Eserlerim


Şu ana kadar yayınladığım eserleri aşağıda bulabilirsiniz:

Roman:

Kişisel Gelişim:

Öykü:

Şiir:

Reklamlar
KırkAmbar içinde yayınlandı | 2 Yorum

EDX: Breathin


Uzun zamandır şarkı sözü çevirisi yapmıyordum. Bir okurumdan gelen istek üzerine bu şarkıyı ele aldım. EDX’in sesinin çok güzel bir tınısı var. Şarkı da hoş. Ancak ilk dizenin ne olduğunu anlamak için bir hayli uğraştım. : ) İnternette İngilizce liriklerde benim ilk satırım gibi geçmiyor. Ama şarkıyı yavaşlatarak da dinledim, böyle söylediğinden eminim.

Önce benim çevirim, daha aşağıda İngilizce liriği de okuyabilirsiniz.

Katıksız safız özümüzde dalabiliriz
Canlı hissetmek için ne gerekiyorsa
Kendimizi kuru tutmak için sadece ellerimiz
Yeterli bu gece

Üzerime yağmur yağdığı zaman o zaman
Her bir damla bütünleştirir beni
Şimdi güzel günler geliyor, gel benimle
Gün bugün

Bu gece kırar olduk göğü
Umurumda değil yağmur geldiğinde
Bakışlarının yanına aşkımı al
Böylece su altında
Nefes alıyor olabilirsin

Aşkımı al ve bırak kendini
Akıp git beni bırakırken
Su altında nefes alıyor olacağız

Aşkımı al ve bırak kendini
Akıp git beni bırakırken
Su altında nefes alıyor olacağız

Katıksız safız özümüzde dalabiliriz
Canlı hissetmek için ne gerekiyorsa
Kendimizi kuru tutmak için sadece ellerimiz
Yeterli bu gece

Üzerime yağmur yağdığı zaman o zaman
Her bir damla bütünleştirir beni
Şimdi güzel günler geliyor, gel benimle
Gün bugün

Bu gece kırar olduk göğü
Umurumda değil yağmur geldiğinde
Bakışlarının yanına aşkımı al
Böylece su altında
Nefes alıyor olabilirsin

**
We’re pure deep down, we could dive
Everything to make us feel alive
We need just our hands to keep us dry
Tonight

It’s when the rain is falling down on me
Every drop could make me feel complete
Now good days are coming, come with me
It’s today-ay-ay

We take tonight to break the sky
I don’t mind when the rain is coming
Take my love beside your looks
So you can be
Breathin’ under water

Take my love and let it go
Flee as you let me go
We’ll be breathin’ under water

Take my love and let it go
Flee as you let me go
We’ll be breathin’ under water

We’re pure deep down, we could dive
Everything to make us feel alive
We need just our hands to keep us dry
Tonight

It’s when the rain is falling down on me
Every drop could make me feel complete
Now good days are coming, come with me
It’s today-ay-ay

We take tonight to break the sky
I don’t mind when the rain is coming
Take my love beside your looks
So you can be
Breathin’ under water

KırkAmbar içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sayfa 104: Görülmeyen (o kadınlar için boynumun borcunun diyeti niyetine…)


ne ses var burada bu sayfanın içinden
kulaklarına ulaşabilecek
ne de senin söylediklerini
duyabilir kulaklarım
o yüzden ağzımda bant yok
o yüzden kulaklarım açık

ben seni göremem de aslında
gazetenin sayfasında basılı bir resimim sonuçta
ama sen beni görebilirsin
görebilirdin
görmedin
sen ve o ve diğerleri
senlerden en az biri

o yüzden gözlerim bantlı

bir gün gazeteye çıkacağımı düşünmezdim
ünlü olmayı o kadar
hayallerimde bile yoktu
zaten yine de ünlü değilim
gazeteye çıkmış olsam da
adımı duymuş olsan da
sen ve o ve diğerleri
hatırlamayacaksınız üç beş gün sonra
hele üç beş ay sonra
senlerden bir tanesi bile
hatırlamayacak

kocam öldürürken beni
yakın akrabamdan biri ırzıma geçerken
birine gönlüm ısındı diye en küçük kardeşim kurşunlarken
çocuklarım aç kalmasın diye çalarken
bir gün dayaksız bir sabaha çıkayım diye kaçtığım büyükşehirde kötü yola düşerken
ve yaşadığım onca şeyin her birinde
yaşarken
yaşamadan önce
işler kötüye doğru sürüklenmeden önce
engellemek için ya da korumak için
yapabileceğiniz bir şey vardı
sen ya da o ya da diğerinin
senlerden en az birinin

kötülükleri yapanları zaten saymıyorum
iyi olanlarınızın
en az birinizin
yapabileceği bir şey vardı
sadece
ah keşke
görseydi

biri görseydi beni
ve araya girseydi
korusaydı
yol gösterseydi
konuşsaydı
yeterdi

şimdi
sen ya da o ya da diğerlerinden biri
sadece tek biri bile
görmediği için
yakam ellerinizde
senlerin her birinizin
hakkım boynunuzda

ben gittim artık
öldüm
sakatlandım
hapse düştüm
belki sadece ümidimi kaybettim
daha ne olsun
en beteri ümidimi kaybettim

benden sonra değişir mi bir şeyler
belki

belki de değişen sadece
artık utanmayı da bıraktığınız için
sorumluluğun bir gramını bile
gerçekte
derinde
fark yaratacak yerde
hissetmediğiniz için
gazeteye düştüğüm resimde
gözlerimdeki bandın kaldırılması olur

Mustafa Acungil, 8 Haziran 2014

KırkAmbar içinde yayınlandı | Yorum bırakın

kurgu dolu dizgin…


İş hayatımda ekibimi kurdum, beraber çalışmaktan keyif aldığım yöneticilere ve zevkle çalıştığım bir ekibe sahibim. Böylece akşamları, haftasonları kurgu çalışmalarıma daha fazla odaklanabiliyorum.

Güzel bir haber: İlk romanımın birinci taslağını bitirdim. Aslında ilk romanım diyemem. Daha önce 4-5 roman fikrim oldu. Bir romanı yazmaya şöyle bir başladım. Bir başka romanı ciddi bir şekilde planladım 14 bin kelime kadar yazdım, ilerlemedi. Bu sefer güzel bir konu yakaladım, yazma stratejimi yaşamıma ve kişisel tarzıma uygun olarak belirledim ve ilk taslak… püff… bitiverdi. Tabii öyle bir anda olmadı, aylar sürdü, ama belirgin bir kesintiye hiç uğramadan bitti.

Şimdi ilk taslağın üzerinden geçmek için birkaç alfa okuyucumdan geri dönüşleri bekliyorum. Kendi zihnimde de demlenmeye bıraktım.

Bu arada şiire döndüm. Çok eskilerden kalma, iki ajandada el yazımla yazılı olan şiirlerimi gözden geçirip eleyerek ve düzelterek dijital ortama aktarma işini bitirdim. (Bunların henüz çok azını yayınlamış durumdayım.) Orhan Pamuk’un “Şeylerin Masumiyeti” kitabının resimleri ve yazılarını ilham kaynağı olarak alan şiir kitabıma yoğunlaştım. Bazıları çok güzel olan şiirler ortaya çıkıyor. Meraklıları için bu şiirleri yayınladığım adres: http://masumiyetinsiirleri.wordpress.com/

24 ayrılık öyküsünü (http://24ayrilikoykusu.wordpress.com/) ve gece ziyaretlerini de (http://geceziyaretleri.wordpress.com/) unutmadım. Gece ziyaretleri kurgu yazmayla aşık atmamın ilk verimli alanı sayılabilir. Daha önce sadece TBD bilim kurgu öykü yarışması için yazdığım öykülerim olmuştu ele gelen. (İlk yazdığım öyküde aldığım üçüncülük ardından chip.com.tr’de yazdığım Kamil Asma günlükleri de önemliydi.) Gece ziyaretleri sayesinde daha uzun soluklu bir kanalda kurgu yazmaya başlamış oldum. 24 ayrılık öyküsü serisindeki Mağarada hikayesi, birkaç oturmalık değil de zamana yayılması gerekecek kadar uzun kurguları nasıl yazabileceğim konusunda kişisel stratejimi geliştirmeme çok fayda sağladı.

Mağarada öyküsü olmasaydı ‘Bana beş dakikanızı verebilir misiniz’in ilk taslağını bitirmem mümkün olmazdı.

Yazmak, çok keyifli benim için. Okumak da. İşim de benzer şekilde keyif veren bir iş.

Üretmeye devam. Yavaş yavaş bunları ‘basılı’ olarak yayınlatmayla ilgili konulara da kafa yormayı düşünmeliyim belki.

Hoş, ne kadar anlamlı emin değilim. Belki de çevrimiçi mecrada sadece bilinirliği ve yaygınlığı daha artırmaya yönelik derli toplu bir ortam da tercihim olabilir.

Şimdilik, üreteyim de… Sonra düşünürüz.

Keşke bir de geri besleme için okurlarım birazcık zaman ayırsalar…

Var olduklarını, orada olduklarını bilsem. Neleri beğendiklerini, neleri beğenmediklerini duysam…

İstatistiklerden var olduklarını, verdikleri puanlardan ve bazı yorumlardan beğenilerini hissedebiliyorum. Ama işte… ne kadar güzel söylemiş söyleyen: ‘Marifet iltifata tabiidir.’

KırkAmbar içinde yayınlandı | Yorum bırakın

En sevdiğim şehrimin hikayesi


yağmur yağıyordu en sevdiğim şehrin sokaklarına
iki gündür durmadan yağıyordu
dışarı çıktım onu aradım
incecik bir gömlekle aradım
her yere baktım
tüm minibüslerin arka koltuklarına
sinemaların loş localarına
tüm ara sokakların suda boğulmuş kaldırımlarına
her yere baktım bulamadım

yokluğunda kendimi kaybettim
kulaklarım tanımaz oldu sesimi
sırılsıklam açtım
dizlerim dayandığınca durmadım
yine de bulamadım

çalmışlardı en sevdiğim şehrimi
yahut benden kaçtı haberim olmadı
bu siluet şehir benim şehrim değil
bu şehir yağmurun dostu benim değil

bulamadım onu bıraktığım yerde yoktu
belki de sadece bıraktığım gibi yoktu

Mustafa Acungil, 1 Eylül 1991

KırkAmbar içinde yayınlandı | 4 Yorum

Ben bir işçiyim


senin alnın ak başın dik
bizim alnımız kara başımız eğik

senin sırtın pek karnın tok
bizim sırtımız terli, karnımız guruldar

senin işlerin var düşünecek
bizim işimiz evimize ekmek götürmek

kantara vurmak başka hikaye lakin
orada dur

bizim katıksız kuru ekmeğimiz ne lezzetlidir bir bilsen
sen yersin de yersin
aşçılardan aşçı beğenmeyip
bulamazsın o lezzeti

okutamayız belki evladımızı
ama sırtını bir sıvazlarız başardığında
yerler gökler onun olur
seninki aldığın arabanın modelini beğenmez

bir kere gönül verdiğimizle
bir ömür paylaşırız biz derdi de mutu da
sen yüz dudaktan bal toplarsın
hepsi de sahte

bir de ölüm var ha
unutma
biz her gün ona yürürüz
sen kıçın kıçın kaçarsın

ölümden sonrasını zaten sonrası bilir
ölümden önceye de bak
senin o hırsın var ya o hırsın
o gözü doymaz tamahın
bir tek huzurlu nefes aldırmaz bu dünyada

işçiyim
bileğimin
emeğimin
yüreğimin
beynimin
hakkıyla

sen de adam ol
patron olduğundan değil derdin
zengin olduğundan da
adam olmadığından

Mustafa Acungil, 20 Mayıs 2014

Şiirlerim içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kusurlu şeyleri severim ama niye?


Bir yandan mühendis bir yanım var. Çok belli etmesem de düzeni de severim. Şeylerin bir düzeni vardır kafamda. Dış bir gözlemci bunu bazen kolay algılayamasa da…

Ama mükemmel gibi gözüken şeyleri sevmem. Daha doğrusu kendi yaptıklarımda mükemmele, aşırı bir düzene doğru giden bir şey hissettiğimde, bazen kasıtlı olarak bozarım o düzeni. Mesela Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikler’i yazarken, on taktik yazıp herbiri için beşer fayda yazıyordum. Taktiklerden birisi için kasıtlı olarak altı fayda yazdım.

Geçenlerde yazdığım bir şiirde, şiirin ilhamı kendiliğinden ritmik geldi, kendiliğinden hece ölçüsüne kaydı şiir. Dörtlüklerin tekrar eden son satırını sekiz hece, önceki satırları yedişer hece yaptım. Üstelik dörtlüklerden birinde o önceki satırlardan birini yedi hece değil sekiz hece yaptım bir de.

Kusur güzeldir. Mükemmel diye bir şey yok. Her yapılanın daha iyisi de yapılabilir. Mükemmel, asla ulaşılabilecek bir şey değildir. Ben, yapabileceğimin en iyisini, makul zamanda yaparım. Bazen o makul sürede yaptığım şeyde aşırı bir düzen algısı, çabası ya da yönelimi görürsem de, işte böyle ufak bir kusur ekleyip bozarım.

İnsanın kafa sağlığı ve huzuru için bu yaklaşımın çok daha doğru olduğunu düşünüyorum. Neye göre? Her yaptığını mükemmel yapmaya çalışmaya göre.

KırkAmbar içinde yayınlandı | 6 Yorum