Stephen King’in böyle bir tanımlaması vardır: “Sadık okur”. Kitaplarının kimi yerlerinde, tam hatırlamıyorum ama muhtemelen önsözlerinde falan bu sadık okurla konuşur, ona (onlara) teşekkür falan eder…
Ey sadık okur! Sen benim için var mısın, kaç tanesin, bilmiyorum. Ama ben yine de yazacağım.
Güniçi işim yazma üzerine istediğim kadar odaklanmama izin vermese de yazacağım.
İki kişisel gelişim kitabı yazıp, bastırmaya ilişkin tek denememde, konuyla ilgili meşhur bir ismin editör olduğu bir yayınevinde o meşhur ismin hayır’ına takılmış olsam ve muhtemelen beğenmediğinden değil de beğendiğinden bu cevabı verdiğini düşünsem ve başka bir yayınevinde tekrar şansımı deneyecek kadar tekrar bu konuya odaklanamamış olsam da ve hatta bu cümlenin bu kadar uzun olması rahatsız edici olsa da yazmaya devam edeceğim.
Şu ana kadar sadece dört öykü yazdım. Dördünü de Türkiye Bilişim Derneği Bilim Kurgu Öykü Yarışması için yazdım. Bu günlükte menüde eserlerim altından ulaşabilirsiniz. İlki üçüncü oldu, yazdığım ilk öyküydü tüm hayatımda. İkincisi kısa listeye kaldı. Üçüncü ve dördüncü kısa listeye bile kalamadı. Biliyordum ki, dördüncü öykü aslında üçüncü olan öyküm kadar iyiydi. O öykü kısa listeye bile kalamayınca ertesi sene öykü yarışması için yazmamış olduğum halde öykü yazmaya devam edeceğim.
Birikmiş izinleri kullandığım iki haftalık bir tatil döneminde ilk romanıma başladım. Günde bin kelime hızla yazabiliyordum. İki haftalık izin süresinde 10 bin kelimeyi buldum. Sonrasında Açık Öğretim Sosyoloji ikinci sınıf vize ve finalleri yaklaşmış olduğu için güniçi işimden kalan zamanı sınavlara çalışmaya verdim ve devam edemedim. İlk 10 bin kelimeden sonra aylara uzanan bir sürede sadece 4 bin kelime yazabilmiş olsam da roman yazmaya da devam edeceğim.
Lise 3′ten beri şiir yazıyorum. İlk yıllarım hayli acemiydi. Ama o yıllarımda yazdıklarım ömrü hayatımda alıp alacağım en güzel ve iyi ödüllerden birini almama katkıda bulundu. Son dört beş yıldır, ne zaman şiir yazmaya otursam güzel bir şiir çıkarabiliyorum. Her ne kadar belki iki belki üç yıldır hiç şiir yazmaya oturmamış olsam da, şiir yazmada da devam edeceğim.
Sosyoloji boşuna okumuyorum. Kendi kişisel düşünce yapımı, dünyaya bakışımı da yazacağım. Kurgu kadar keyifli okunan bir metin akışında düşünce yazıları da yazacağım. Buna benzer bir çalışmayı Chip’in çevrimiçi sitesinde Gelecek Postası başlığında yapmıştım. Henüz çerçevesini çok netleştirmediğim bu tarzda da yazmaya devam edeceğim.
Teknik yazılarımı zaten yazıyorum. Onların yeri burası değil, ama onları da yazmaya devam edeceğim.
Ve ey sadık okur, tüm bunlara sen okuyasın diye devam edeceğim, ama kahretsin, okumasan da yazacağım. Yazmayı sevdiğim için yazacağım. Nasıl okumayı sevdiğim için okuyorsam.
Yıllar önce hiç tanımadığım biri, kitap okurken beni görüp bir muhabbete girmişti. Niye okuyorsun diye özetlenebilecek bir soru sordu. Durup hiç düşünmemiştim bunu. Sorduğu için düşündüm. Ve kendimin de bilinçli bir şekilde farkında olmadığım cevabı verdim: Zevk için okuyorum, hoşuma gittiği için, keyif aldığım için.
Yazmaktan keyif alıyorum ey sadık okurum. İleride (belki çok yakın, belki çok uzak) yazmaktan iyi para kazanabilecek olduğumu biliyorum. Kazansam da kazanmasam da yazacağım. Yazmaktan para kazanana kadar ya da kazanamasam bile, teknik işimden kendimi emekli edebilecek bir seviyeye gelip, gündüz gece işim gücüm okumak yazmak olabilecek hale geleceğim ve yazmaya devam edeceğim.
Zevk için yazacağım. Hoşuma gittiği için yazacağım. Keyif aldığım için yazacağım. Ve gün gelecek, sen beni ya yıllardır takip edip okuyan bir okurum olacaksın. Ya da artık elin mahkum -eğer okuyan bir çevren varsa- beni okumamış olmak, benden en azından bir kitap okumamış olmak çevrende ayıp haline gelmiş olduğu için beni okumaya başlamış daha yeni bir okur olacaksın.
Ve ben yazacağım, yazacağım, yazacağım.
Yeter ki Allah ömür versin. Yeter ki Allah aklımı fikrimi korusun, evlerden ırak bir kazaya falan kurban etmesin. Yeter ki bu ellerim tuşlarda böyle sağlıkla tıkırdamaya devam edebilsin.
Allah’ın izniyle okuyacağım, yazacağım ve Türk dilini, Türk kültürünü yücelten, güzel eserlerini veren isimlerden biri olacağım.
SQL Server ve iş zekası alanlarında bilinen, aranan, yüzlerce belki binlerce kişiye ışık olmuş, onları yönlendirmiş, eğitmiş bir kişiyim. Ama ben gittiğimde arkamda bırakmak için bu çok az. Ben şiirlerimi bırakacağım, öykülerimi bırakacağım, kişisel gelişim kitaplarımı bırakacağım, romanlarımı bırakacağım, denemelerimi bırakacağım. Onlarca yıl, belki yüzlerce yıl sonra bile okunur olacağım belki.
Ama, ama, ama… Hiç kimse okumayacak olsa bile, okuyan yarın unutacak olsa bile yine, yine, yine ve yine de yazacağım. Bunun kendime mantıklı açıklamasını şöyle yapmıştım: Konuşmuyor muyuz bir kişiyle, birkaç kişiyle… Saatlerce, günlerce… Anlamlı anlamsız muhabbetler yapmıyor muyuz? Onlar ziyan olan zamanlar mı? Zevk aldıysak, keyif aldıysak değil. Ben de işte sadece yakın çevremle değil, sen soyut sadık okurumla konuşmuş olurum saatlerce, sana yazmış olurum. Bir iki kişiye gerçek bir ortamda konuşmak yerine, burada belki sıfır, belki on, belki yüz, belki milyon kişiye konuşmuş olmak yine daha iyi değil mi?
Hem internet var. Basılı kitap da neyin nesi? Buradan çok daha geniş bir kitleye ulaşma ihtimali var.
Nasıl mı yazacağım peki? Bunu çeşitli yazılarımın yorumlarında bana sormuş olan arkadaşlara verdiği cevapla yazayım: Yazarak!
Yazmanın yolu yazmaktır! Benim ne dilbilgisi öğrenmeye ihtiyacım var, ne de fikrimi ifade eden cümleleri oluşturmada yaşadığım bir zorluğum! Yazarak yazacağım.
Bundan sonra günde bir saat yazmayı hedef koyuyorum kendime. Tahminen her gün 23-24 arası. Ben esneyebilen hedeflerin insanıyımdır. Gerekirse kayar bu saat, kaysın. Yeter ki yazmış olayım. Bazı günler yazamayabilirim. Olsun. Senede 365 gün yazmayı hedeflemiş olarak 300 günü yazmış olarak bitirdiysem, ne mutlu bana.
Bazı günler yarım saatte bu yazıyı yazıp sonuna gelmiş olarak süre dolmadan da hedefimi elde etmiş olarak da kabul edebilirim kendimi. Yazınca, yarım saatte neler çıkıyormuş bakın. Güzel…
Ama ey sadık okur. Basılı kitap okumuyorsun. İnternet ortamında altına yorum kolaylıkla yazabileceğin bir yerde okuyorsun. Bir ses ver be! : )
Bu yazının başlığını görüp de açtıysan, açıp da buralara kadar okuduysan, okuyup da hoşlandıysan, bir ses ver, buraya bir yorum yaz. Teşekkürler de en azından. Ya da iğrenç yazmışsın, kendini bi şey mi sanıyorsun de. Düşünceni söyle.
Ama bil ki, sen hiçbir şey söylemesen de ben yine kendim için, yazmaya devam edeceğim.
Like this:
Be the first to like this post.