçta hedefleriniz olmalı. Bunun için de başarmak istediğiniz şeyi kafanızda canlandırabilmeli, onu kavrayabilmelisiniz. Eğer yapmak istediğiniz şey, çeşitli insanlar tarafından daha önce tasarlanmış ve defalarca yapılmış şeylerse, muhtemelen başarı ölçütleri konusunda kullanabileceğiniz şablonlar da olacaktır.

Ama ya daha önce yapılmamış bir şeyi yapmaya çalışıyorsanız? Ya da sizin detayları hakkında deneyim sahibi olmadığınız bir konuda çalışıyorsanız? Bu durumda aşamalı bir çalışma yapmak, sizi kurtaracak belki de tek şey olabilir.

Ölçülebilir ve doğrulanabilir hedeflere sahip olmak için, başa çıkmaya çalıştığınız şeyi aşamalara bölün. Büyük bir işin ne kadar sürede biteceğini, ne kadar çalışma gerektireceğini tahmin etmeye kalkmayın. Onu adımlarına bölün. Aşamalar oluşturun. Her aşamanın kendi adımları ve kendi hedefleri olsun. Böylelikle tahminleriniz doğruya çok daha yakın olabilir. Koyduğunuz hedefler çok daha gerçekçi olabilir.

Diyelim ki, oğlunuzun okulunda il çapında başarı yakalamasını hedeflediğiniz bir basket takımı oluşturmaya karar verdiniz. Veliler arasından destek toplayacak kadar bir çevreniz de var. Ama sorun şu ki, daha önce basketbolla hiç ilgilenmemişsiniz. Böyle bir durumda, bu işin nasıl bir yükü olacağını, elle tutulur hedeflerin neler olması gerektiğini bilebilmeniz pek olası gözükmüyor. Sizce, diğer velilere gidip, il çapında başarılı bir basket takımımız olması iyi olur, hadi bu işi yapalım deseniz, kaç kişi bu kadar sanal bir hayalin peşine takılır?

Oysa bir basket çalıştırıcısı ile konuşsanız, böyle bir genel hedefi elde etmek için neler yapmak gerektiğini öğrenseniz, ara kademeleri belirleseniz, çalıştırıcının da yardımıyla nasıl bir süre gerekeceğini, ne tür kaynaklar kullanılacağını, kaç senede bu başarıya ulaşılabileceğini ve ara senelerde elde edilmesi gereken hedefleri netleştirseniz, söyleyebilecek çok daha fazla şeyiniz olur. Bu çalışmanın ardından, belki de bu hayalin sizin için fazla ‘büyük’ olduğunu düşünüp vazgeçebilirsiniz. Ama gerçekçi bir yaklaşımla hala bu hedef için çalışmayı düşünüyorsanız, başka velileri ikna etmek için artık elinizde inandırıcı bir veri grubu olacaktır.

Yola çıktıktan sonra da, sahip olduğunuz ölçülebilir ve doğrulanabilir hedefler sayesinde doğru yolda olup olmadığınızı denetleme, gidişinizi kontrol altında tutma şansınız olacaktır.

Hedeflerinizin sayısal olarak ölçülebilir olmasına her zaman dikkat edin. Böylelikle kendinize karne vermeniz mümkün olacaktır. Ölçülmek, sadece başarısızlar için bir sorundur. Başarılı olan kişiler, başarılarının ölçülebilir olmasından hoşlanırlar. Yeterli olmadığı durumlarda eksiklerini görmek ve telafi etmek, yeterli olduğunda da başarılarının başka insanlar için de anlaşılabilir olması için. Marifet iltifata tabiidir, iltifat alabilmek için yaptığınız şeyin diğer insanların tarafından anlaşılabilir, ölçülebilir, ölçeklenebilir olması gerekir.

Fayda 5: Güven duygusu ve belirsiz geleceği planlayabilme becerisi

Her insan başarılı olmak ister. Peki, neden çoğu insan, başarı yolunda ilk adımı bile hiç atmaz?

Çevrenize bakın, kendinize bakın. İnsanlar çoğu durumda, istediklerini elde etmeyi denemiyorlar bile. Ya da bazı düşünülmemiş girişimlerde bulunuyor ve birkaç başarısızlıktan sonra vazgeçiyorlar.

Sanmıyorum ki, istediği bir şeyi elde etmekten denemeden vazgeçme tecrübesini yaşamamış tek bir yaşayan insan olsun. Hedeflerimiz büyüdükçe yapılabilirliklerine olan inancımız küçülüyor. Eğitimli insanlarda daha çok görüyoruz bunu. Eğitimli insanlarda ‘öğrenilmiş çaresizlik’ oluşuyor. İstedikleri şeyler için ne gibi çabalar gerektiğini, ne bedeller ödemeleri gerektiğini ve risklerin neler olduğunu daha iyi görebildikleri için daha adım atmadan vazgeçiyorlar. Daha az eğitimli kişiler ise cahil cesaretiyle dalıverdikleri konularda bazen başarılı oluyorlar. Ama biz daha çok başarılı olanları duyuyoruz, büyük bir çoğunluğu eğitimsizlikten, iş bilmemekten dolayı yolda telef oluyorlar.
Bir de öyle insanlar var ki, büyük bir hedefleri olduğunda, neler gerektiğini, risklerin neler olduğunu hesaplıyor onlar. Gözleri dağın zirvesindeyken aralarındaki yamaçları da gözden geçirip daha rahat elde edilebilir, birbirine yakın ara hedefler koyuyorlar. Ve yola çıkıyorlar. Yamaçtaki ilk hedefleri çoğumuz için o kadar yüksek bir nokta oluyor ki, onları orada görünce denemiş ve hedeflerine ulaşmış olduklarını düşünüyoruz. Oysa onlar azıcık dinlendikten sonra asıl dev hedeflerine doğru ilerlemelerini sağlayacak ikinci ara hedefe doğru tırmanmaya devam ediyorlar.

Çocukluğumdan beri, bu dünyaya bir amaçla, bana özel, büyük, özel bir amaçla geldiğimi düşündüm. Sanırım her çocuğun kafasında böyle bir şey vardır. Bu duygudan zaman zaman şüpheye düştüm. Ama vazgeçmedim. Kendi dağımın zirvesini hala görmedim, bulutların arasında. Bilmediğim bu zirvenin öncesinde, gözüm hep ulaşabileceğim ara zirvelerde. Ne zaman ulaşabileceğimin ötesinde ama ulaşmak istediğim bir zirve görsem, arada, o zirveye ulaşmamı sağlayabilecek noktaları belirlerim. Sırayla onlara ulaştığınızda zaten hedefinize ulaşacaksınız demektir.

Başarmak başarabilmenin en önemli ön koşuludur. Zor olanı başarabilmek için o zor olana ilerlemenizi sağlayacak daha kolay başarıları elde edin. Başarı başarıyı getirir. Başarma duygusu en önemli motivasyon kaynaklarından biridir.

Büyük düşünün. Küçük başlayın. Ama küçük hedefleriniz dağınık, birbirinden kopuk ve çelişkili olursa, isteğinize ulaşamazsınız. Ara hedeflerinizi belirlerken, asıl ulaşmak istediğiniz hedef hep kafanızın arka tarafında demleniyor olsun, gözünüzü kapattığınızda bu büyük hedefinizi görün. Vizyonunuzu kaybetmeden, elde edilebilir küçük başarıların peşinde koşun. Vizyonunuzu kaybetmemeniz, yönünüzü kaybetmemeniz demektir. Yönünüzü kaybetmeden elde ettiğiniz küçük başarılar, doğru yönde yol almanız, mesafeyi azaltmanız demektir.

İlerlemezsen batarsın! Doğru yönde ilerlemezsen, gemini kendi elinle deliyorsun demektir.

Senaryo 1: Betonların altında…

Avukat, kravat iğnesini düzeltti ve karşısındaki orta yaşlı mimar-müteahhidin oturduğu yerde ne kadar rahatsız olduğunu bir kez daha gözlemleyerek gülümsedi:

- Bu çapta bir iş, sizi bir hayli aşıyor aslında. Bunun farkındayız.
Bundan keyif alıyordu, Murat Kaya karşısındaki koltukta terlemiş ilk kişi değildi, sonuncusu da olmayacaktı:

- Vaat ettiğiniz bitirme süresi en yakın rakibinizden 3 ay daha kısa olmasaydı ve her zaman çalışmayı tercih ettiğimiz müteahhitlerin iş yükü bizden iş kabul etmelerine elvermeyecek kadar fazla olmasaydı…

Cümleyi tamamlamasına gerek kalmadı. Murat Kaya, tehlikeli sularda yüzdüğünü zaten biliyordu. Ama senelerdir çok küçük adımlarla ilerlemekten bıkmıştı, artık bu riski alıp büyük adamlar ligine çıkmak zorundaydı.

- Fazıl Bey, sizin hukuk işlerinde ne kadar iyi olduğunuzu biliyorum. Ününüz sizden önde dolaşıyor. Kendi müteahhitlik becerilerimi de iyi biliyorum. Ne yazık ki, bunları siz henüz bilmiyorsunuz, çünkü gerçekten bu ebatta bir iş yapma şansım şu ana kadar olmadı. Yine de bitirdiğim işleri yoklarsanız, bunların genel standartların çok üstünde bir kalitede ve beklenenden daha kısa sürede teslim edilmiş olduklarını görürsünüz.

Karşısındaki heyecanını çok da gizleyemeyen adamın bu kadar kararlı ve dirençli konuşacağını tahmin etmemişti Avukat Fazıl.

- İş şu an sizin. Kime vermek istediğinizde özgürsünüz. Ama imza attığımız andan itibaren benim olacak. Ve söz verdiğim zamanda bitirmek de benim öncelikle kendime karşı bir sorumluluğum olacak. Risk aldığınızı biliyorum. Bu binalara 3 ay önce sahip olabilmenin size getireceği ödülü de biliyorum öte yandan…

Gülümsedi. Evet, kartları açık oynuyorlardı ve Fazıl’ın son cümlesi kartların belki hoşuna gideceğinden de daha açık olduğunu gösterdi Murat’a:

- Biz risk almayız Murat Bey!

***

Risk almadıklarını iki nüsha olarak kendisine teslim edilen sözleşmeyi o gece daha sabah olmadan satır satır okuyup bitirdiğinde çok net bir şekilde anlamıştı. Sözleşme, Holding’in zararını doğurabilecek akla hayale gelmedik her türlü risk için önlemler içeriyordu. Teslim süresinin gecikme olasılığına karşı da tek bir gün için bile can yakacak tazminatlar konulmuştu. Gün sayısı arttıkça da tazminat boyutları ezici seviyelere geliyordu.
Sabah daha 5 olmadan, her zaman çalıştığı ustabaşıları birer birer aradı. Uykularından uyanmış, kendilerine gelmeye çalışarak bir yandan bu tanıdık sesin ne dediğini anlamaya çalışan adamlara durumu uzun uzun izah etti her telefonda. Nasıl bir risk aldığını adamlara anlattı iyice ve onlardan yeni tahminler, yeni bağlılık sözleri aldı.

Sabah 7 olduğunda, bu riskin kendisi için kabullenilebilir hatta kaçınılmaz olduğuna karar vermişti. Daha önce defalarca çok hesaplamadan risk alan arkadaşlarının ödül kazandığını görmüştü.

Zengin müteahhitlerin hemen tamamının geçmişinde bu tür gözü karalıklar vardı. Sabah 9’da hiç uyumadan tekrar Holding’e gidip, her iki nüshayı da imzaladı, kaşeledi. Kendisinde kalacak nüshanın imzalanıp kaşelenmesini bekledi ve biraz uyumayı aklına bile getirmeden, çekirdek ekibindeki elemanları arayıp toplantı için ofise davet etmeye başladı.

***

Büyük bir kararlılıkla başladığı projede hızla ilerledi. İlk 6 ayda işin temposu öyle yükselmişti ki, iddialı hedeflerinden birkaç hafta önce ara adımlara ulaşmaya başladılar. Projenin yarısına geldiklerinde hedeflerinden hala birkaç gün önde gidiyorlardı. Ama sonra başta kendisi olmak üzere tüm kaynakları sonuna kadar gererek kullanmasının bedellerini ödemeye başladı Murat:

- Gözümde babamın manav alışverişlerini taşımam için dükkanda bana verişi canlanıyor, diye anlattı bir gün en yakın arkadaşına. İki büyük poşeti ellerimle kavrayıp kaldırışıma bakar, taşıyabilecek misin diye sorardı. Kendimden emin bir şekilde taşıyabileceğimi söylediğimde de dikkat etmemi ister, yolda daha ağırlaşacağı konusunda beni uyarırdı. Ne demek istediğini anlamazdım o yaşta. Şimdi anlıyorum.

Murat olmayacak bir zamanda hasta düştü. Yataktan kalkamamak, birkaç gün evde dinlenmek anlamında değil, sedyeyle taşıyarak ambülansla hastaneye götürülmesi gerekti. Tekrar işin başına dönüp oluşan aksaklıklarını gidermeye başlamışken bu sefer en kritik adamları dökülmeye başladı. Bir yandan daha kısa sürede daha çok iş yapması gerektiğinden, nakit kaynakları tükenmeye başlamış, kredi veren kuruluşlar daha ince eleyip sık dokur hale gelmişlerdi.

Murat, son birkaç kilometrede yıkılan bir maratoncu gibi, işin çok büyük bir kısmını bitirmişken, teslim süresine yakalandı. Performansından bir hayli etkilenmiş olsa da Holding yetkilileri yazılı haklarını sonuna kadar kullandılar. Projeyi bitirip teslim ettiğinde, bir kuruş bile kar kalmamıştı kendisine. Üstelik kredileri kapatması ve diğer mali yükümlülükler, o ana kadarki meslek hayatında edindiği birikimlerin tamamını eritti. Daha önceki işlerden edinmiş olduğu daireler, işyerleri birer birer satışa çıktı ve kapanın elinde kaldı.

Oysa Avukat Fazıl’la ilk masaya oturduğunda, Holding’in bu projeden elde edeceği mülkleri satmaya başlamaya şiddetle ihtiyacı vardı. Projenin tamamını değil de, daha önceden bitirdiği projelere yakın bir şekilde, alıştığı ölçekte bir kısmını, mesela üçte birini iddialı bir zamanda teslim etmeyi önerse yine de kabul edilebilecekti. Böylece kendini gösterme fırsatı bulur, projenin kalan daha büyük kısmına alışık olmadığı, karmaşık kısımları bırakabilir, sürümlü bir çalışmayla ve daha az bir çabayla çok daha iyi sonuçlar elde edebilirdi. İlk etapta elde edeceği başarıyla, kalan kısmı da kendisinin alması çok daha kolay olurdu. Kalan kısmı, kaynaklarını daha iyi planladıktan sonra önereceği, kendisini daha az yoracak bir süre hedefiyle teslim edebilirdi.

Senaryo 2: Hücre içine gezinti

Bu, senaryo değil. Ya da gerçek hayatla bağlantılı bir senaryo: Kendi gerçek hayatımla…

Bir resmim var. 4 yaşlarında falanım sanırım. Arkada bir kalabalık, ben elimde bir kitapla dolaşıyorum. O zaman okuyamıyordum, okumayı ilkokul 1’de öğrendim.

Sonra evdeki yıpranmış Robinson Cruose. İlk roman olduğu iddia edilen bu macera, okuduğumu hatırladığım ilk kitap. Ağabeylerimden birine aitti. Eminim bundan önce okuduğum çocuk kitapları da vardır, ama hatırlamıyorum.

Kütüphane üyeliğiyle İl Halk Kütüphanesinden okuduğum ilk kitabın Çalıkuşu olduğunu hatırlıyorum. Reşat Nuri’den okuduğum belki de tek kitabı (Sanırım bir de piyesini okumuştum, emin değilim.) ilkokul 4’te okudum.

Anadolu Lisesi’ndeyken okuduğumu hatırladığım en önemli kitap, “İki Çocuğun Devrialemi” başlıklı bir roman serisiydi.

Lise yıllarımda kitap okuyuşum belirgin bir şekilde hızlandı. Lise 1’de okul kütüphanesinden okuduğum ilk kitaplardan biri, iki ciltlik “Sefiller”di.

Milli Eğitim Yayınlarının her uğradığımda pazar alışverişinden döner gibi çıktığım dükkanından eve taşıdığım onca ciltler arasında benim için en önemli olanlar herhalde Dosto’ya ait olanlardı.

Her kitabını okuduğum, yakından takip ettiğim önemli bir yazar Stephen King.

Ben, romanı seviyorum. Roman okumayı… Roman yazmayı hayal etmeyi!

Yazmaya lise 3’te şiirle başladım. Şiir yazma konusunda artık yokuş yukarı uzun yolu epeyce aştığımı düşünüyorum. Tabii ki ilerleme durmaz, ama marjinal adımlarımın boyutları küçüldü. Artık yoğunlaşmaya zaman ayırırsam, iyi şiir yazabilir konumdayım.

Yayınlanabilecek seviyede onlarca şiirim var. Belki yüzün üzerinde.

Üniversite yıllarında masaüstü yayıncılık alanında çalıştım. Redaksiyon, yazı işleri ve kültür sanat yazıları… Şiirler de devam ediyordu elbette.

Meslek hayatına başlamamla birlikte teknik yazılar, makaleler ve web günlüğüne geldi sıra.

Ama ilk romanımı yazmak için gerekli tohumun zihnime düşmesi 2004 yılı civarında oldu. Belki 2005, ama kesinlikle 2006’dan önce.

Şiir yazarken, tohum kullandığım önemli bir unsurdur. Bir kelime, bir çağrışım, bir kafiye güçlü bir şiire dönüşebilir. Bazen bunlar hazır gelir. İmaj ve çağrışım o kadar nettir ki, kısa sürede bitmiş esere dönüşür. Küçükçekmece’den Topkapı minibüsüne binmiş yolda gidiyorken minibüsün güzergah tabelasının yolculara bakan taraftaki o an kullanımda olmayan alternatifini gördüğümde olduğu gibi: Kanarya, kanar ya! Bu tohumdan şiirin gelişmesi o kadar hızlı olmuştu ki. Başka birçok tohumlu şiir yazdım. Ve onlar en güzel şiirlerimdir: Kendiliğinden gelen olarak düşünüyorum o şiirlerimi.

Pek çok kere tecrübe ettiğim bu olguyu, Stephen King, “On Writing” adlı kitabında, arkeolojik çalışmalara benzetiyor. Romanlarını yazmadığını, neredeyse ‘bulduğunu’ anlatıyor. Bir dinozorun topuk kemiğini bulmak gibi… Sonra etrafını dikkatle kazmaya devam edersiniz, ta ki dinozorun tamamını ortaya çıkarana kadar. En azından iskeletinin tamamını…

Şiir konusundaki deneyimlerim ve Stephen King’den aklımda çok net kalan bu benzetim yüzünden (Emin değilim, belki de roman tohumundan sonra okudum King’in benzetimini. Ama sonradan olsa bile teşvik ediciydi.) yanlış bir şekilde bu tohumun romana dönüşmek için yeterince güçlü olduğunu düşündüm.

Uzun süre istediğim an bu tohumdan bir roman, hatta roman serisi oluşturabileceğimi naif bir bakış açısıyla düşünedurdum. 2006’nın sonlarında bu düşüncemi hayata geçirmeye kalktığımda, kazın ayağının hiç de öyle olmadığını gördüm.

Romana başlamayı iki kez denedim. İkisinde de kısa sürede takıldım kaldım.

Oysa kafamda 3–5 cilde giden bir roman olgusu ve yeterince güçlü olduğunu düşündüğüm bir tohum vardı. Yanlış olan, işin matematiğiydi. İki kelimelik bir tohumdan, iki sayfalık çok güçlü bir şiir çıkabiliyor. Ama bir sayfalık bir tohumdan, 400 sayfalık 5 cilt çıkarmak o kadar kolay değil! Üstelik epey teknik bilgi gerekiyor.

Böylece aşamalarla çalışmaya başladım.

Isırabileceğim lokmalar halinde.

İlk aşamalardan biri, romandan daha rahat yazabileceğim, elinizde tuttuğunuzu umduğum kitap oldu: Mesleğimde ve genel olarak yaşamımda kendim için keşfettiğim / bulduğum / özelleştirdiğim yöntemlerin paylaşılması. Bu fikir de aklıma bir tohum gibi geldi. Aynı saatler içinde ana hatları çıkarmaya başladığım ve haftasında da ilk sayfalarını yazdığım için ve bunları yapmayı son derece kolay ve doğal bir şekilde yapabildiğim için bu kitabın, rahatlıkla bitirebileceğim bir kitap olduğunu biliyorum. Sadece yazmak için kararlı bir şekilde yeterli zaman ayırmama bağlı bitirmem.

Başka bir aşama, Amerika’ya bir iş gezisi için gittiğim sırada gelişti. Amerika’da 3 ayrı eyalette sanırım 6 Barnes&Noble ve 2 Book Warehouse (adı sanırım böyle bir şeydi) gezdim. New York’taki hava muhalefetinden dolayı Seattle’da havaalanına yakın bir otelde mahsur kaldığım hafta sonu, internetten en yakın Barnes&Noble’ı buldum. Pek yakın değildi doğrusu. 1,5 saatlik bir yürüyüşle ulaştığım kitapçıda, sadece 10 dakika geçirdim ve yazmaya ayrılmış raflardan 5–6 kitap birden aldım. Yaratıcı yazarlık ve roman üzerine odaklanan kitapların ikincisinin ortalarındayım şu an ve çok büyük faydasını gördüm.
Artık ilk romanımı yazmaya ve bunu başarılı, iyi satan bir roman yapmaya çok daha yakın hissediyorum kendimi.

Ve aşamalara devam ediyorum.

Ve aşamalara devam ediyorum.

Ve aşamalara devam ediyorum.

Bir gün çok satan bir romanımı da okuyor olacaksınız. Çünkü bu merdivenin ucunda bu var ve ben basamakları çıkmaya devam ediyorum. Aşamaları kat etmeye devam ediyorum. Şimdiye kadar başaracağıma olan inancım sadece arttı, hiç azalmadı. Erken başarısızlığa mahkum değilim, yolumda ilerleyebiliyor olduğumu gördüm. Yeterince araştırma yapıyor ve gerekli ara aşamaları oluşturup onlara ulaşmayı başarabiliyorum. Kendimi düzelterek ilerleyebiliyorum.

Aşamalarla çalışmayı, neredeyse bilincinde bile olmadan tüm faydalarıyla yaşıyorum bu yolda.

İpucu: Romanımın tohumu, hücre içine yönelik gerçek bir buluşla ilgili.

Senaryo 3: 3 lobutlu sirk gösterisi

Sevgi Şenyurt’un günlüğünden:

13 Mart:

Sevgili günlük;

Kafayı yiycem! 3 gündür hiçbir şey yapamıyorum. Oysa sadece bir ayım var. Artık 27 gün!

Bunca yıldır kendi ayakları üzerinde hayata meydan okuyan ben, üç kritik projenin altında yığıldım kaldım. Daha önce hiç aynı anda birden fazla işle uğraşmadım mı ben canım!

Kızımın okul piyesinde yönetmenlik yapmanın bu kadar zor bir yanı olmamalı. Bu kadar kritik de olmamalı. Ama o babası olacak haytayla yolları ayırdığımın üzerinden ay geçmeden, onun sorumsuzluklarından o kadar şikayet etmişken, şimdi kızımın karşısında bir sorumsuzluk örneği gösterme olasılığını bile düşünemem. Zor değil. Rahatlıkla yaparım. Ama nasıl bu kadar çok zaman gerektirebilir, nasıl bu kadar diğer işlerime karışabilir, aklım almıyor. Her an olabilecek aksilikler kafamda dolanıyor. Her gün de yeni bir aksilik olasılığı nasıl icat edebiliyorum bilmem.
Oysa bu yaratıcılığım asıl sattığım ikinci senaryoda lazım bana. Yapımcı şirket, ilk senaryomu o kadar beğendi ki, ikincisini sadece sinopsisi görerek baştan satın aldı. Daha 5 sayfasını bile yazmadığım senaryoya peşinat aldım ve sadece 6 haftam kaldı! Teslim edemezsem, yapımcılar beni kara listeye alır! Kızımın piyesinde olabilecek aksiliklerin her gün yenisini icat eden beynim, senaryoya gelince duruyor. Yazar tıkanması mıdır ne diyolar ben bilmezdim ki onu kitaplarımı yazarken… Senaryoya geldik, iyi bir satış yapmışız şunca yıldır çalışma hayatımızda, al başına belayı, gel şimdi yazama!

Ben yine gündüz demez gece demez ikisini birden hallederdim ama, doktora tezim! Uzattıkça uzattım, ne bilecektim ki son kalan 27 günüm bu günler olsun, bu kadar şeyle kesişsin! 5 koca yıl, dile kolay. Ne zorluklarla bitirdim o doktorayı ve tezimi teslim etmeme 27 gün kaldı. Oysa ben işin ortasına geldim takıldım, sonuca götüremiyorum konuyu!

14 Mart:
26 gün kaldı.

15 Mart:
25… Hangi konuyu ele alsam, aklım diğer ikisinde. Hiçbir şey yapamıyorum. Kilitlendim. Hepsine her gün 4’er saat ayırayım, günde 12 saat köle gibi çalışayım diyorum, bu sefer de o kadar çalışmaya rağmen hiçbiri yetişmeyecek, her biri yüzde 90’larda takılıp kalmış acınası çabalar olacak gibi geliyor. Birinden vazgeçeyim, diğer ikisini yapayım diyorum; hiçbiri vazgeçilir gibi değil!

16 Mart:
Hayır, yeter. Olmaz böyle! Ben yenilemem. Yenilginin kadını değilim, kaderin kurbanı değilim, plansız bir yerden bitti hiç değilim. Senelerin emeğiyle bu noktalara geldim.
Ama…

Üfff! Alışverişe çıkıyorum!

19 Mart:
Bir ümit ışığı! Alışverişe çıkınca, eski alışkanlık, kitaplara kaydı gözüm. İyi ki kaymış. Bir kitap buldum. Çalışma alışkanlıkları, pratik metotlar falan filan… Sayfalarını şöyle bir karıştırınca belki bana kıvılcım oluşturabilecek bir şeyler içerebilir gibi geldi. Aldım koştum eve. Bir umut, tiryakinin son sigarası gibi bir umut: Belki bu bir şeyleri değiştirebilir, senelerce mereti niye içtim bilmem, ama belki bu son tanede farklı bir şey vardır umudundan daha karanlık bir umut. Ama yine de atın ölümü arpadan olsun, saçma bir alışveriş yapacağıma saatlerce, ben Sevgi Şenyurt madem yazamıyorum, okuyarak harcayayım bu son günleri diye yaptım çayı, oturdum balkona…

Aşamalı çalışmayla ilgili bölüm derdime ilaç olabilir. Kesinlikle denemeliyim. Ama nasıl uygularım, düşünmem lazım, düşünmem lazım!

21 Mart:
Evreka! Buldum! Yaşasın!

Benden kocaman bir afferin bu adama! Aşamalı çalışmak ilacım oldu. Her üç işi yetiştirebilmek için ele gelir ara kontrol noktaları oluşturdum. Programımda ilerleyebildiğime emin olmamı sağlayacak kontrol noktaları. Yine deli gibi çalışmam gerekiyor. Ama plana uyarsam, her üç işi de yetiştirebilmiş olacağım. Üstelik her iş için 3’er günlük tampon süre de koydum.

Her bir projenin her bir aşaması için yeterli süre ayırdım. Kiminde bir tam gün, kiminde dört tam gün, kiminde iki proje için 5’er yarımşar gün… Ama her bir sürenin sonunda elde etmem gereken sonuç ve bu sonucun genel sonuca katkısı kesin. Her tutturduğum hedefle bir aşama bitirmiş oluyorum ve her üç işin de olumlu biteceğine olan inancım artıyor. O anda hangi işle uğraşıyorsam, tüm yoğunluğumu ona verebiliyorum. Çünkü aşamalı planımı uygulayabilirsem, her üçünün de yetişeceğine eminim artık. Kontrolsüz bir şekilde çaba sarf etmiyorum hiçbirine. Hiçbirini yaparken, diğerleriyle ilgili bi dakikalık bir şey bile düşünmüyorum.

Bu 3 projeden sağlam çıkayım, bu aşamalı yaklaşımı her projemde kullanmaya başlayacağım. Sağolasın Acungil.

Olası zararlar:

Aşamalı çalışma uygulanabildiğinde zarar olasılığı pek olmayan bir yaklaşım. Ancak uygulanması uygun olmayan durumlar olabilir. Ya da uygulanması uygun ve mümkün olduğu halde, aşamaları belirlemede yapılabilecek hatalar olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Mesela dünyanın yakınından geçmesi 70 küsur yılda bir olan bir kuyrukluyıldızın geçeceği zamana yönelik bir hazırlık yapmanız gerekiyorsa ve bu hazırlığın başarılı olup olmadığı ancak gerçekten kullanılacağı zaman ortaya çıkacaksa, aşamalı bir çalışma yapamazsınız. Bir aşamada belirli bir oranda başarı sağlayalım, ikincide tam hedefi tuttururuz gibi bir şansınız yoktur. Çünkü ikinci şans muhtemelen sizin ömrünüz bittikten sonra oluşacaktır.

Biraz zorlama bir örnek oldu. Ama aşamalı çalışmanın faydalı olmayacağı bir durumu ancak bu kadar hayal edebiliyorum. Böyle uç bir örnekte bile, benzer test ortamları oluşturmak gibi yöntemlerle, aşamalı çalışmalar, ara hedefler içeren bir yöntem bulunabilir.

Asıl çuvallama riski, aşamaların sürelerinin, gereklerinin veya hedeflerinin doğru belirlenememesi olabilir. Bir aşama için kendinize haddinden fazla hedef yüklemiş olabilirsiniz. Aşamaları çok sık koyduğunuz için, bir aşamada kayda değer bir gelişme elde edemiyor olabilirsiniz. Aşamaların arasını çok açtığınız için, kendi üzerinizde kurduğunuz planlı çalışma disiplini kayba uğrayabilir. Yine de bu tür hataları yapmak mesela 2 yıllık devasa bir projeyi ara adımsız yapmaya yönelmenin getireceği yüksek riskin yanında katlanılabilir bedellerdir.

Aşamalarla çalışın, aşamalarla doğru çalışın, doğru aşamalarla çalışın. Faydasını göreceksiniz.

5 Responses to 2. Aşamalarla çalış

  1. zeyneps says:

    bu bölümden önceki yazınız kadar etkilenmedim belki zaten kullandığım bir yöntem olduğundan aşamalı çalışırken planlama çok önemli yeterince iyi bir plan yapamadığımızda karşımıza pek çok aksilik çıkabiliyor

    • Kalan sekiz taktikte sizin için yeni şeyler bulabileceğinizi düşünüyorum. Ayrıca bu taktiklerin gelişmesine sebep olan bilinçsiz yeterli yaklaşımımı da sitede yayında olan diğer kitabımdan okumak daha çarpıcı bir etki yapacaktır.

      • özlem says:

        Meraba hocam.
        Yazdığınız taktikler gerçekten çok güzel. Elimden geldikçe uyarlıyorum. Yazdığım kitabın ilk beş altı bölümü hazır ama gerisi gelmiyor. Daha doğrusu istediğim şekilde gitmiyor. Üzülüyorum haliyle ne yapmalıyım sizce. İlk bölümü buraya koyuyorum sizce nasıl gitmişim öğrenmek istiyorum. Şimdiden cevabınız teşekkürler. Ayrıca fantastik tarzda yazıyorum.
        geldiğini anlayamayacığınız gibi saplanan oklar giriverdi beynimin en kuytu köşesine. Acı sersemleti bir hal alırken sırtımı duvarın soğukluğuna yaslayabildim. Herşey bulanıklaşıyordu. Dans eden bedenler, gülüşen yüzler, müziğin akıcı tonu…
        Geride belli belirsiz oluşmaya başlayan bir sis tabakası vardı. Gözlerimi kapamamı emrediyordu bir ses. Acımasız ve katıydı emir. Karşı gelinemeyecek kadar açık ve ağır. Omuzlarıma çöken güçle kızaran yeşil gözlerimi kapadım. Görüntüler bir su bulanıklığında dalgalanırken netleşmeye başladı.
        Tıpkı depremden sonra parça parça olan evler gibi yıkık döküktüm. Az önce hızla atan kalbim duracakmış gbi yavaş ve ritimsizdi. Gözlerimin önünde canlanan manzaraya baktım. Caddede ilerleyen bir kız çocuğu ve onun elini sıkı sıkı kavrayan bir kadın diğer bedenlerden daha canlı bir ışıkla seçiliyordu.
        Görmem gerekenin olduğunu anlamama rağmen gözlerimi açmaya çabaladım. Olmadı öylece kala kalmıştım soğuk ve yalnız başıma bu duvarın dibinde. Simsiyah saçlı minik kız başını kaldırıp munzurca gülümsedi. Her tarafından ruhunun enerjisini algılayabiliyordum. Canlı ve yaramaz… Ardından kızıl saçlı kadını şaşırtan birşey yaparak kurtuldu onu sıkıca tutan parmaklardan.
        Yanakları al al olmuş bir biçimde atlayıverdi yolun ortasına. Çevresinde büyükler onun yaramazlığına gülümseyerek karşılık verdi. Fakat o güzel an o kadar kısa sürdüki… Bulunduğum oda içinde yankılanan ve asfaltı yakıp geçen fren sesi yankılandı. Görüntüler tüm acımasızlığıyla canlıydı.
        Minik beden kocaman ve kapkara gözlriyle sanki bana bakıyordu sanki beni görüyordu. Ksıık sesi “Anne” diyiverdi. Yardım istemekten çok korkunun sessiz çığlığı gibiydi. Tüylerim diken diken olurken görüş alanıma giren beyaz araç kızın narin bedenini durduğu konumda çok daha ileriye şiddetle atmıştı. Aynı an sokağı inleten bir annenin yüreğinden kopabilecek bir çığlık yankılandı.
        Kadın bütün bedeni sarsılırken minik kızını kolları arasına alıyordu. Gözlerimden akan yaşlar onun gözlerine karışıyormuş gibi hissettim. Ellerim terliyor kalbim durmadan uçup gitmek ister gibi atıyordu. Neden Allah’ım! dedim kendi kendime bir cevap gelmiyeceğini bilsemde.
        Salondaki itişme ve kakışmaların pencerelere doğru olduğunu görmeme gerek yoktu. Çünkü o bedenin kanlar içinde kalmış yüzü hala gözlerimin önünde duuruyordu. Korkunun ve acının karşımış birlikteliği asla tatmak istemeyeceğiniz bir taddır. Bu tadı ancak çok sevebileceğiniz birinin kaybıyla anlarsız. Tıpkı orda çaresizce ambulans için yalvaran kadın gibi.
        Fakat ambulnas için çok geç olduğunu bilir onun gittiğini orda olmadığını ve asla geri gelmeyeceğini. Omuzlarımı sıkıca kavrayan ellerle tüm zihnim yaydan çıkmış ok gibi sersem bir boşluğa bıraktı kendini. Başımı dayadığım sert göğüsün güven verici kokusunu çektim içime görüntüler geldiği gibi hızla silinirken.
        “Neden” dedim beni duymasını isterken. “Neden bunu bana yaptı?” Babam acıyan sesime kanayan kalbime yardım etmek ister gibi sıkıca bastırdı beni. Belkide elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordu. Kulağıma gelen sesi krık döküktü. “Gidelim” dedi. Bir istekten çok gereklilik gibiydi. Haklıydı. Gitmezsem bu boğucu odanın içinde kalmaya devam edersem düşübilridim.
        Ama şuan en son isteyeceğim şey bir acız gibi yere kapaklanıp başkalarının yardımıyla ayağa kalkmaktı. Babamın beni kapıya yönlendiren vücuduna karşı çıkmadım. Yüzüme çarpan soğuk rüzgarı hissettiğimde minnetle açılmıştı kızarmış göz kapaklarım. Ağlamamaya çalışarak ayrıldım babamın sıkı tutuşundan.
        Gülümseyerek baktı yüzüme. Ellerini yanaklarımın üzerine koyup başını eğdi. Anlıma değen dudaklarının titrediğini hissettim. Geri çekilp duygularını kapayan bir sesle “Ben Nell’nin anne ve babasına gideceğimizi söyleyip geliyorum. Araca inebilir misin?” İnebilirdim. Hatta yalnız kalmak çok daha iyi olabilirdi. Başımı sallayarak serin bahçeye indim. Verandadan yankılanan müzik sesi kısılmış ışıklarsa hala göz kamaştırıcı bir biçimde açıktı.
        Ardından sokakta kulaklarımı tırmalayan o ses yankılandı. Caddeye mavi kırmızı ışıkları yanıp sönen ambulans giriş yapmıştı. Duran araçlardan inenler acıyla tekrar araçalrına binerken kadının bırakın diyen acı sesini duyabiliyordum. Sıkıca kapadım gözlerimi.
        O kadar ani bir şey olmuştu şaşkınlıkla gerildi bedenm. Başımın dibinde sıcaklığını hissettiğim birbeden olduğuna yemin edebilirdim. Arkamdaydı nefesinin alış verişinde havalanan saçlarım titrememe neden oldu. Sakin kalmaya çalışarak döndüm. Aynı hızla yüzümü yalayıp geçen rüzgar karıştırı verdi uzun saçlarımı.

        Sizce nasıl bir anlatımım var yeterli mi değil mi?

      • Merhaba Özlem

        Genel olarak ifadelerin yeterince düzgün. Ama yazdıklarını üzerinden bir müddet geçince tekrar gözden geçirmelisin. Ufak tefek harf hataların ve bazı yerlerde anlamı yeterince açıklayamama durumların var.

        Unutma, senin kafandaki sahneyi sen biliyorsun, ama okuyan senin anlattığınla canlandırıyor kafasında. Kafandaki sahneyi yeterince açık aktaramadığın durumlarda belirsizlikler olabilir.

        O yüzden, yazdıklarının üzerinden şöyle birkaç hafta geçince tekrar bir gözden geçirerek, belirsiz yerleri besleyebilirsin. Tutarsızlıklar varsa onları giderebilirsin.

        Muhtemelen, takılıp devamını getirememenin sebebi, farkında olmadığın bu tür bir karakter çelişkisi falan olabilir. Karaktere uygun olmayan birşeyler yaptırmaya çalışıyorsundur belki. Bir adım geri çekil. En baştan tekrar bir oku, hiç dokunmadan. Çelişki, çıkmaz sokak gibi yerleri işaretle. Üzerinde düşün ve tekrar yaz. Girdiğin bir çıkmaz sokak varsa, nereden itibaren girmişsin onu tespit edebilirsen, o noktadan belki başka bir hedefe doğru yönelebilirsin…

  2. özlem says:

    Teşekkürler hocam eveet böyle denedim ve şimdi daha iyi ilerliyorum. Genede bilgilendirmeniz için çok teekkür ediyorum. Bir öykü yarışması içinde hikaye yazmaya başladım. Umarım sizin kadar iyi olurum. Tabi herşey okumak ve yaşamakta gizli. Hayal gücüde herşeyin temeli :)
    İyi günler hocam.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s